English-Turkish translations for go:

git, gitmek · olmak · devam etmek · iyi gitmek · yapılmak · gitme · girmek · geçmek · aramak · hazır · ölmek · uyumak · uzaklaşmak · yardım etmek · bitmek · sefer · yeri olmak · ileri gitmek · elden gitmek · başlamak · sürmek · düşmek · almaya gitmek · satılmak · serbest · çalışmak · uzanmak · kaybolmak · bardak · durmadan gitmek · ilerlemek · sarmak · gidiş · iş görmek · uymak · başarı · peşine düşmek · iyice araştırmak · ayrılmak · meşgul olmak · peşinde olmak · gezinmek · iptal edilmek · moda · yükselmek · hareket etmek · incelemek · kuvvet · müsaade · ortada olmak · ses çıkarmak · ulaşmak · girişim · deneme · haline gelmek · karşı olmak · prova etmek · sönmek · yanından geçmek · işlemek · dayanmak · fırlamak · gözden geçirmek · other translations

go git, gitmek

Yeah, I know there's a job for me back home, but, uh, things are going very well here.

Evet, biliyorum evde benim için bir var ama burada işler çok iyi gidiyor.

Go and get it.

Git ve getir onu.

Did he say anything about where he was going?

O nereye gittiği hakkında bir şey söyledi mi?

Click to see more example sentences
go olmak

I know it's hard for you, but it's hard for me too, and we still have to go.

Senin için zor olduğunu biliyorum, ama benim için de zor, ve yine de gitmeliyiz.

You go and tell them I'm not here.

Sen git ve onlara burada olmadığımı söyle.

Well, then, what is going on?

O zaman ne oluyor böyle?

Click to see more example sentences
go devam etmek

Yeah, good, and then just go like that.

Evet, güzel, sonra da böyle devam et.

Very good. Keep it going like that.

Çok iyi. böyle tutmaya devam et.

Why don't you go ahead, and I'll catch up later.

Neden devam etmiyorsun ve ben seni sonra yakalayacağım.

Click to see more example sentences
go iyi gitmek

Yeah, I know there's a job for me back home, but, uh, things are going very well here.

Evet, biliyorum evde benim için bir var ama burada işler çok iyi gidiyor.

And this was going so well.

Ve bu kadar iyi gidiyordu.

You don't have a good reason to go in there, either.

Senin de oraya gitmek için iyi bir nedenin yok.

Click to see more example sentences
go yapılmak

I just want to go out and you know, really, really do something.

Ben sadece dışarı çıkıp bilirsin gerçekten, gerçekten bir şey yapmak istiyorum.

You go do that!

Sen git yap!

Go on, do something for your girlfriend.

Haydi ama! Arkadaşın için bir şey yap!

Click to see more example sentences
go gitme

Before you go in there, there's something I have to say.

Oraya gitmeden önce sana söylemem gereken bir şey var.

The day before we were to go

Biz gitmeden bir gün önce

Before I go, you want another go?

Gitmeden önce, bir daha ister misin?

Click to see more example sentences
go girmek

You go in now, all right?

Sen içeri gir şimdi tamam mı?

Right, but nobody is gonna risk going against Jackson, not even Collins.

Peki. Ama kimse Jackson'a karşı bu riske girmez, Collins bile.

Go inside and tell mom that.

İçeri gir ve anneme de anlat.

Click to see more example sentences
go geçmek

This is just an idea, and never going to happen in a million years, but you could.

Bu sadece bir fikir, ve milyon yıl geçse de bir daha olmayacak ama sen yapabilirsin.

After that, it got late and we both had to go.

Sonra, geç oldu ve ikimiz de gitmek zorunda kaldık.

Let's go, Jimmy, I'm late already.

Hadi gidelim Jimmy, zaten geç kaldım.

Click to see more example sentences
go aramak

And then go home, and call me tomorrow.

Sonra evine git ve yarın beni ara.

You go look for her.

Sen git onu ara.

Go home, and don't bother calling me, okay?

Evine git, ve beni arayarak rahatsız etme, tamam mı?

Click to see more example sentences
go hazır

Or maybe you're not ready to let things go with your wife.

Ya da belki de hazır değilsin şeyler eşi ile gidelim.

Go back and get ready.

Geri git ve hazırlan.

