English-Turkish translations for feeling:

hissederek · hisli, his · duygulu, duygu, duygusal · hissetme · duyarak, duyarlı · canlı · heyecan · duyu · his dünyası · hassas · hislerle., hislerle · merhamet · acıma · hissiyat · algı · dokunma · other translations

feeling hissederek

I feel really, really bad about what happened, and I wanna tell you something.

Olanlar konusunda kendimi çok kötü hissediyorum ve sana bir şey söylemek istiyorum.

And a young woman, like yourself looks for a successful man like Jason because she wants to feel safe.

Ve senin gibi genç bir kadın Jason gibi başarılı bir erkek arıyor çünkü kendisini güvende hissetmek istiyor.

No, I'm I don't feel well.

Hayır ben pek iyi hissetmiyorum.

Click to see more example sentences
feeling hisli, his

Okay, look, I've got a really bad feeling here, and I would hate for your first time

Dinle, içimde çok kötü bir his var ve ilk seferin için gerçekten nefret

It's just a feeling, because Paul knew him.

Bu sadece bir his. Cünkü Paul onu tanıyordu.

Just a feeling.

Sadece bir his.

Click to see more example sentences
feeling duygulu, duygu, duygusal

I just got this feeling like something really bad is about to happen.

Ben gerçekten kötü bir şey gibi bu duygu hakkında gerçekleşmesi için var.

It's not a good time for feelings.

Duygular için iyi bir zaman değil.

Just feeling so God, that poor girl.

Bu duygu öyle Tanrım, zavallı kız.

Click to see more example sentences
feeling hissetme

So, please Please, please Don't ever feel bad for being alive.

O yüzden lütfen lütfen, lütfen sağ kaldığın için kendini kötü hissetme.

Don't feel a thing, Mom!

Sakın bir şey hissetme, anne!

Oh, Mom, don't feel bad.

Oh, Anne, kötü hissetme.

Click to see more example sentences
feeling duyarak, duyarlı

I should think that to hear such lovely music would make him feel better.

Hayır, bence bu kadar güzel bir müziği duymak onu daha iyi hissettirir.

Yes, me too, but I keep having the same feeling.

Evet, ben de, ama ben de sürekli aynı hissi duyuyorum.

It's only now I feel such love.

Sadece şimdi böyle bir aşk duyuyorum.

Click to see more example sentences
feeling canlı

It's a new feeling and it's eating me alive.

Bu yeni bir his ve bu beni canlı canlı yemek demek.

I feel very bright and much younger and more alive.

Çok neşeli ve çok daha genç ve canlı hissediyorum.

I feel so alive right now.

Şu an çok canlı hissediyorum.

Click to see more example sentences
feeling heyecan

This is so exciting. I mean, doesn't it feel like we're already family?

Bu çok heyecanlı, yani şimdiden bir aile olduk değil mi?

But I'm feeling pretty excited about tonight.

Ama bu gece için oldukça heyecanlıyım.

You don't understand how excited I am, how important I feel, do you?

Anlamıyorsun değil mi ne kadar heyecanlı olduğumu? Kendimi nasıl önemli hissettiğimi?

Click to see more example sentences
feeling duyu

Must make you feel really proud, huh?

Gerçekten gurur duymuş olmalısın değil mi?

A weapon can't feel fear.

Bir silah korku duymaz.

Go ahead and cry, darling. Make Donk feel guilty. Don't call me Donk!

Devam et ve ağla, hayatım. Bırak Eşk suçluluk duysun. Bana Eşk deme lütfen!

Click to see more example sentences
feeling his dünyası

Isn't that the best feeling in the world?

Dünyadaki en iyi his bu değil midir?

Is there a better feeling on Earth?

Dünyada daha iyi bir his var ki?

Best feeling in the world.

Dünyadaki en iyi his.

Click to see more example sentences
feeling hassas

I feel very sensitive right now.

Şu anda kendimi çok hassas hissediyorum.

I'm feeling really sensitive today.

Bugün çok hassas hissediyorum.

We got delicate feelings.

Bizim hassas duygularımız var.

feeling hislerle., hislerle

It's not just a problem about feelings.

Bu sadece hislerle ilgili bir sorun değildi.

I once had a heart full of tender feelings.

Bir zamanlar şefkatli hislerle dolu bir kalbim vardı.

But, yes, I'm full of feelings.

Ama, evet, ben hislerle doluyum.

feeling merhamet

Do you feel warm and compassionate?

Sıcak ve merhametli hissediyor musun?

The heart that feels compassion for others.

Bu kalp diğerleri için merhamet besliyor.

He suffers because he's good and feels compassion.

Acı çeker çünkü iyidir ve merhamet hisseder.

feeling acıma

Stop feeling sorry for yourself, Miklo, and make something of your life.

Kendine acımayı bırak, Miklo ve hayatın için bir şeyler yap.

You mustn't feel responsible, orpity me.

Kendini sorumlu hissetme ve sakın bana acıma.

feeling hissiyat

Just a hunch, it's a feeling.

Sadece bir önsezi, bir hissiyat.

Feelings of déjà vu.

Bir de javu hissiyatı.

feeling algı

It's a feeling, a sense.

Bu bir his, bir algı.

feeling dokunma

Touch, smell, he feels no pain

Dokunma, koku, hiç acı hissetmiyor