English-Turkish translations for ground:

yer · zemin · toprak · alan · kara · saha · temel · topraklama · gerekçe · sebep · dayanak · buzlu · neden · çığır · kurmak · arazi · yere indirmek · temeli olmak · topraklamak · yere sermek · meydan · öğütmek · other translations

ground yer

You turn, run, find a high ground.

Dön, koş, yüksek bir yer bul.

Not just for the pilots, but for the mechanics and ground crews as well.

Sadece pilotlar için değil, aynı zaman da tamirciler ve yer mürettebatı için de.

Looks like some kind of feeding ground.

Bir çeşit beslenme yeri gibi görünüyor

Click to see more example sentences
ground zemin

It's a pretty exciting time to be on the ground floor.

Zemin katta olmak için oldukça heyecan verici bir zaman.

Ground floor is yours and car is also yours.

Zemin katı senin ayrıca araba da senin.

There's no ground.

Burada zemin yok.

Click to see more example sentences
ground toprak

This is New York City, and this is sacred ground.

Burası New York şehri, ve burası kutsal toprak.

This ground is hard.

Bu toprak çok sert.

Now, this green canopy is my palace And the rough ground my feather bed.

Artık bu yeşil örtü benim sarayım ve bu sert toprak kuş tüyü yatağım.

Click to see more example sentences
ground alan

This monster tournament, the perfect testing ground.

Bu canavar turnuvası mükemmel bir test alanı.

This whole area is ground zero.

Bütün bu alan sıfır noktası.

It's a training ground.

Orası bir eğitim alanı.

Click to see more example sentences
ground kara

Is there more snow on the ground now?

Yerde daha fazla kar var şimdi?

Attention all ground units.

Tüm kara birimleri dikkat!

Where's our air and ground support?

Hava ve kara desteğimiz nerede?

Click to see more example sentences
ground saha

But right now, this ground, this club, owes Mr Bobby Charlton exactly nothing.

Ama şimdilik, bu saha, bu kulüp Bay Bobby Charlton'a hiçbir şey borçlu değil.

Ground crew, do you copy me?

Saha ekibi, beni duyuyor musunuz?

That's a lot of ground.

Bu çok fazla saha.

Click to see more example sentences
ground temel

First, some ground rules.

İlk olarak bazı temel kurallar.

Here are some ground rules, okay?

İşte bazı temel kurallar, Tamam?

Ground rules, same as last time.

Temel kural, geçen sefer olduğu gibi.

Click to see more example sentences
ground topraklama

You take grounding station two,

Sen topraklama istasyonu ikiyi al.

I'll take grounding station one.

Ben Topraklama istasyonu biri alacağım.

Those rods are channeled into four main grounding stations.

Bu paratonerler dört ana topraklama istasyonuna açılıyor.

Click to see more example sentences
ground gerekçe

Your Honor, this is serious grounds for a mistrial.

Sayın Yargıç, bu ciddi gerekçeleri olan bir hatalı yargılama.

On what grounds, Mr. Gardner?

Hangi gerekçe ile Bay Gardner?

Grounds for divorce dot corn.

Boşanma nokta mısır gerekçeleri.

Click to see more example sentences
ground sebep

What grounds could that possibly be for divorce?

Boşanmak için nasıl bir sebep olabilir ki?

That's hardly grounds for divorce, is it?

Bu boşanmak için sebep sayılmaz değil mi?

That's grounds for a new trial.

Bu bile yeni bir duruşma için sebep.

Click to see more example sentences
ground dayanak

No, no, no, Mr. Gardner, you're not objecting on foundational grounds because there is a foundation.

Hayır, hayır, hayır, Bay Gardner, temel dayanaklara itiraz edemezsiniz çünkü ortada bir dayanak var.

There's no legal grounds.

Yasal bir dayanak yok.

The grounds are our thing is cool and popular and HarvardConnection is lame.

Dayanakları bizimkinin havalı ve popüler olması. Ve HarvardConnection dandik bir şey.

Click to see more example sentences
ground buzlu

Not ground. Ice.

Toprak değil, buz.

Pure human gallbladder, dried and ground.

Saf insan safra kesesi. Kuru ve buzlu.

What's in that, ground glass?

Ne var içinde, buzlu cam mı?

Click to see more example sentences
ground neden

Why so close to the ground?

Neden yere o kadar yakın?

Hence, the airline authorities mu st have permanently grounded him.

Bu nedenle, havayolu yetkilileri onu sürekli olarak indirmişler.

No. On the contrary, hospitals are breeding grounds for antibiotic-resistant super germs leading to a high incidence of E. coli and staphylococcus infections.

Hayır, tam tersine, hastaneler antibiyotiğe dayanıklı bakterilerin kolayca üreyebilecekleri yerler, bu da E. coli ve staphylococcus enfeksiyonlarına neden olabilir.

ground çığır

Or be a ground-breaking surgeon, like Dr. Yang.

Ya da Dr. Yang gibi çığır açan bir cerrah olursun.

Dr. Helen here is a ground-breaker, just like you.

Dr. Helen da senin gibi çığır açan birisi.

Well, it's ground-breaking work.

Çığır açan bir çalışma olacak.

ground kurmak

I found some dry ground.

Kuru bir yer buldum.

Pure human gallbladder, dried and ground.

Saf insan safra kesesi. Kuru ve buzlu.

Organize a ground survey team.

Bir zemin inceleme ekibi kurun.

ground arazi

The Polo Grounds closed years ago.

Polo arazisi yıllar önce kapandı.

All the ground's included.

Bütün arazi de dâhil.

ground yere indirmek

I know everyone is nervous, but hopefully, everyone will be on the ground in Minneapolis within the hour.

Herkesin gergin olduğunu biliyorum ama umarım, bir saat içinde herkes Minneapolis civarında yere inmiş olacak.

Someone wanted this flier grounded.

Biri bu uçağı yere indirmek istedi.

ground temeli olmak

First, some ground rules.

İlk olarak bazı temel kurallar.

Ground rules, same as last time.

Temel kural, geçen sefer olduğu gibi.

ground topraklamak

I'm telling you, Rusty, this place is holy ground, mate.

Sana bir şey söyleyeyim mi Rusty, burası kutsal topraklar dostum.

Sacred ground, Doctore!

Kutsal topraklar Doctore!

ground yere sermek

That coward, Wei Jin, knocked Jin Wei to the ground and stole our sacred orb.

Bu ödlek, Wei Jin, Jin Wei'yi yere serdi ve kutsal küremizi çaldı.

ground meydan

Is that a bed or a parade ground?

Bu bir yatak yoksa tören meydanı mı?

ground öğütmek

I ground garlic, ginger, onion, wasabi, and capsaicin all together.

Sarımsak, zencefil, soğan, hardal ve kapsaisin, tümünü birlikte öğüttüm.