Okay, I'm ready, let's go.

Ben hazırım, hadi gidelim.

Click to see more example sentences
go ölmek

Before I go, I want to give you something

Ölmeden önce, sana bir şey vermek istiyorum.

It's a good way to go.

Ölmek için iyi bir yol.

I let her go and she died.

Ben de izin verdim ve o öldü.

Click to see more example sentences
go uyumak

Oh, yeah, just go to sleep, forget about it all, just forget about everything.

Oh, evet, sadece git uyu. Hepsini unut. Sadece her şeyi unut.

Well, then go home, get some sleep.

O zaman, evine gidip biraz uyu.

Now be a good girl and go to sleep.

Şimdi akıllı bir kız ol ve uyu.

Click to see more example sentences
go uzaklaşmak

Oh, good! Good work. Now go back out there and keep them away from here.

Tanrım, iyi! iyi iş. şimdi dışarı çık ve onları buradan uzak tut.

Father, I'm going away tonight for a long time

Baba, bu gece uzaklara gidiyorum Uzun bir süreliğine.

And he is not going anywhere away from me.

Ve o, uzakta benden herhangi bir yere gitmiyor.

Click to see more example sentences
go yardım etmek

That's why I've been going home so much to help them.

Bu yüzden bu kadar sık eve gidiyorum, onlara yardım etmek için.

You help us out, we'll let the woman and the kids go.

Sen bize yardım et, biz de çocukları ve kadını bırakalım.

Go help your brother.

Git kardeşine yardım et.

Click to see more example sentences
go bitmek

It's all over, I'm going home.

Her şey bitti, ben eve gidiyorum.

Now go and close the deal, all right?

Şimdi git ve işi bitir, tamam mı?

Nobody's going anywhere until this is over.

Bu bitene kadar kimse bir yere gitmiyor.

Click to see more example sentences
go sefer

You go this time.

Bu sefer sen git.

Next time, go home and eat.

Bir dahaki sefer, eve git ve ye.

You're going to do better next time.

Bir dahaki sefere daha iyi olacaksın.

Click to see more example sentences
go yeri olmak

No matter what, I'm your dad. I'm here, and I'm not going anywhere.

Ne olursa olsun, ben senin babanım, buradayım, ve hiçbir yere gitmiyorum.

I'm not going anywhere until you tell me you're ready.

Sen, bana hazır olduğunu söyleyene kadar, bir yere gitmiyorum.

There's something strange going on in there.

İçeride bir yerde tuhaf bir şeyler oluyor.

Click to see more example sentences
go ileri gitmek

Things can go too far, though, and this time it's gone too far.

İşler çok ileri gidebilir ve bu sefer ileri gitti de.

I wouldn't go that far.

Ben bu kadar ileri gitmem.

No, I won't go that far

Hayır. O kadar ileri gitmem.

Click to see more example sentences
go elden gitmek

Go wash your hands and make yourself invisible.

Git ellerini yıka ve kendini görünmez yap.

Go, give him a hand

Git de bir el at.

Go wash your hands, stupid!

Git ellerini yıka, aptal!

Click to see more example sentences
go başlamak

Six, five, four three, two, one go!

Altı, beş, dört üç, iki ve bir. Başlayın!

Okay, well, then you guys go first.

Tamam, o zaman ilk siz başlayın.

I wanna go somewhere else and start all over.

Başka bir yere gidip baştan başlamak istiyorum.

Click to see more example sentences
go sürmek

Look, it's I promise it's just going to be two more days, okay?

Bak, bu sana söz veriyorum, bu sadece iki gün daha sürecek, tamam mı?

Father, I'm going away tonight for a long time

Baba, bu gece uzaklara gidiyorum Uzun bir süreliğine.

How can three minutes go on this long?

Üç dakika nasıl bu kadar uzun sürebilir?

Click to see more example sentences
go düşmek

You go home and you think about this.

Sen evine git ve bunu bir düşün.

Go on, think about it.

Git hadi. Bunu düşün.

You go have a drink and think about it.

Bir şeyler ve bu konuda düşünün.

Click to see more example sentences
go almaya gitmek

Hey, let's go get some water.

Hey, biraz su almaya gidelim.

I'm going to have another beer.

Ben, başka bir bira almaya gidiyorum.

