English-Turkish translations for hand:

elim, el · yardım · vermek · yardım etmek · işçi · uzatmak · elle vermek, el vermek · taraf · teslim etmek · yanında, yan · alkış · parmak · yakalamak · elli · hazırlanmakta, hazır · oyun · el yazısı · usta · yetenek · elden çıkmış · öte · kol · sıra · kurt · imza · yardımcı · mukabil · other translations

hand elim, el

Just close your eyes and hold my hand, I'll show you something wonderful

Sadece gözlerini kapat ve elimi tut, sana harika bir şey göstereceğim.

There's a human hand in here.

Burada bir insan eli var.

She had beautiful hands, you see?

Çok güzel elleri vardı, gördün mü?

Click to see more example sentences
hand yardım

And I just need a hand with a couple things.

Ve sadece bir kaç şey için yardım lazım.

You two, give us a hand here, please.

Siz ikiniz, burada bize yardım edin lütfen.

Hurry up, give him a hand!

Çabuk ol, ona yardım et!

Click to see more example sentences
hand vermek

You give me the man, and I give you the hand.

Sen bana adamı ver, ben de sana elini vereyim.

You'd better go give them a hand.

Onlara bir el versen iyi olur.

Give me a hand grenade.

Bana bir el bombası verin.

Click to see more example sentences
hand yardım etmek

I'm sorry if could you give me a hand?

Özür dilerim eğer bana yardım edebilir misin?

Somebody, give me a hand here.

Biri bana yardım etsin burada.

Here, give me a hand.

İşte, bana yardım et.

Click to see more example sentences
hand işçi

And I did some hand work, okay?

Ve bazı el işi de oldu, tamam mı?

Find another trade or use the other hand.

Başka bul ya da diğer elini kullan.

I did what Chief Lisbon suggested and ran the left-hand fingerprints for the right, and it worked.

Ben ne yaptım Lizbon Şefi önerilen ve koştu sol parmak izleri,hakkı için ve işe yaradı.

Click to see more example sentences
hand uzatmak

The other hand too.

Diğer elini de uzat.

Your left hand as well.

Sol elini de uzat.

Hand me a plate.

Bana bir tabak uzat.

Click to see more example sentences
hand elle vermek, el vermek

You give me the man, and I give you the hand.

Sen bana adamı ver, ben de sana elini vereyim.

Give me a hand, will you?

Bana bir el verecek misin?

Could you give me a hand, darling?

Bana elini verir misin, hayatım?

Click to see more example sentences
hand taraf

On the other hand, I'll stay for a day or two.

Diğer taraftan, bir ya da iki gün daha burada kalacağım.

On the other hand You have quite a cute face, huh?

Diğer taraftan senin çok güzel bir yüzün var ha?

It's being a bounty hunter on the other hand, another story.

Diğer tarafta da ödül avcısı olmak var, başka bir hikâye.

Click to see more example sentences
hand teslim etmek

I'm sorry, but I'm not prepared to hand them over without more information.

Üzgünüm ama daha fazla bilgi olmadan teslim etmeye hazır değilim.

Just hand him over.

Sadece onu teslim et.

Hand over your gun, please.

Silahını teslim et lütfen.

Click to see more example sentences
hand yanında, yan

But on the other hand, you're an evil killing machine, so, no.

Ama diğer yandan, sen şeytani bir ölüm makinesisin, o yüzden, hayır.

You, on the other hand, you have another way to win.

Diğer yandan sen, senin kazanman için bir başka yol var.

On the other hand thank you for loving me that much.

diğer yandan teşekkür ederim beni bu kadar sevdiğin için.

Click to see more example sentences
hand alkış

Give him a big hand, come on, a big hand.

Büyük bir alkış, hadi ama, büyük bir alkış.

A big hand for our girls.

Kızlar için büyük bir alkış.

Give him a big hand.

Ona kocaman bir alkış.

Click to see more example sentences
hand parmak

I imagine me hands and my fingers start to move, and

Ben elleri ve hayal benim parmakları ve hareket başlar

I did what Chief Lisbon suggested and ran the left-hand fingerprints for the right, and it worked.

Ben ne yaptım Lizbon Şefi önerilen ve koştu sol parmak izleri,hakkı için ve işe yaradı.

Little fingers, little hands.

Küçük parmaklar. Küçük eller.

Click to see more example sentences
hand yakalamak

Okay, grab my hand. Grab here.

Tamam. elimi yakala Burada yakala.

Sorry, honey, she just grabbed my hand.

Üzgünüm, tatlım, o sadece elimi yakaladı işte.

Good hands, Mark.

İyi yakalayıştı Mark.

Click to see more example sentences
hand elli

Come on, small hands.

Hadi ama, Küçük elli.

Then ready yourself, Peter Pan. For I am Red-handed Jill.

