English-Turkish translations for full:

dolu · tam · doymuş · tüm · çok · tamamen · büyük · bütün · dolu şey · son · tamam · teşekküllü · bir şeyin dolusu · eksiksiz · kalın · dolmuş · komple · dolgun · tutulmuş · tok · geniş · ful · bol · boş olmayan · iri · other translations

full dolu

I'm going somewhere normal, with my normal friends, to a place full of normal people.

Normal arkadaşlarımla normal bir yere gidiyorum. Normal insanlarla dolu olan bir yere.

That opened my eyes, that moment full of terror opened my eyes and strangely enough, come a better person.

Bu, benim gözlerimi açtı O an dehşet dolu gözlerimi açtım ve garip, Daha iyi bir insan geliyor.

She lived a full life.

Hayatını dolu dolu yaşadı.

Click to see more example sentences
full tam

He went out and came back a full hour later. a full hour later.

Dışarı çıkmış ve tam bir saat sonra dönmüş. tam bir saat sonra.

That's definitely full

Bu kesinlikle tam.

Full security alert.

Tam güvenlik alarmı.

Click to see more example sentences
full doymuş

Except for a box full of French books and this apartment, I have nothing.

Bİr kutu dolusu fransızca kitap ve bu ev dışında hiçbir şeyim yok.

Or maybe you're full of hot air.

Belki de için sıcak hava doludur.

A huge tree full of them.

Dev bir ağaç onlarla doluydu.

Click to see more example sentences
full tüm

No, sir. But I accept full responsibility.

Hayır, efendim, ama tüm sorumluluğu kabul ediyorum.

But Madam President, I take full responsibility.

Fakat Başkan Hanım, tüm sorumluluğu ben üstleniyorum.

Whole building full of people.

Tüm bina insanlarla dolu.

Click to see more example sentences
full çok

Now, if there's nothing else, I have a really full day.

Şimdi, başka bir şey yoksa, çok yoğun bir günüm var.

So, you have a house full of women now, Mr. Writer.

Evet, artık evinde bir çok kadın var, Bay Yazar.

Because, Amy, this is important, the forest is full of Angels.

Çünkü, Amy. Bu çok önemli. Tüm orman Melek dolu.

Click to see more example sentences
full tamamen

Yeah, totally full.

Evet, tamamen dolu.

This one's full.

Bu tamamen dolu.

That means full surrender!

Bu tamamen teslim olmak demek!

Click to see more example sentences
full büyük

To a really good place. With a big sunny house, a garden full of flowers, the sound of piano playing,

Gerçekten iyi bir yere. güneşli büyük bir evi olan, çiçeklerle dolu bir bahçesi, çalan bir piyano sesi,

It's got a big bedroom and a full bathroom.

Büyük bir yatak odası var, banyosu eksiksiz.

My little heart is no bigger than a quarter, but it's as full as Fort Knox.

Benim küçük kalbim bi çeyreklikten daha büyük değil. Ama Fort Knox kadar dolu.

Click to see more example sentences
full bütün

But that's not the full story.

Ama bütün hikaye bu değil.

I take full responsibility, honey, okay?

Bütün sorumluluğu ben alıyorum tatlım, tamam mı?

As his professor and Grand Master, I take full responsibility.

Onun Profesörü ve Büyük Ustası olarak bütün sorumluluğu alıyorum.

Click to see more example sentences
full dolu şey

This is the big, bad world full of mean people, where nasty things happen.

Bu büyük, kötü dünya pis insanlarla dolu ve kötü şeyler oluyor.

Yes, yes. Everything has been very mad and full of patients.

Evet evet, Her şey çok kızgın ve hastaların dolu olmuştur,

It's an ancient forest, May Belle, full of magical creatures and friendly giants, anything you can imagine.

Burası çok eski bir orman, May Belle sihirli yaratıklar ve dost canlısı devlerle dolu hayal edebileceğin her şey.

Click to see more example sentences
full son

When was the last time we spent a full weekend together?

En son ne zaman bir hafta sonunu birlikte geçirdik?

When was the last time you had a full-time doctor here?

Burda en son ne zaman tam gün çalışan bir doktor vardı?

We're a full house this weekend.

Hafta sonu ev dolu olacak.

Click to see more example sentences
full tamam

I mean, I take full responsibility for this, okay?

Yani tüm sorumluluğu ben alıyorum, tamam mı?

I take full responsibility, honey, okay?

Bütün sorumluluğu ben alıyorum tatlım, tamam mı?

