English-Turkish translations for floating:

yüzen, yüzer · uçan · kayan · dalgalı, dalgalanan · gezici · değişken · seyyar · other translations

floating yüzen, yüzer

This mixing creates ideal conditions for a vast community of floating microscopic plants.

Bu karışım uygun koşulları yaratır. Yüzen geniş bir toplum olan mikroskobik bitkiler için.

There's a hat floating here.

Burada yüzen bir şapka var.

Actually, a rock would sink, so a floating rock.

Aslında, kaya batacaktır. Öyleyse yüzen bir kaya.

Click to see more example sentences
floating uçan

Yes, you've discovered My floating genetic engineering facility.

Evet, benim uçan genetik mühendislik tesisimi keşfettin.

Look what the floating heads did!

Bak uçan kafalar ne yaptı!

Did you just see a little Hare Krishna midget in a tree, floating?

Ağaçta bir Hare Krishna cücesi gördün mü? Uçan bir cüce?

Click to see more example sentences
floating kayan

It's a fluffy cloud, floating, happy.

Yumuşacık bir bulut. Kayan, mutlu.

The heart like a floating cloud.

Kalp kayan bir bulut gibidir.

Advanced floating lens technology.

Gelişmiş kayan lens teknolojisi.

floating dalgalı, dalgalanan

I think it's a floating line.

Sanırım bu dalgalı bir çizgi.

Stratos, captain, a city actually floating in the sky.

Stratos, Kaptan, aslında gökyüzünde dalgalanan bir kent.

floating gezici

It's a floating game.

Bu gezici bir oyun.

floating değişken

Why aren't you out on a parade float somewhere?

Neden dışarıda geçit töreninde bir yerlerde değilsin?

floating seyyar

It's not floating exactly.

Tam olarak seyyar değil.