English-Turkish translations for hard:

zorla, zorlu, zor · çok · sert, sertlikle · işçi · sıkıca, sıkı · pek · çalışkan · kötü · hızla · güç, güçlükle · ağır · anlaşılmaz, ancak · sabit · sağlam · acımasız, acı · katı · çetin · hemen hemen · yoğun · şiddetli · zorlama · yorucu · inatçı · sertlik · aşırı · alabanda · etkin · merhametsiz · zalim · çirkin · dayanıklı · somut · ağrılı · kask · kuvvetli, kuvvetle · yakın · other translations

hard zorla, zorlu, zor

Look, I know how hard this must be for you, but we're doing this for your own good.

Bunun senin için ne kadar zor olduğunu biliyorum. Ama bunu senin iyiliğin için yapıyoruz.

This might be hard on you, but it's going to be all for the best.

Bu sana belki biraz zor gelebilir ama hepimiz için en iyisi olacak.

Maybe it's too hard for you.

Bu senin için çok zor olabilir.

Click to see more example sentences
hard çok

I know this is hard for you, but it's the best thing for you.

Bu senin için çok zor, biliyorum ama senin için en iyisi.

The last few weeks have been really hard for me.

Son birkaç hafta benim için gerçekten çok zordu.

It must be hard for her.

Onun için çok zor olmalı.

Click to see more example sentences
hard sert, sertlikle

Go up and get something hard, a door or something, to put him on it. Go! Alright.

Git ve sert bir şey getir, kapı veya başka bir şey onu üzerine koymak için.

How hard did that guy hit you? Hard.

O herif sana ne kadar sert vurdu?

This is going to be long hard and rough.

Bu uzun, zor ve sert olacak.

Click to see more example sentences
hard işçi

That's why this night is so hard for me.

İşte bu nedenle, bu gece benim için çok zor.

Looks like hard work.

Zor bir gibi gözüküyor.

This job is really hard.

Bu cidden çok zor.

Click to see more example sentences
hard sıkıca, sıkı

This isn't easy for me because you've worked really hard and done so much for my career.

Bu benim için kolay değil çünkü gerçekten sıkı çalıştın ve kariyerim için birçok şey yaptın.

Because tomorrow, you start working hard.

Çünkü yarın çok sıkı çalışma başlıyor.

I've worked very hard here.

Ben burada çok sıkı çalıştım.

Click to see more example sentences
hard pek

Yeah, well, it's been a hard day for a lot of good people.

Evet, bugün pek çok iyi insan için zor bir gün.

I hardly know a thing about you.

Senin hakkında pek bir şey bilmiyorum.

Wasn't that hard.

Pek zor olmadı.

Click to see more example sentences
hard çalışkan

What a hard working young man.

Ne çalışkan bir genç adam.

My husband was a good man, honest and hard-working.

Kocam iyi, dürüst ve çalışkan bir adamdı.

Debbie is a very hard-working professional producer.

Debbie çok çalışkan, profesyonel bir yapımcı.

Click to see more example sentences
hard kötü

I've had a very hard night. And I feel terrible.

Çok zor bir gece geçirdim ve çok kötü hissediyorum.

I've had a hard time here.

Burada kötü bir zaman geçirdim.

Yeah, the hard way.

Evet, kötü bir şekilde.

Click to see more example sentences
hard hızla

Because now I'm going to kiss you very quickly and very hard.

Çünkü şimdi seni öpeceğim çok hızlı ve çok sert bir şekilde.

Hard and fast.

Sert ve hızlı.

This happens to protect the speed limit, and it's not hard to see why.

Bu hız limitini korumak için olur ve neden olduğunu görmek hiç de zor değil.

Click to see more example sentences
hard güç, güçlükle

I know this is gonna be hard to understand, But he's here to help us.

Biliyorum anlaman çok güç olacak, ama o bize yardım etmek için burada.

I know it's hard, but you must be strong.

Bunun zor olduğunu biliyorum ama güçlü olmalısın.

Is it really hard job?

Gerçekten güç bir mi?

Click to see more example sentences
hard ağır

Hard work for them, too.

Onlar için de ağır bir iş.

It's hard sometimes to.

Bazen çok ağır geliyor.

Dancing is hard work.

Dans etmek ağır bir iş.

Click to see more example sentences
hard anlaşılmaz, ancak

That's kind of hard right now, don't you think?

