English-Turkish translations for genuine:

gerçek · hakiki · samimi · içten · orijinal · tam · halis · özgün · hilesiz · saf · other translations

genuine gerçek

I think the best part is you're finally with someone Who's genuinely attractive

Bence en iyi kısmı sonunda gerçekten çekici biriyle birlikte olman.

He's a genuine martial artist.

O gerçek bir dövüş sanatçısı.

It's genuine it's a Van Gogh

Gerçek Bu bir Van Gogh

Click to see more example sentences
genuine hakiki

Yeah, he really is a genuine idiot, isn't he?

Evet, o hakiki bir salak, değil mi?

Genuine research takes time.

Hakiki bir araştırma zaman alır.

These are genuine footprints.

Bunlar hakiki ayak izleri.

Click to see more example sentences
genuine samimi

I agree she was very sweet, very genuine and very frank and I think that she will find a good man.

Çok özgün, çok tatlı ve çok samimi olduğunu kabul ediyorum ve o iyi bir adam bulacak bence.

He always struck me as a very genuine man, and a very hardworking man.

Bana daima oldukça samimi ve çok çalışkan bir adam olarak görünmüştür.

Is that a genuine offer?

Bu samimi bir teklif mi?

Click to see more example sentences
genuine içten

That's a very genuine "thank you" from you.

Bu senden gelen içten bir "Teşekkür ederim" oldu.

Big cowboy like you sincere and you're genuine as a sunrise.

Senin gibi büyük bir kovboy. İçten. Gün doğumu kadar gerçeksin.

You have a genuine spirit.

İçten gelen bir ruhun var.

Click to see more example sentences
genuine orijinal

It's a genuine Gucci bag.

Orijinal bir Gucci çanta.

Martial arts learning genuine and authentic; behavior proper and discrete; judgement objective and rational

Dövüş sanatları öğrenme orijinal ve otantik; davranış düzgün ve ayrık; yargı nesnel ve rasyonel

The tusks are genuine ivory apparently.

Görünüşe göre dişler orijinal fildişi.

Click to see more example sentences
genuine tam

Yeah, you're looking at a genuine full-time college student.

Evet, şu an tam zamanlı, gerçek bir üniversite öğrencisine bakıyorsunuz.

He is a monster, a real genuine wolf-man

Tam bir canavar, hakiki bir kurt adam.

You know, you're a genuine termagant.

Tam bir şirretsin, biliyor musun?

Click to see more example sentences
genuine halis

I have genuine, imported Polish vodka.

Halis, ithal Polonya votkam var.

Ah genuine imitation Gucci shoes walking.

Halis Gucci taklidi ayakkabılar geliyor.

Genuine English cowhide.

Halis İngiliz derisi.

genuine özgün

I agree she was very sweet, very genuine and very frank and I think that she will find a good man.

Çok özgün, çok tatlı ve çok samimi olduğunu kabul ediyorum ve o iyi bir adam bulacak bence.

Jane Segal is a genuine thrill.

Jane Segal özgün bir heyecan.

genuine hilesiz

Well, gentlemen, this is definitely a genuine, bona fide treasure map.

Evet beyler Bu kesinlikle hilesiz, gerçek bir define haritası.

Lee, I'm aing to have a genuine conversation.

Lee, seninle hilesiz bir konuşma yapmak istiyorum.

genuine saf

Perfect, genuine, complete, crystalline, pure.

Mükemmel, gerçek, katıksız, billur gibi, saf.