All right, now return fire, main battery, full power.

Tamam, şimdi karşılık verin, ana batarya, tam güç.

Click to see more example sentences
full teşekküllü

He's still a full wizard.

Hala tam teşekküllü bir büyücü.

Sir, we don't need to mount a full-scale operation.

Efendim, tam teşekküllü bir operasyon düzenlememize gerek yok.

Frank, I'm gonna be a Full-Fledged firefighter.

Frank ben tam teşekküllü itfaiyeci olacağım.

Click to see more example sentences
full bir şeyin dolusu

Except for a box full of French books and this apartment, I have nothing.

Bİr kutu dolusu fransızca kitap ve bu ev dışında hiçbir şeyim yok.

So a plane full of people are dead and our best lead is nothing?

Yani bir uçak dolusu insan öldü. Ve bizim tek ipucumuz ise Hiçbir şey mi?

But it's gotta be something definite, like, say, a pub full of dead people.

Ama kesin bir şeyler olmalı. Mesela bir bar dolusu ölüler gibi.

Click to see more example sentences
full eksiksiz

It's got a big bedroom and a full bathroom.

Büyük bir yatak odası var, banyosu eksiksiz.

Write a full report.

Eksiksiz bir rapor yaz.

Full confession, ten minutes.

Eksiksiz itiraf, on dakika.

Click to see more example sentences
full kalın

Because I got the kids three days a week and if I had a full-time job

Çünkü çocuklar üç gün bende kalıyor ve eğer tam zamanlı bir işim olursa

Mr Poppington, you are remanded until you have undergone a full psychological evaluation.

Bay Poppington, tam bir psikolojik değerlendirmeden geçene kadar gözaltında kalacaksınız.

And we know that Venus' thick atmosphere is full of sulphur.

Ve Venüs'ün kalın atmosferinin sülfür ile dolu olduğunu biliyoruz.

Click to see more example sentences
full dolmuş

Full house, like old times.

Ev dolmuş, eski günlerdeki gibi.

He's so full of it.

O kadar dolmuş ki.

Memory card's full.

Hafıza kartı dolmuş.

Click to see more example sentences
full komple

I hope this isn't a full flight.

Umarım bu komple bir uçuş değildir.

Four rooms, four boxes full of plastic crap from China.

Dört oda, dört kutu komple Çin malı plastik ıvır zıvır.

She did a full body scan too.

Komple bir vücut taraması da yaptı.

Click to see more example sentences
full dolgun

Blue eyes, pale skin, full lips, nice nose.

Mavi göz, soluk ten, dolgun dudaklar, güzel burun.

It's so shiny and Full.

O kadar parlak ve dolgun ki.

Very full, very sensual.

Çok dolgun, çok seksi.

Click to see more example sentences
full tutulmuş

Which is why I want to hire a full-time psychologist.

Bu yüzden de tam gün çalışacak bir psikolog tutmak istiyorum.

He hired outside consultants to conduct a full investigation of both SOC and Simons-Wachtel.

O SOC ve Simons-Wachtel'den danışmanlar tuttu tam bir soruşturma yapmaları için.

No, I mean it just shows how full of life this place was today, how hard we worked to keep it together.

Hayır, ben gösterileri sadece bunu demek nasıl hayat dolu Burası bugün, ne kadar zor biz bir arada tutmak için çalıştı.

Click to see more example sentences
full tok

For a dying person, it's really hard to be full.

Ölü bir insan için, tok olmak gerçekten zor.

Is everyone happy and full?

Herkes mutlu ve tok mu? Evet.

A full stomach.

Tok bir karın.

full geniş

Otherwise, this would be a full-scale intervention.

Yoksa, bu bir geniş kapsamlı müdahale olurdu.

They're planning a full-scale attack.

Geniş çaplı bir saldırı planlıyorlar.

The guys were under a full-scale attack.

Beyler geniş çaplı bir saldırı altındaydı.

full ful

So, Mikesh, you a messenger full-time?

Mikesh, ful-time kuryelik mi yapıyorsun?

Whereas she had full-Sex with patrick.

Ancak Patrick'le ful seks yapti.

She has full-Sex with me.

Benimle de ful seks yapiyor.

full bol

But our country is full of water and water cleans a lot better.

Ama bizim ülkemizde su bol ve su daha iyi temizliyor.

full boş olmayan

Doesn't matter if it's empty or full.

Boş ya da dolu olması fark etmez.

full iri

Prison's full of chubby-chasers.

Hapishaneler iri serserilerle dolu.