English-Turkish translations for give:

vermek · bakmak · gitmek · tanımak · pes etmek · çıkmak · ele vermek · adamak · çekilmek · sağlamak · geçirmek · sunmak · teslim olmak · bitmek · kazandırmak · kabul etmek · koku · teslim etmek · ödemek · serbest bırakmak · düzenlemek · itiraf etmek · hediye etmek · esneklik · bel vermek · other translations

give vermek

Give me something and I'll give you something.

Sen bana bir şey ver, ben de sana vereyim.

Give me a chance, sir. Please?

Bana bir şans verin lütfen, efendim.

I'll give it to her, okay?

Ona ben veririm. Tamam mı?

Click to see more example sentences
give bakmak

Look, just give me one night, okay?

Bak, bana sadece bir gece ver tamam mı?

Give it to me, like this, look

Onu bana ver, bunun gibi, bakın

No, don't give me your hand, and look away.

Hayır bana ne elini ver ne de bana bak..

Click to see more example sentences
give gitmek

Now go give him some more.

Şimdi git ona biraz daha ver.

Get it and give it to me.

Git al. Git al ve bana ver.

Go now, I'll give you something next time.

Şimdi git, gelecek sefer bir şeyler ayarlarım.

Click to see more example sentences
give tanımak

Just give me a little time, okay?

Bana biraz zaman tanı, tamam mı?

Give him a second chance.

Ona ikinci bir şans tanı.

Please, you've got to give us time.

Lütfen, bize biraz daha zaman tanı.

Click to see more example sentences
give pes etmek

Just don't give up. All right?

Sadece pes etme tamam mı?

But before we give up, there's still a chance.

Bir şansımız daha var ama, pes etmeden önce.

Yeah. Give up.

Evet, pes et.

Click to see more example sentences
give çıkmak

Give it to me and get out.

Onu bana ver ve çık dışarı.

Just go out and give it your best.

Sadece dışarı çıkmak ve en iyi vermek.

Give me a chance to get out.

Bana çıkmak için bir şans ver.

Click to see more example sentences
give ele vermek

You give me the man, and I give you the hand.

Sen bana adamı ver, ben de sana elini vereyim.

Give me a hand, will you?

Bana bir el verecek misin?

Could you give me a hand, darling?

Bana elini verir misin, hayatım?

Click to see more example sentences
give adamak

Look, man Just give it to me, okay?

Bak, adamım onu bana ver, tamam mı?

Come on, man, give me something to drink.

Haydi ama, adamım, bana içecek bir şeyler ver.

God will give him a name.

Tanrı ona bir ad verir.

Click to see more example sentences
give çekilmek

All right, honey, give me money and get out of here.

Pekala tatlım, bana para ver ve çek git buradan.

So just give me a check.

O zaman bana çek ver.

Give me a check number.

Bana çek numarasını verin.

Click to see more example sentences
give sağlamak

So what does that give us?

Peki bu bize ne sağlıyor?

It gives him power and control.

Ona güç ve kontrol sağlıyor.

That gives us a small window.

Bu bize ufak bir zaman sağlıyor.

Click to see more example sentences
give geçirmek

Now give me the dog and go have a good time.

Şimdi köpeği bana ver ve gidip iyi vakit geçir.

Did the machine give us her number too late?

Makine onun numarasını çok geç mi verdi?

Give him a call, 'cause it's late.

Onu bir ara. Çünkü geç oldu.

Click to see more example sentences
give sunmak

To give you a different life, a better life.

Sana farklı, daha iyi bir hayat sunmak için.

Give me a show.

Bana bir şov sun.

Give us a Kung Fu demonstration.

Bize bir Kung Fu gösterisi sun.

Click to see more example sentences
give teslim olmak

Hey, girls, if you surrender now, I'll give you a nice place to stay here.

Hey kızlar Eğer teslim olursanız size burada kalacak güzel bir yer vereceğim.

We'll give you one minute to surrender.

Teslim olmak için bir dakikan var.

But life's too short for you to give in, lrish.

Ama hayat teslim olmak için çok kısa İrlandalı.

Click to see more example sentences
give bitmek

Now this whole thing ends tonight, 'cause you're gonna give me everything.

Şimdi tüm bunlar bu gece bitiyor, çünkü bana her şeyi vereceksin.

Give me a chance to finish the job.

Bana işi bitirmek için bir fırsat ver.

Just give me a wall, a tv, and a bed, and I'm happy.

Bir duvar, bir televizyon ve bir de yatak ver, bitti, mutluyum.

Click to see more example sentences
give kazandırmak

I'm gonna give you a second chance to win.

Size kazanmak için ikinci bir şans vereceğim.

Give me the strength to win this battle.

Bu savaşı kazanmak için bana güç ver.

And it really gives you a different perspective, I think.

Bence bu size gerçekten farklı bir bakış açısı kazandırıyor.

Click to see more example sentences
give kabul etmek

And I am giving you respect, accept it.

Ve ben sana saygımı sunuyorum, bunu kabul et.

Claudia agreed to give him a second chance.

Claudia ona ikinci bir şans vermeyi kabul etti.

He's agreed to give you another chance.

Sana bir şans daha vermeyi kabul etti.

Click to see more example sentences
give koku

The Smell gives me power.

Koku bana güç veriyor.

Come on, give me a scent.

Haydi, bir koku ver bana.

This scent and this soap is what gives me hope.

Bu koku ve sabun bana umut veren tek şey.

Click to see more example sentences
give teslim etmek

I'll give her something to deliver to you.

Sana teslim etmesi için ona bir şey vereceğim.

Give it up, Doctor.

Teslim et onu, Doktor.

No, never give up, never surrender.

Hayır, asla pes etme, asla teslim olma.

Click to see more example sentences
give ödemek

She give you money to pay me?

Bana ödemek için sana para verdi mi?

He'll give you a month's salary.

Sana bir aylık maaş ödeyecek.

This guy'll give us cash for the stuff.

Bu adam eşyalar için bize para ödeyecek.

give serbest bırakmak

Just give me one free hand.

Sadece bir elimi serbest bırak.

Give me the trigger and release the hostages, or he dies.

Bana ateşleyiciyi ver ve rehineleri serbest bırak yoksa o ölür.

Release Jacopo and give him back his knife.

Jacopo'yu serbest bırak ve ona bıçağını geri ver.

give düzenlemek

She was a wonderful woman and I'd like to give her a top-of-the-line funeral.

Harika bir kadındı. Onun için mükemmel bir cenaze töreni düzenlemek istiyorum.

Well, Mrs Crawley was giving a luncheon party and I

Bayan Crawley bir yemek düzenliyordu ve ben de

give itiraf etmek

Admit that one simple thing, and I will give you something in return.

Bu basit şeyi itiraf et ki sana karşılığında bir şey vereyim.

I admit, for a moment I considered giving up.

İtiraf ediyorum, bir an için vazgeçmeyi düşündüm.

give hediye etmek

Now I'm giving you the gift of additional clinic hours.

Şimdi ben de sana fazladan klinik saatlerini hediye ediyorum.

give esneklik

It gives me flexibility To do other things.

Diğer şeyleri yapmak için bana esneklik sağlıyor.

give bel vermek

Apparently, somebody was giving him a very special wedding present.

Belli ki, birisi ona çok özel bir düğün hediyesi veriyormuş.