English-Turkish translations for green:

yeşil · olmamış · yeşil renk · taze · çimen · yeşillik · para · yeşile boyamak · yeni · genç · acemi · yemyeşil · çayır · canlı · izin · yeşil alan · çimenlik · yeşilci · toy · kıskanç · soluk · çevreci · yeşilli · other translations

green yeşil

Once upon a time there were a green fish and a yellow fish, and their children were all blue

Bir zamanlar, yeşil bir balık ve sarı bir balık vardı Ve onların çocukları, tamamen maviydi.. .

I control the green lines, and Axel whoever controls the green lines controls Southern California.

Ben yeşil hatları kontrol ediyorum. Ve Axel yeşil hatları kontrol eden, Güney California'yı kontrol eder.

See that green light?

Şu yeşil ışığı gördün mü?

Click to see more example sentences
green olmamış

And all that was once green and good in this world will be gone.

Ve bu dünyada eskiden yeşil ve iyi olan her şey yok olacak.

I hear it's quite green and beautiful.

Çok yeşil ve güzel olduğunu duydum.

Your eyes are sometimes blue, sometimes green.

Gözlerin bazen mavi, bazen yeşil oluyor.

Click to see more example sentences
green yeşil renk

Okay, colors that don't work are blue, yellow, green, red, black, white, orange, and purple.

Tamam işe yaramayan renkler; mavi, sarı, yeşil, beyaz, kırmızı, siyah, turuncu ve mor.

There's a red, yellow and green flag.

Kırmızı, yeşil ve sarı renkte bayrak var.

It's green, yes, I'm obsessed with the color.

Bu yeşil, evet, ben bu renge takıntılıyım.

Click to see more example sentences
green taze

A green so fresh

Çok taze bir yeşil

Young and green

Genç ve taze

then you take some green, fresh basil just like that.

Sonra biraz yeşillik al, taze fesleğen. Bu kadar.

Click to see more example sentences
green çimen

My favorite color, olive green, forest green

En sevdiğim renk zeytin yeşili, çim rengi.

Fairways and greens.

Çimen ve yeşiller.

Have you ever seen the grass so green

Çimeni hiç bu kadar yeşil gördün mü?

Click to see more example sentences
green yeşillik

There's no map, it's just green.

Harita yok, sadece yeşillik var.

then you take some green, fresh basil just like that.

Sonra biraz yeşillik al, taze fesleğen. Bu kadar.

I'm gonna cut up some cabbage and greens and make coleslaw for tomorrow.

Biraz lahana ve yeşillik doğrayıp, yarın için lahana salatası yapacağım.

Click to see more example sentences
green para

No money, no job, no green card.

Param yok, işim yok, yeşil kartım yok.

Money be green!

Para yeşil olur.

Um, they both like the color green like Craig's eyes and money.

Um, ikisi de yeşil rengini seviyor Crag'in gözleri ve para gibi.

Click to see more example sentences
green yeşile boyamak

It's definitely a different type under the green paint.

Yeşil boyanın altında farklı bir tür boya var.

Lance, what's with all the green paint?

Lance, bütün bu yeşil boya da neyin nesi?

A bit more green paint.

Biraz daha yeşil boya.

Click to see more example sentences
green yeni

New game, green light!

Yeni oyun, yeşil ışık!

Five hours ago, a new menace attacked Green Arrow and Black Canary.

Beş saat önce yeni bir tehdit Green Arrow ve Black Canary'ye saldırdı.

A new green age has begun!

Yeni bir yeşil çağ başladı!

Click to see more example sentences
green genç

Because, my young friend, I think I have a Green Lantern book in here somewhere.

Çünkü genç dostum, sanırım burada bir yerde bir Yeşil Fener kitabım var.

This is a young female green turtle.

Dişi ve genç bir yeşil kaplumbağa.

Young and green

Genç ve taze

Click to see more example sentences
green acemi

He's green but he's not slow.

O acemi ama yavaş değil.

No, he's still too green.

Hayır, o daha çok acemi.

And treat him well, he's green.

Ona iyi davran, o acemi.

Click to see more example sentences
green yemyeşil

Look at this plant! BAR Green and growing.

Şu bitkiye bir bak! Yemyeşil ve büyüyor.

There's a village green

Yemyeşil bir köy var orada

Green and growing.

Yemyeşil ve büyüyor.

Click to see more example sentences
green çayır

Early one morning, Peter opened the gate and went out into the big, green meadow.

Bir sabah erkenden, Peter kapıyı açtı ve büyük, yeşil çayırlara doğru gitti.

Green pasture and a stream.

Yeşil bir çayır ve bir dere.

Green wind. Green branches.

Yeşil rüzgar, yeşil çayırlar

Click to see more example sentences
green canlı

Always green, ever living.

Her zaman yeşil ve canlı.

I'm thinking something vibrant, like a sea foam green.

Canlı bir şeyler düşünüyorum, deniz köpüğü yeşili gibi.

A green so vivid

Çok canlı bir yeşil

Click to see more example sentences
green izin

No sign of Alvin Green.

Alvin Green'den bir iz yok.

We found traces of badly-degraded carbon steel mixed with a lead-based Pullman Green paint.

Kötü ayrıştırılmış karbon çeliğine ait izler bulduk anterlin bazlı Pullman yeşil boya içeriyordu.

A deer among the green rockrose, he was following.

Yeşil kayagüllerinin arasında, bir geyiğin izini sürüyordu.

Click to see more example sentences
green yeşil alan

There are big green fields and a stream and a barn and lots of different animals.

Kocaman yeşil bir alan ve bir dere, ve bir ahır ve pek çok değişik hayvan var.

A snow-covered field a green cricket pitch a wooden bridge and a pink house.

Karla kaplı bir tarla yeşil bir kriket alanı tahta bir köprü Ve pembe bir ev.

Green lines of jurisdiction.

Yeşil yetki alanı sınırları.

Click to see more example sentences
green çimenlik

It was a village square and a green with trees and an old whitewashed Spanish church with a cloister.

Bir köy meydanıydı, ve ağaçlı bir çimenlik ve eski bir kireç badanalı, manastırlı bir İspanyol kilisesi.

He leadeth me through green pastures

O beni yeşil çimenliklerden geçirdi.

In a place called McKinley Park. Green grass.

McKinley Parkı denen bir yerde, yeşil çimenli bir yer.

green yeşilci

Mr Green, what's going on?

Bay Yeşilci, ne oluyor?

That's very green of you, Peter.

Bu çok "yeşilci" bir davranış Peter.

Mr Green's butcher shop, Mrs Vitello's flower shop.

Bay Yeşilci'nin kasap dükkanı, Bayan Vitello'nun çiçekçisi.

green toy

A green boy.

Toy bir çocuk.

You speak like a green girl, unsifted in such perilous circumstance.

Toy bir kız gibi, bilmeden konuşuyorsun böyle durumlardaki tehlikeyi.

green kıskanç

Mermaid. A green-with-envy mermaid.

Yeşil, kıskanç bir denizkızı.

green soluk

Four lemon-yellow lamps with a glare of orange and green in an atmosphere of pale sulfur, like a furnace.

Dört limon sarısı lamba, biraz turuncu ve yeşil. Soluk sülfür renkli bir ortam, bir ocak gibi.

green çevreci

I've already convinced MacLaren's to implement a new green initiative.

MacLaren'i çoktan çevreci bir girişim uygulamaya ikna ettim.

green yeşilli

The yellow written sphere goes with the green-shaped sphere.

Sarı renkle yazılı küre, yeşilli küreyle uyuşuyor.