English-Turkish translations for foul:

faul · bulaştırmak · iğrenç · pis · kötü · bozuk · faul yapmak · karışmış · berbat · kaba · ahlaksız · ayıp · suikast · tiksindirici · kokuşmuş · other translations

foul faul

'Cause that's a technical foul

Çünkü bu bir teknik faul

That's a foul.

Bu bir faul!

I may even catch a foul ball.

Hatta bir faul topu bile yakalarım.

Click to see more example sentences
foul bulaştırmak

It's a conspiracy. A foul conspiracy!

Bu bir komplo, adi bir komplo!

Two, you foul up and Holstein hears you, and, well, you don't want that, right?

İki, çuvallarsın ve Holstein seni duyar ve sonra Bunu istemezsin, değil mi?

Okay, that's, like, a foul.

Tamam, bu, faul, gibi bir şey.

Click to see more example sentences
foul iğrenç

It's a foul monster!

Bu ne iğrenç bir canavar!

Never again, foul creature.

Bir daha asla, iğrenç yaratık.

You foul old bastard.

Seni iğrenç, yaşlı piç.

Click to see more example sentences
foul pis

What a foul and awesome display.

Ne pis ama müthiş bir gösteri!

For it is a foul world.

Çünkü bu pis bir dünya.

Most foul and wicked wizard.

En pis ve ahlaksız sihirbaz.

Click to see more example sentences
foul kötü

Foul. Like a bad smell.

Kötü bir koku gibi.

Ladies and gentlemen, due to the foul odor aboard,

Bayanlar ve baylar, Uçaktaki kötü koku sebebiyle,

That's the most foul, cruel and bad-tempered rodent you ever saw.

Bu görüp göreceğiniz en kötü, zalim ve huysuz kemirgen.

Click to see more example sentences
foul bozuk

You got a foul mouth, you know that?

Çok bozuk bir ağzın var, biliyor musun?

You got a foul mouth, mate.

Bozuk bir ağzın var, dostum.

That's my foul-mouthed foster sister, Debra.

Bu benim ağzı-bozuk üvey kardeşim, Debra.

Click to see more example sentences
foul faul yapmak

Damn, that's a hard foul!

Lanet olsun, sert faul yaptın.

Now Mahdavikia gets it, but he fouls.

Şimdi Mahdavikia aldı, ama faul yapıyorlar.

Hey yo, foul, bitch!

Hey, faul yaptın, piç.

foul karışmış

Including PARK Bongju, I was determined to teach every foul-playing judge a lesson.

PARK Bongju da dahil, tüm kalleş hakimlere bir ders vermeye kararlıydım.

One more foul-up like this, Douglas, you're disqualified.

Douglas, bir daha bu şekilde karıştır, diskalifiye olursun.

You and this foul slut you call a wife.

Sen ve karım dediğin bu iğrenç sürtük.

foul berbat

Colin, I'm sorry I fouled things up.

Colin, her şeyi berbat ettiğim için üzgünüm.

Foul night Brunton.

Berbat gece Brunton.

foul kaba

Foul language is an issue for me.

Kaba dil, benim için bir konudur.

Mr Eckland is a rude, foul-mouthed, drunken, filthy beast.

Bay Eckland kaba, pis ağızlı, sarhoş, pis bir hayvandır.

foul ahlaksız

Most foul and wicked wizard.

En pis ve ahlaksız sihirbaz.

foul ayıp

And now, the "foul pie.

Ve şimdi ayıp pasta.

foul suikast

Sir Aldous Wensleydale, foul play suspected.

Sör Aldous Wensleydale, suikast şüphesi.

foul tiksindirici

You foul, obnoxious muck!

Seni pis, tiksindirici gübre!

foul kokuşmuş

Augustus Gloop, so big and vile So greedy, foul and infantile

Augustus Vıcık, iri ve rezil gözlü, kokuşmuş ve bebekçil