Okay, well, I'm gonna go get a soda.

Peki, tamam. Ben bir soda almaya gidiyorum.

Click to see more example sentences
go satılmak

And I'll tell you what, you go sell these and buy yourself a nice spaceship.

Bak sana ne diyeceğim. Gidip bunları sat ve kendine güzel bir uzay gemisi al.

Money can buy everything. Keep going!

Para herşeyi satın alabilir, sürmeye devam et!

You guys get everything ready, I'll go buy a turkey.

Siz her şeyi hazırlayın. Gidip hindi satın alacağım.

Click to see more example sentences
go serbest

Just let me go, please.

Beni serbest bırak, lütfen.

Listen, they're going to release him, okay?

Dinle, onu serbest bırakacaklar, tamam mı?

And, Josh, at least my dad isn't a money-grubbing Jew shyster who lets criminals go free.

Ve, Josh, en azından benim babam suçluların serbest kalmasını sağlayan hortumcu, düzenbaz bir yahudi değil.

Click to see more example sentences
go çalışmak

Then why did he go back to work for the company?

Peki o zaman neden şirkette çalışmak için geri döndü?

Help us, he's trying to kill us please help me, go

Bize yardım et. Onlar bizi öldürmeye çalışıyor. Lütfen yardım et!

and Joe, Joe made it go.

ve Joe, Joe onu çalıştırdı.

Click to see more example sentences
go uzanmak

Okay, maybe this time you're not going to space,

Tamam belki bu sefer uzaya gitmiyorsun ama

Peter, go and lie down

Peter, sadece git ve uzan!

Now go and lie down.

Şimdi git de uzan biraz.

Click to see more example sentences
go kaybolmak

Come and go back inside or outside Jack and Henry and disappeared!

Gel ve geri dönelim içeri yada dıaşrı Jack ve Henry ve kayboldu!

Yeah, but when did she go missing?

Evet, ama ne zaman kayboldu ki?

Where'd who go; who is this guy?

Kim nereye kayboldu, kim bu adam?

Click to see more example sentences
go bardak

Go have a drink of water.

Git bir bardak su getir.

Go make yourself a cup of tea.

Git kendine bir bardak çay koy.

Doughnuts always go better with a good cup of joe.

Donutlar her zaman bir bardak kahve ile çok iyi gider.

Click to see more example sentences
go durmadan gitmek

There you go, then.

Durma git, o zaman.

Go ahead and kiss her.

Durma git ve öp onu.

Go now. Don't stay here.

Git, şimdi, burada durma.

Click to see more example sentences
go ilerlemek

This story is going too fast!

Bu hikaye çok hızlı ilerliyor.

Keep going. Keep going, George.

İlerlemeye devam et, George.

Let's go, soldier, keep moving!

Devam et asker, ilerlemeye devam et!

Click to see more example sentences
go sarmak

Bill wants me to go blonde. Like Marilyn Monroe.

Bill, Marilyn Monroe gibi sarışın olmamı istiyor.

Last night, she hugged me, and I let go first.

Dün gece, bana sarıldı ve ilk ben, onu bıraktım.

Go ahead, blondie.

Devam et, sarışın.

Click to see more example sentences
go gidiş

Look, it's two against one, and you are not going any

Bak, bir, karşı iki ve herhangi bir gidiş değildir

It's his last go.

Bu onun son gidişi.

I wasn't going for romantic.

Ben romantik için gidiş değildi.

Click to see more example sentences
go iş görmek

This way you'll see where you're going, and it worked great.

Bu şekilde nereye gittiğini göreceksin, ve çok işe yaradı.

Why is it so hard for you to go to a job interview?

Bir görüşmesine gitmek senin için neden bu kadar zor?

Lieutenant, looks like things are going well.

Teğmen, görünüşe göre işler yolunda gidiyor.

Click to see more example sentences
go uymak

Wake up. Let's go home.

Uyan, uyan da eve gidelim.

Yes, let's just go with "whatever," shall we?

Evet, sadece "neyse ne" ile devam edelim. Uyar mı?

Yeah. Go wake up, Tom.

Evet, git uyan Tom.

Click to see more example sentences
go başarı

You go. And you be great.

Sen de git ve çok başarılı ol.

If I'm doing a fake movie, it's going to be a fake hit.

