English-Turkish translations for flying:

uçan · uçar · uçuş · uçma · geçici · hızla geçen · uçman · dalgalanan · kısa · acele · other translations

flying uçan

Listen to me, there's something outside and it's flying right at us.

Beni dinle. Dışarıda bir şey var ve bize doğru uçuyor.

A huge thing like this, flying!

Bu kadar büyük bir şey uçuyor!

The flying fish.

Evet, uçan balık.

Click to see more example sentences
flying uçar

So, no more flying around, no more lying. OK, no, that's not exactly It's fine.

Artık etrafta uçmak yok, yalan söylemek yok. Aslında tam olarak öyle değil Sorun değil.

But no more flying.

Ama bir daha uçmak yok.

Me and me friends fly, fly in great metal bird.

Ben ve benim arkadaşlar uçmak, büyük metal kuşla.

Click to see more example sentences
flying uçuş

Come on up and do a little flying with me

Haydi yukarı gel ve benimle küçük bir uçuş yap

Not for that kind of flying.

O tür uçuşlar için değil.

Good weather for flying.

Uçuş için hava güzel.

Click to see more example sentences
flying uçma

Yeah, well, try flying through Tokyo and London first, and then we'll talk.

Evet, bir de önce Tokyo ve Londra'dan uçmayı dene ve sonra konuşalım.

That's a flying machine, right?

Bir uçma makinesi, değil mi?

The truth is, Julia, you deserve to fly.

Gerçek şu ki, Julia, sen uçmayı hak ediyorsun.

Click to see more example sentences
flying geçici

Flying around, everything is so small, everything goes by so fast.

Uçarken, her şey çok küçük, her şey çok hızlı geçip gidiyor.

Could've been worse we could've been in a small plane flying through a typhoon.

Daha kötüsü de olabilirdi. Küçük bir uçakta, bir tayfunun içinden geçiyor olabilirdik.

My God, how time flies.

Tanrım, zaman nasıl geçiyor.

Click to see more example sentences
flying hızla geçen

Flying around, everything is so small, everything goes by so fast.

Uçarken, her şey çok küçük, her şey çok hızlı geçip gidiyor.

I can't believe it's been that long. Time flies, huh, Janice?

O kadar olduğuna inanamıyorum, zaman hızla geçiyor, değil mi Janice?

Time flies too fast.

Zaman çok hızlı geçiyor.

Click to see more example sentences
flying uçman

That's the way to fly, Randy.

Bu uçmanın bir yolu, Randy.

It isn't too windy for you to fly.

Senin uçman için çok rüzgarlı değil ama.

flying dalgalanan

And on a future filled with motorized vehicles, radio waves, and flying machines!

Ve gelecekte motorlu araçlar, radyo dalgaları ve uçan makineler olacağı.

flying kısa

The overload shorted out the time circuits" " and destroyed the flying circuits.

Aşırı yükleme zaman devrelerini kısa devre etti "ve uçuş devrelerini bozdu.

flying acele

Hurry, fly back to me.

Acele et, bana uç.