English-Turkish translations for flash:

flash · flaş · yanıp sönmek · şimşek · parıltı · parlama · parlamak · yıldırım · yakmak · gösterişli · ani · şiddetli · other translations

flash flash

If Flash and Harry are here at least they've got Danny to protect them.

Eğer Flash ve Harry buradaysa en azından onları korumak için Danny yanlarında.

Leave me alone, Flash.

Beni rahat bırak, Flash.

Where's Flash Gordon?

Flash Gordon nerede?

Click to see more example sentences
flash flaş

That's a flash car, mister.

Bu bir flaş araba bayım.

Because they have the Flash Drive.

Çünkü onlarda flaş bellek var.

Here's a news flash.

Al sana bir flaş haber.

Click to see more example sentences
flash yanıp sönmek

I remember a flashing triple star, a giant gas planet with rings, and a comet.

Yanıp sönen bir üçlü yıldız hatırlıyorum halkaları olan bir gaz devi ve bir kuyruklu yıldız.

Check my messages a flashing light means that somebody called.

Mesajlarımı kontrol et. Yanıp sönen ışık birisi aramış demek.

And flashing lights, and drinks

Yanıp sönen ışıklar ve içkiler

Click to see more example sentences
flash şimşek

I say "flash", you say "thunder".

Ben "şimşek"derim, sen" yıldırım".

I say "flash,"you say" thunder." Yes, sir.

Ben "şimşek"derim, sen" yıldırım". Evet, efendim.

Flash, loud, proud and stupid.

Şimşek, Gürültü, Mağrur ve Aptal.

Click to see more example sentences
flash parıltı

I saw something, like a flash of light.

Bir şey gördüm. Işık parıltısı gibi bir şey.

There was nothing. There was no flash of light, nothing!

Hiçbir şey yoktu, bir ışık parıltısı, hiçbir şey.

Being flash and a coon, Roland had to be different.

Parıltılı ve bir zenci olmak Roland farklı olmalıydı.

Click to see more example sentences
flash parlama

Did you see a flash?

Bir parlama gördün mü?

There was a blue flash and a leak that caused damage.

Mavi bir parlama oldu ve sızıntı hasara yol açtı.

There was another flash.

Bir parlama daha oldu.

Click to see more example sentences
flash parlamak

He had clear blue eyes, that flashed like lightning.

Açık mavi gözleri vardı, ışık gibi parlıyordu.

Yeah, your whole body just flashed back.

Evet, tüm vücut sadece geri parladı.

And flashing lights.

Ve parlayan ışıklar.

Click to see more example sentences
flash yıldırım

I say "flash", you say "thunder".

Ben "şimşek"derim, sen" yıldırım".

I say "flash,"you say" thunder." Yes, sir.

Ben "şimşek"derim, sen" yıldırım". Evet, efendim.

Lightning, Ramona Black Flash.

Yıldırım, Ramona Kara Şimşek.

Click to see more example sentences
flash yakmak

You'll flash the light once for "yes"twice for" no,"and three times for" I don't know.

Işığı, evet demek için bir kez, hayır için iki kez, bilmiyorum demek için üç kez yak.

Stan, flash the external lights three times.

Stan, harici ışıkları üç kez yak ve söndür.

Flash of light, searing pain, and puf!

Bir ışık parlaması, yakıcı bir acı ve püf!

Click to see more example sentences
flash gösterişli

You think the FMRl's gonna show a big arrow pointing to a flashing sign saying "savantism"?

FMRI'ın kocaman bir okla "dahilik" diye yanıp sönen bir yeri göstereceğini mi sandın?

What, you didn't see themicroexpression he flashed?

Ne, gösterdiği mikro ifadeyi görmedin mi?

flash ani

You know the flash stuff, but not the basics.

Ani şeyleri biliyorsun ama temel şeyleri değil.

Qualities caused by the flash-freezing of tissue.

Bu niteliklere dokunun aniden donması neden olmuş.

flash şiddetli

Flashes of anger, violence, and then nothing at all.

Öfke ve şiddet parlamaları ve sonra hiç bir şey.