English-Turkish translations for gorgeous:

muhteşem · güzel · harika · çok güzel · yakışıklı · göz kamaştırıcı · harikulade · görkemli · tatlı · hoş · nefis · other translations

gorgeous muhteşem

A date with a movie star, the gorgeous Vincent Chase

Bir film yıldızı, muhteşem Vincent Chase ile bir randevu

You are an idiot in front of gorgeous women, and me, I'm

Sen muhteşem bir kadının önünde duran bir salaksın ve ben

You look gorgeous tonight.

Bu gece muhteşem görünüyorsun.

Click to see more example sentences
gorgeous güzel

Everybody was saying how beautiful she was, you know, what a gorgeous baby.

Ve herkes onun ne kadar güzel, ne kadar mükemmel bir bebek olduğunu söylüyorlardı.

Isn't it a gorgeous day, Mr. Sun?

Çok güzel bir gün değil mi, Bay Güneş?

Axel, I'm a gorgeous woman, and I have big, beautiful breasts.

Axel, ben harika bir kadınım. Kocaman, güzel göğüslerim var.

Click to see more example sentences
gorgeous harika

Once upon a time, this guy had a gorgeous wife and the most adorable little boy.

Bir zamanlar, bu adamın harika bir karısı varmış ve dünyanın en sevimli oğlu.

I don't know who represents this girl, but she's gorgeous.

Bu kızın temsilcisi kim bilmiyorum ama harika bir kız.

I said, "Well, that would be gorgeous.

Ben de "Bu harika olurdu" dedim.

Click to see more example sentences
gorgeous çok güzel

Today a gorgeous woman came by asking about you.

Bugün çok güzel bir kadın geldi, seni sordu.

She's a gorgeous young girl, Dennis.

Çok güzel bir genç kız Dennis.

You're a gorgeous girl, darling.

Sen çok güzel bir kızsın tatlım.

Click to see more example sentences
gorgeous yakışıklı

He's a gorgeous boy from a good family!

O iyi bir ailenin yakışıklı bir oğlu!

And then the fish turns into a gorgeous prince and sings

Sonra da balık, yakışıklı bir prense dönüşür ve şarkı söyler

Hey gorgeous, you looking for me?

Hey yakışıklı, beni mi arıyorsun?

Click to see more example sentences
gorgeous göz kamaştırıcı

Well, I have one more piece coming up, and it is really gorgeous. But darling, give this one a chance.

Peki, bir parçam daha var ve gerçekten göz kamaştırıcı ama buna da bir şans ver canım.

She's gorgeous, she's deadly and she's back in town.

O göz kamaştırıcı, o ölümcül ve o şehre geri döndü.

She's gorgeous, and I'm crazy about her.

O göz kamaştırıcı ve onun için deliriyorum.

Click to see more example sentences
gorgeous harikulade

Man, this place is gorgeous.

Burası harikulade bir yer.

He's a big, strong, confident, gorgeous fella.

O büyük, güçlü, kendinden emin, harikulade bir adam.

White for the gorgeous lady.

Beyaz harikulade bir hanım için.

Click to see more example sentences
gorgeous görkemli

Fish, you mysterious, crazy, gorgeous killer, you.

Fish seni gizemli, çılgın, görkemli katil.

A huge beautiful casino as gorgeous as Vera Cruz.

Vera Cruz kadar görkemli büyük güzel bir gazino.

Gorgeous, kind and rich.

Görkemli, kibar ve zengin.

Click to see more example sentences
gorgeous tatlı

Yes, James is very sweet and very gorgeous.

Evet, James çok tatlı ve çok harika.

So awesome, and gorgeous and yummy.

Çok müthiş, yakışıklı ve tatlı biri.

These boys. Spanish. Gorgeous.

Şu tatlı çocuklar İspanyol.

gorgeous hoş

She's sweet and gorgeous.

Hoş ve harika biridir.

That's a gorgeous dress, Courtney.

Çok hoş bir elbise Courtney.

gorgeous nefis

I've got a red Kitty, a brunette Barbara a black Diane, or a yellow Mingto: a gorgeous thing, just in from Hong Kong.

Kızıl Kitty, esmer Barbara siyah Diane, ya da sarı Mingto var. Nefis bir şey, Hong Kong'dan yeni geldi.