English-Turkish translations for handle:

halletmek · idare etmek · sap · başa çıkmak · yol · üstesinden gelmek · tutucu · kullanmak · tutacak · satmak · yönetmek · eline almak, ele almak · eğitmek · kabza · kulp · other translations

handle halletmek

Don't worry I'll handle everything

Merak etme. Her şeyi halledeceğim.

No, I'll handle this myself.

Hayır, bunu kendim halledeceğim.

He can handle everything.

O her şeyi halledebilir.

Click to see more example sentences
handle idare etmek

Listen, I handle these things so much better now.

Dinle. Bu işleri artık çok daha iyi idare ediyorum.

But whatever, I can handle the singing.

Ama neyse ne, şarkı söylemeyi idare edebilirim.

You know you handled that very well?

Durumu çok iyi idare ettin, biliyor musun?

Click to see more example sentences
handle sap

Maybe the cell phone or a piece of the shovel handle.

Belki de cep telefonu ya da bir kürek sapı parçası.

CARL: This little handle is like a magnet.

Bu küçük sap tıpkı bir mıknatıs gibi".

Ammonia, antifreeze, bleach, a broom handle

Amonyak, antifriz, beyazlatıcı, süpürge sapı

Click to see more example sentences
handle başa çıkmak

Seriously, he can't handle a woman like you.

Ciddiyim, senin gibi bir kadınla başa çıkamaz o.

She can't handle that.

O bununla başa çıkamaz.

She's just, like, handling it like a total Republican.

Evet. Tam bir cumhuriyetçi gibi başa çıkıyor.

Click to see more example sentences
handle yol

But maybe there's a better way to handle this.

Ama belki bu işi halletmenin daha iyi bir yolu vardır.

There's a better way to handle this.

Bu işi halletmenin daha iyi bir yolu var.

There's only one way to handle this. No.

Bu işi halletmenin tek bir yolu var.

Click to see more example sentences
handle üstesinden gelmek

I mean, yes, there is a dead man here, and it is tragic, awful, but I can handle it.

Yani, evet, burada ölü bir adam var. Bu trajik ve korkunç bir olay, ama üstesinden gelebilirim.

And this cadet,,, Cadet Major Rigby can handle it,

Ve bu Harbiyeli Harbiyeli Binbaşı Rigby üstesinden gelebilir.

Yeah, yeah, we're handling it.

Evet, evet. Üstesinden geliyoruz.

Click to see more example sentences
handle tutucu

Mr Gregory hired me to handle this for him.

Bay Gregory bu işi halletmem için beni tuttu.

Handles like a dream and keeps me one step closer to heaven.

Sanki rüya gibi oluyor ve beni cennete bir adım daha yakın tutuyor.

Now, grab this handle

Şimdi, şu kolu tutun.

Click to see more example sentences
handle kullanmak

Jack certainly knows how to handle weapons.

Jack kesinlikle nasıl silah kullanacağı biliyor.

You ever handled a gun before?

Daha önce hiç silah kullandın mı?

Drone number three, you'll handle the oxygen anaesthesia.

Üç numaralı robot, oksijen anestezisini sen kullanacaksın.

Click to see more example sentences
handle tutacak

Yeah, but the newer handles are usually plastic or stainless steel.

Evet ama yeni üretilen tutacaklar genelde plastik veya paslanmaz çelik.

There's a handle somewhere.

Bir yerlerde bir tutacak vardı.

The handle's adjustable for easy carrying.

Tutacak yeri kolay taşıma için ayarlanabilir.

Click to see more example sentences
handle satmak

Have you handled regional sales?

Bölgesel satış işi de yaptınız mı?

handle yönetmek

He obviously handled you.

Belli ki seni de yönetiyor.

handle eline almak, ele almak

I will handle women-friendly policies, and crapital structure.

Kadın dostu politikaları ve kermaye yapımızı ele alacağım.

handle eğitmek

'The personnel are all ex-military, 'trained to handle deep-penetration agents, moles'.

Eski ordu mensuplarından toplanmış derine nüfuz etmeyi başarmaları için eğitilmiş ajanlar, köstebekler.

handle kabza

General George Patton, with his pearl-handled revolver.

Sedef kabzalı tabancasıyla General George Patton.

handle kulp

There's no handles, no seat belts, no in-flight catering.

Kulp yok, kemer yok, uçuşta yemek servisi yok.