English-Turkish translations for grave:

mezar · tehlikeli · ciddi · ölümcül · mezarlık · kazımak · ağır · işlemek · kabir · kalın · vahim · önemli · ağırbaşlı · kesmek · sin · other translations

grave mezar

I mean, I know you're walking around, lady but trust me, go out and pick yourself a nice grave.

Demek istediğim, etrafta yürüyorsun biliyorum, bayan ama güven bana, git ve kendine bir mezar seç.

So, Dad, Gabe and I, we went by Mom's grave this morning.

Baba, Gabe ve ben bu sabah annemin mezarına gittik. Beraber mi?

We've come all this way to rob a grave.

Bu kadar yolu bir mezarı soymaya geldik.

Click to see more example sentences
grave tehlikeli

Then that means I'm in grave danger because I am a bit of a whore.

O zaman bu, benim için büyük bir tehlike demek çünkü ben de az orospu sayılmam.

Miss Wilson is a citizen of Miami and may be in grave danger.

Bayan Wilson Miami sakini bir yurttaş ve büyük tehlike altında olabilir.

Queen Elsa is a monster, and we are all in grave danger.

Kraliçe Elsa bir canavar ve hepimiz büyük bir tehlike içindeyiz.

Click to see more example sentences
grave ciddi

But it was still a risk most grave.

Ama yine de çok ciddi bir risk vardı.

It's always been this big, serious, grave thing for us.

Bu hep bizim için ağır,büyük,ciddi oldu bizim için.

It's a grave responsibility.

Bu ciddi bir sorumluluk.

Click to see more example sentences
grave ölümcül

But it's not a grave sin.

Bu ölümcül bir günah değil ki.

You're making a grave mistake.

Ölümcül bir hata yapıyorsun.

You made a grave mistake.

Ölümcül bir hata yaptın.

Click to see more example sentences
grave mezarlık

You only have this grave site because a friend owed me a favor.

Sadece bu mezarlık var çünkü bir arkadaşım bana bir iyilik borçluydu.

You followed us home from the grave, right?

Bizi mezarlıktan eve kadar takip ettin, değil mi?

Silent as a grave, Skipper.

Mezarlık gibi sessiz Skipper.

Click to see more example sentences
grave kazımak

He'll dig his own grave.

O kendi mezarını kazar.

Digging a grave.

Bir mezar kazıyorum.

People dig their own graves, boys.

İnsanlar kendi mezarlarını kazar çocuklar.

Click to see more example sentences
grave ağır

It's always been this big, serious, grave thing for us.

Bu hep bizim için ağır,büyük,ciddi oldu bizim için.

Father, I've committed a grave sin today.

Peder, bu gün ağır bir günah işledim.

Leadership is a grave responsibility.

Liderlik ağır bir sorumluluk.

Click to see more example sentences
grave işlemek

I've committed a grave sin, Father.

Ben büyük bir günah işledim, Peder.

I have committed a grave sin!

Ben, ciddi bir günah işledim!

Father, I've committed a grave sin.

Peder, büyük bir günah işledim.

Click to see more example sentences
grave kabir

O grave, where is thy victory?'

Ey kabir, nerede bu zafer?'

I searched Giles Corey's grave.

Giles Corey'in kabrini araştırdım.

Tui and his people dig Nak's grave.

Tui ve adamları Nak'ın kabrini kazmışlar.

grave kalın

Stay silent as the grave.

Bir mezar gibi sessiz kal.

You'Il stay alone like graves!

Mezarlar gibi yalnız kalacaksın.

grave vahim

You, however, made a grave error, mr. Sloane.

Her nasılsa vahim bir hata yaptın Bay Sloane.

This was a grave error.

Bu, vahim bir hataydı.

grave önemli

First, I'd like to thank our distinguished author-in-residence for joining us tonight, Robert Graves.

Öncelikle, bu gece bize katıldığı için seçkin inzivadaki yazarımız teşekkür etmek istiyorum, Robert Graves.

His grave is unmarked, but it does not matter.

Mezarı belli değil, ama bunun bir önemi yok.

grave ağırbaşlı

In the cellar, a masked executioner with the devil's emblems presides gravely over the horrible machines

Bodrumda, şeytanın amblemi bulunan maskeli bir cellat Ağırbaşlı bir şekilde korkunç makineleri yönetmektedir

grave kesmek

But for certain, Senator in grave danger you are.

Ama kesin olarak, Senatör Büyük tehlikedesiniz siz.

grave sin

You're Vincent Graves, aren't you?

Sen Vincent Graves'sin, değil mi?