O zaman kendini hazırla, Peter Pan, ben Kızıl-Elli Jill için.

Red-Handed Jill may be a brave swordsman.

Kızıl-Elli Jill cesur bir kılıç ustası olabilir.

Click to see more example sentences
hand hazırlanmakta, hazır

I'm sorry, but I'm not prepared to hand them over without more information.

Üzgünüm ama daha fazla bilgi olmadan teslim etmeye hazır değilim.

Presidents Bush, Reagan, Carter, Ford, and Nixon were on hand for this groundbreaking ceremony.

Başkan Bush, Reagan, Carter, Ford ve Nixon... .. . kutlama seremonisi için hazır bulundular.

Your hand not ready?

Elin hazır değil mi?

Click to see more example sentences
hand oyun

Looks like something happened to your game hand, son.

Görünüşe göre oyun eline bir şey olmuş evlat.

Angel, sit down, relax, play a few hands.

Angel, otur, sakinleş, bir iki el oyun oyna.

Game over, wash your hands.

Oyun bitti, ellerini yıka.

Click to see more example sentences
hand el yazısı

It is the same hand.

Bu aynı el yazısı.

This is in Washington's own hand.

Bu Washington'un kendi el yazısı.

They copied the hand well, but not perfectly.

El yazısını iyi kopyalamışlar ama mükemmel değil.

Click to see more example sentences
hand usta

Your soft skin, my expert hands.

Senin yumuşak tenin, benim usta ellerim.

Red-Handed Jill may be a brave swordsman.

Kızıl-Elli Jill cesur bir kılıç ustası olabilir.

Take my hand, Master Ichi.

Elimi tutun, Usta Ichi.

Click to see more example sentences
hand yetenek

You need someone with skilled hands a surgeon, for instance.

Senin yetenekli elleri olan birine ihtiyacın var. Örneğin, bir cerrah.

Marcus' ability is an integral part of him, as is the color of a person's skin or you being left-handed.

Marcus'un yeteneği onun tamamlayıcı bir parçası, bir insanın cildinin rengi gibi ya da senin solak olman gibi.

I'm telling you, Grace, these hands are gifted.

Bak sana diyorum, Grace, bu eller yetenekli.

Click to see more example sentences
hand elden çıkmış

Come out and show your hands!

Dışarı çık ve ellerini göster!

Okay, now take your hand out gently.

Tamam, şimdi yavaşça elini dışarı çıkar.

Christian Beaumont, come out with your hands up.

Christian Beaumont, ellerini kaldır ve dışarı çık.

Click to see more example sentences
hand öte

No. Give me your other hand.

Olmaz Bana öteki elini ver.

The other hand

Öteki elini ver.

Orked's parents, on the other hand, are inseparable like mud crabs.

Öte yandan, Orked'in ailesi çamur yengeçleri gibi birbirinden ayrılmaz.

Click to see more example sentences
hand kol

We need legs, hands and a decent arm.

Bize bacaklar, eller ve düzgün bir kol gerek.

This raincoat gadget is equipped with an artificial arm and a fake hand.

Yağmurluk şeklindeki bu cihaz, yapay bir kol ve sahte bir elle donatılmıştır.

When the Queen proclaims one King and the Hand proclaims another, whose peace do the Gold Cloaks protect?

Kraliçe bir kral beyan ettiğinde ve Sağ Kol da bir başka kral beyan ettiğinde, Altın Pelerinliler kimin huzurunu koruyacak?

Click to see more example sentences
hand sıra

Could be a hand, could be an ordinary hand.

El de olabilir, sıradan bir el de olabilir.

Move your hands. My turn.

Çek ellerini, sıra bende.

Just regular hands.

Sadece sıradan eller.

Click to see more example sentences
hand kurt

That idiot werewolf paid for my hand reduction surgery, OK?

O aptal kurt kadın benim el küçültme ameliyatımı ödedi, tamam mı?

Kurt, jazz hands.

Kurt, caz elleri.

He single-handedly built our Bond-Franklin research lab.

Tek başına Bond-Franklin araştırma laboratuvarımızı kurdu.

hand imza

It's her hand, but not her handwriting.

Onun imzası ama, onun yazısı değil.

Yankee Stadium final season commemorative baseball hand-signed by Derek Jeter.

Derek Jeter imzalı Yankee Stadyumu final sezon hatırası beyzbol topu.

hand yardımcı

Sometimes my daddy holds my hand, which sometimes helps.

Bazen, babam elimi tutuyor. Bana yardımcı oluyor.

A helpin' hand.

Yardımcı bir el.

hand mukabil

Okay, now, Judy, on the other hand, drives a silver Nissan Altima.

Tamam, şimdi, buna mukabil, Judy, gümüş rengi bir Nissan Altima kullanıyor.