Eğer ben sahte bir film çekiyorsam bu sahte bir başarı olacak.

You know why this plan is going to fail?

Bu planın neden başarısız olacak biliyor musun?

Click to see more example sentences
go peşine düşmek

That's why we're going over Deucalion, just him.

O yüzden Deucalion'ın peşine düşeceğiz. Sadece onun.

And obviously going after Barbosa's gonna be risky.

Tabii ki Barbosa'nın peşine düşmek riskli olacak.

That's why we're going over Deucalion,

O yüzden Deucalion'ın peşine düşeceğiz.

Click to see more example sentences
go iyice araştırmak

Hey, nice going, by the way.

Hey, bu arada iyi gidiyorsun.

You know, it's going so well between you two.

Biliyor musun, o kadar iyi gidiyor Eğer ikisi arasında.

Alan is a great mentor, but there's nothing going on.

Alan çok iyi bir akıl hocası ama aramızda bir şey yok.

Click to see more example sentences
go ayrılmak

There's no better way to go out.

Ayrılmak için daha iyi bir yol yok.

Daniel, before you go in there, please give us five minutes.

Daniel, oraya girmeden önce, lütfen bize beş dakika ayır.

Because they've got no place else left to go.

Onlar gitmek için ayrıldı başka bir yer var.

Click to see more example sentences
go meşgul olmak

Children, Teacher is going to be very busy this afternoon.

Çocuklar, öğretmeniniz bu öğleden sonra çok meşgul olacak.

Go Mi Nam, you and I will be very busy today and tomorrow.

Go Mi Nam, ben ve sen, bugün ve yarın çok meşgul olacağız.

Exactly Everyone is going to be so busy

Aynen öyle! Herkes çok meşgul olacak

Click to see more example sentences
go peşinde olmak

Then I know who he's going after.

O halde kimin peşinde olduğunu biliyorum.

We go after her now, it's suicide.

Şimdi onun peşinden gitmek intihar olur.

And obviously going after Barbosa's gonna be risky.

Tabii ki Barbosa'nın peşine düşmek riskli olacak.

Click to see more example sentences
go gezinmek

Now, I'm warning you, it's going to be a wild ride.

Şimdi, sizi uyarıyorum, bu çok çılgın bir gezi olacak.

That is slightly unusual, but there is a flu going around.

Bu pek alışılmadık bir durum ama ortalıkta gezen bir grip var.

Going on a trip for school.

Okul için bir gezi olacak.

Click to see more example sentences
go iptal edilmek

Dad, going a bit far to cancel my party, don't you think?

Baba. Parti iptal etmek için sence de biraz uzakta değil misin?

Cancel the taxi, go with Gary.

Taksiyi iptal et, Gary ile git.

Now go reminisce and enjoy yourself because I'm not canceling.

Şimdi gidip anıları hatırla ve eğlenmene bak, çünkü iptal etmiyorum.

Click to see more example sentences
go moda

Yes, we're going to play an old-fashioned Halloween game.

Eski moda bir cadılar bayramı oyunu oynayacağız.

How's the fashion show going?

Moda şovu nasıl gidiyor?

Let's go steal a fashion show."steal a fash-" does he always talk like that?

Hadi, bir moda gösterisi çalalım. Moda gösterisi mi çalalım Hep böyle mi konuşur?

Click to see more example sentences
go yükselmek

Now, as the water level rises, it spills over the watertight bulkheads which, unfortunately, don't go any higher than E deck.

Su seviyesi yükselerek, su geçirmez bölücülerin üzerinden taşıyor. Bölücüler ne yazık ki E güvertesinden daha yüksek değil.

Blood pressure's going crazy!

Kan basıncı çok yükseliyor!

Whoa, look at the strontium go!

Vay, şu yükselen stronsiyuma bak.

Click to see more example sentences
go hareket etmek

Let's get going because they're moving like the devil.

Hadi gidelim, çünkü adeta şeytan gibi hareket ediyorlar.

Are you going to persuade them to act together?

Birlikte hareket etmek için onları ikna edebilecek misin?

I wanted to go back for Peeta and Johanna, but I couldn't move.

Peeta ve Joanna için geri dönmek istedim ama hareket edemedim.

go incelemek

Blake, you and Rossi go to the morgue, cover victimology.

