English-Turkish translations for fell:

düşürmek, düşmek · aşık · öldürücü · inmek · kır · vurmak · yere sermek · kesmek · other translations

fell düşürmek, düşmek

So it's murder, or he, uh Fell and hit his head.

O zaman ya cinayet ya da düştü ve başını çarptı.

You know, in a rehearsal once, a dancer fell.

Bir keresinde bir provada bir dansçı düştü.

I think something fell.

Bir şey düştü galiba.

Click to see more example sentences
fell aşık

One night, Joe went to a party and fell in love with a girl named Mary.

Bir gece, Joe bir partiye gitti ve orada Mary diye bir kıza aşık oldu.

Maybe you're not the person she fell in love with anymore, man.

Belki de sen artık onun aşık olduğu kişi değilsin, dostum.

You fell in love with me, didn't you?

Sen de bana aşık oldun, değil mi?

Click to see more example sentences
fell öldürücü

You know, three months fell exactly two days before Monica died.

Üç ay tam olarak Monica ölmeden iki gün önce bitti.

He fell ill and died five months ago.

O hastalandı ve beş ay önce öldü.

Oh, uh, some evil witch cast a spell which released him, and then they fell in love, and she got killed by his enemies.

Oh, iyi, bazı kötü cadı onu serbest bıraktı bir büyü, döküm ve sonra da aşık düştü ve onun düşmanları tarafından öldürüldü.

Click to see more example sentences
fell inmek

In Ha really fell in love at first sight.

In Ha gerçekten ilk görüşte aşık oldu.

And like an icy veil, sadness fell over D'Leh's heart.

Üzüntü, buzlu bir dantel gibi D'Leh'in kalbini kapladı.

In-jae fell into trap just because he was a gangster

In-jae sadece bir gangster olduğu için tuzağa düşmüştür.

Click to see more example sentences
fell kır

A guy fell here and broke his balls.

Adamın biri burada düştü ve toplarını kırdı.

I fell and broke my leg.

Ben düştü ve bacağımı kırdı.

The photograph fell and broke.

Bir fotoğraf düşmüş ve kırılmış.

Click to see more example sentences
fell vurmak

Then a hunter shot him and the bird fell down on the car.

Sonra bir avcı kuşu vurdu ve kuş da arabanın üzerine düştü.

With a big axe he struck her once and she fell.

Büyük bir baltayla ona bir kez vurdu ve Anethe düştü.

He fell backwards and hit his head.

Arkaya doğru düştü, ve kafasını vurdu.

Click to see more example sentences
fell yere sermek

Well At least I won't be the first scientist. To be ironically felled by science, huh?

En azından ironik bir şekilde bilim tarafından yere serilen ilk bilim insanı ben olmayacağım, değil mi?

Limehouse just felled him like a tree.

Limehouse Arlo'yu bir ağaç gibi yere serdi.

fell kesmek

She fell and cut herself.

Düştü ve kendini kesti.