English-Turkish translations for front:

ön · ön taraf · cephe · öndeki · bakmak · alın · açık · baş · başkan · yüz · paravan şirket · ön saf · maske · karşı olmak · sözcü · other translations

front ön

Someone or something called to bring me news of her death and opened the front door for me.

Biri ya da bir şey bana ölümü haber vermek için geldi ve ön kapıyı açtı.

It's got a front door!

Bir ön kapısı var!

Mr. Shaw, a few hours ago, Lester stepped in front of a subway train.

Bay Shaw birkaç saat önce Lester bir metro treninin önüne atladı.

Click to see more example sentences
front ön taraf

We got a car out front waiting for you anyway.

Ön tarafta bir araba yine de sizi bekliyor.

There's no other way except the front

Ön taraftan başka çıkış yolu yok

All right, watch the front.

Tamam, ön tarafı izle.

Click to see more example sentences
front cephe

Second World War, Russian front not a good idea.

İkinci Dünya Savaşı, Rusya cephesi iyi bir fikir değildi.

It is a lovely front.

Çok güzel bir cephe.

Which second front is that?

Hangi ikinci cephe bu?

Click to see more example sentences
front öndeki

Find a place near the front.

Öne yakın bir yer bul.

Front and center!

Öne ve merkeze!

Park out front.

Öne park et.

Click to see more example sentences
front bakmak

Let's look at the front!

Hadi ön tarafa bak!

Look out the front window.

Ön camdan dışarı bak.

Look out your front window.

Ön pencereden dışarı bak.

Click to see more example sentences
front alın

Morgan and I will get the front.

Morgan ve ben ön tarafı alacağız.

Okay, Sam, you take the front.

Ok Sam, sen ön tarafı al.

Daniel, Teal'c, take the front entrance.

Daniel, Teal'c, ön girişi alın.

Click to see more example sentences
front açık

The front door was open and I thought

Ön kapı açıktı ve ben de düşündüm ki

Honey, I left the door, the front door open.

Hayatım, kapıyı açık bıraktım, ön kapı açıktı.

Someone obviously left the front door open again.

Biri ön kapıyı yine açık bırakmış olmalı.

Click to see more example sentences
front baş

Not your best photo, true, but still, front page is good, no?

En iyi resmin değil, doğru, ama yine de baş sayfa iyidir, değil mi?

Nice start with a front page!

Baş sayfada güzel bir başlangıç!

Tell your friend that Tell her it's not a front-page story.

Arkadaşına şunu söyle Ona de ki, bu baş sayfalık bir hikaye değil.

Click to see more example sentences
front başkan

Maybe this company is a front for something else.

Belki de bu şirket başka bir şey için paravandır.

There was a car out front and another down the hill.

Ön tarafta bir araba, aşağıda başka bir araba vardı.

Oh, especially in front of another girl?

Özellikle başka bir kızın önünde mi?

Click to see more example sentences
front yüz

This is just a front.

Bu sadece ön yüzü.

I'll be right up front so don't worry.

Ben hemen önde olacağım, bu yüzden merak etme.

So you threw her in front of a bus.

Bu yüzden onu bir otobüsün önüne attın.

Click to see more example sentences
front paravan şirket

So it's a front company.

Yani bir paravan şirket.

I think the shipping company is an al-Qaeda front.

Sanırım gemi şirketi, El Kaide'nin bir paravan şirketi.

So Credit Dauphine. That's a front company?

Yani banka, Credit Dauphine paravan bir şirket mi?

front ön saf

Dominars are far too valuable for combat, much less front-lines.

Hükümdarlar harpte harcanmak için çok değerlidir kaldı ki ön saflarda.

Please don't take Moo-Cow to the front lines.

Lütfen İnek Moo'yu ön saflara götürmeyin! Lütfen!

Marcellus, a dozen front-rank men, swords only.

Marcellus, bir düzine ön-saf asker, yalnızca kılıçlar.

front maske

I couldn't find the names of the other band members, but I'm guessing that the masked front man is our John Doe Musician.

Ben isimlerini bulamadı diğer grup üyeleri, bir ama tahmin ediyorum maskeli ön adam bizim John Doe Müzisyen olduğu olduğunu.

No, he's merely a front.

Hayır, o yalnızca bir maske.

front karşı olmak

Look, I just wanna be up-front with you.

Bak, sadece sana karşı dürüst olmak istedim.

front sözcü

Actually, it's just a front.

Aslında, sadece bir sözcü.