Blake, sen ve Rossi morga gidin, kurban seçimini inceleyin.

Reid, you and JJ go to Juarez and look at Richard Hubbell's body.

Reid, sen ve JJ, Juarez'e gidip Richard Hubbell'in cesedini inceleyin.

Mr. Neelix, please go outside and inspect the toroidaI antenna.

Bay Neelix lütfen dışarı çıkın ve toroidal anteni inceleyin.

go kuvvet

Give me the strength to go to this damn dinner.

Bana bu lanet yemeğe gitmek için kuvvet ver!

There a task force going after this Elias? Or is it just you, detective?

Bu Elias'ın peşinde bir görev kuvveti mi var, yoksa sadece sen misin, dedektif?

Here's Scureza di Corpoló, "The Fart." Go to it, Scureza!

Hah, Kolluk Kuvveti de geldi! "Osuruk." Cehenneme git, Kolluk!

go müsaade

Go back to the office and give us a minute.

Ofisine geri dön ve bir dakika müsaade et.

Just one minute, before you go.

Gitmeden önce bir dakika müsaade edin.

Give me two seconds. Go.

İki saniye müsaade et.

go ortada olmak

Well, the party will go on, and Conrad will be there, front and center.

Parti devam edecek ve Conrad da orada olacak, ortada ve gözler önünde.

What's going on? Both Miss Marianne and Mr. Cliff are missing.

Neler oluyor Bay Cliff ve Bayan Marianne ortalarda yok.

Peanut butter go in the middle?

Fıstık ezmesi ortada olacak?

go ses çıkarmak

Go upstairs quietly.

Sessizce yukarı çık.

And how loud do these headphones go?

Ve bu kulaklıklardan ne kadar ses çıkıyor?

It going "choo choo choo.

Çı çı çı" diye ses çıkarıyor.

go ulaşmak

If this bombardment continues, The radioactive Core's going to go critical.

Bu bombalama devam ederse, radyoaktif çekirdek kritik seviyeye ulaşacak.

To reach the palace, all the roads go up.

Saraya ulaşmak için tüm yollar yukarı çıkar.

The more Severak go faster, the better.

Severac'e ne kadar erken ulaşırsak o kadar iyi.

go girişim

You and I are going to have one more fling at finding that last ticket.

Sen ve ben o son bileti bulmak için bir girişim daha yapacağız.

And I'm never going to attempt another apology.

Ve bir daha asla özür dileme girişiminde bulunmayacağım.

If you're going to attempt another apology,

Eğer gidiyoruz varsa girişimi başka özür,

go deneme

Go tell him, "Nice try.

Git ona "İyi deneme." de

Hey, D.J. How did your tryout go?

Hey, D.J. Deneme çekimin nasıl gitti?

Later, I'm going to try para-sailing.

Sonra, deniz paraşütünü denemeye gideceğim.

go haline gelmek

Fine, then you're going.

Güzel, o halde geliyorsun.

You are going to become a very valuable commodity very soon.

Çok yakında çok değerli bir ticari eşya haline geleceksin.

go karşı olmak

That would be going against B'Elanna's wishes.

Bu, B'Elanna'nın isteğine karşı gelmek olacak.

go prova etmek

Come, I'll give you some sweets. Go and rehearse your play!

Gel, sana biraz tatlı vereyim Git ve oyununu prova et!

go sönmek

So, sometimes a flashing Iight means stop, sometimes it means go?

Yani, yanıp sönen ışık bazen "dur", bazen "geç" anlamına geliyor?

go yanından geçmek

So, sometimes a flashing Iight means stop, sometimes it means go?

Yani, yanıp sönen ışık bazen "dur", bazen "geç" anlamına geliyor?

go işlemek

Maybe tomorrow or this weekend, but tonight I got stuff going on.

Belki yarın veya hafta sonu olabilir ama bu gece işlerim var.

go dayanmak

Listen to me, Daya! Go away!

Daya, dinle beni! git buradan!

go fırlamak

Nafrayu, please, go on, scoot.

Nafrayu, lütfen, git, fırla.

go gözden geçirmek

Given the Zephyr's history, this is going to be one powerful talisman.

Zephyr'in geçmişini göz önüne alırsak bu oldukça güçlü bir tılsım olacak.