Bu şu anda biraz zor değil mi sence de?

It's hard right now.

Şu anda çok zor.

Mommy is having a hard time right now.

Anne zor bir dönem geçiriyor şu anda.

Click to see more example sentences
hard sabit

It's a good place to hide a hard drive.

Bir sabit disk saklamak için iyi bir yer.

Give me the hard drive.

Bana sabit diski ver.

It's a portable hard drive.

Bu bir taşınabilir sabit disk.

Click to see more example sentences
hard sağlam

This look hard enough for you?

Bu senin için yeterince sağlam mı?

She has hard evidence, and now I have it.

Onun sağlam bir kanıtı var ve o kanıt şimdi bende.

Yeah, really hard and really firm.

Evet, gerçekten sert ve gerçekten sağlam.

Click to see more example sentences
hard acımasız, acı

Sometimes it's a hard world for little things.

Bu dünya bazen ufak şeyler için biraz acımasız.

Sometimes it's hard and even painful, but sometimes it not that bad and even fun.

Bazen zor hatta acı verici bile, ama bazen de kötü değil, hatta BAR eğlenceli bile olabiliyor

It's a hard truth.

Acı bir gerçek bu.

Click to see more example sentences
hard katı

Now it's two of him. So it'll be twice as hard.

Şimdi ikisi de o o yüzden iki katı zor olacak

There's been a long, hard silence between us.

Uzun ve katı bir sessizlik var aramızda.

Hard-boiled egg, celery, fruit salad, iced tea

Katı yumurta, kereviz, meyve salatası, buzlu çay.

Click to see more example sentences
hard çetin

Mike was a good man, a real good man in a hard world.

Mike iyi bir adamdı çetin bir dünyada, gerçek iyi bir adam.

But you're a hard-core liberal.

Ama sen çetin ceviz bir liberalsin.

No, she's hard-core, dawg.

Hayır, çetin ceviz o, dostum.

Click to see more example sentences
hard hemen hemen

But in Hartford, Hereford and Hampshire, hurricanes hardly ever happen.

Ama Hartford, Hereford ve Hampshire'da hortumlar hemen hemen hiç olmaz.

ln Hartford, Hereford and Hampshire, hurricanes hardly ever happen.

Hartford, Hereford ve Hampshire'da hortumlar hemen hemen hiç olmaz.

The paint is hardly dry and yet they've appointed a new commanding officer.

Boya hemen hemen kuru ve henüz yeni komuta subayı tayin ettiler.

Click to see more example sentences
hard yoğun

Well, you've been working really hard lately.

Son zamanlarda gerçekten çok yoğun çalışıyorsun.

I'm working hard, it's been a rough day.

Çok yoğun çalışıyorum. Zor bir gün geçirdim.

I have worked very hard lately.

Son zamanlarda çok yoğun çalıştım.

Click to see more example sentences
hard şiddetli

Everything here is hard, and bright, and violent.

Burada her şey zor ve parlak ve şiddetli.

Everything here is hard and violent.

Burada herşey zor şiddet dolu.

Look, it's really raining hard.

Bakın çok şiddetli yağmur yağıyor.

Click to see more example sentences
hard zorlama

Don't push him too hard, okay?

Onu fazla zorlama tamam mı?

It's pretty ballsy, but hardly a precursor to terrorism and murder.

Bu oldukça cesur bir şey ama terörizm ve cinayet için zorlama bir belirti.

Well, Carrie, this is hardly a criticism.

Carrie, bu çok zorlama bir yorum.

Click to see more example sentences
hard yorucu

But, Dad, it was a long, hard day.

Baba, uzun ve yorucu bir gün oldu.

Oh! Why is it so hard today?

Bu gün neden bu kadar yorucu?

God, what so hard day.

Tanrım! Ne yorucu bir gün.

Click to see more example sentences
hard inatçı

It really is hard dealing with a stubborn artist.

İnatçı bir sanatçı ile anlaşmak çok zor.

You are so stubborn and hard-headed.

Sen çok inatçı ve dik kafalısın.

From time immemorial, this race has typified the spirit of our town tough, uncompromising, hard.

Çok eski zamanlardan beri, bu yarış şehrimizin ruhunu simgeledi: Çetin, inatçı, zor!

Click to see more example sentences
hard sertlik

Your Co-Hard-on Champions of the World, Ryan "Steel Rod"Grimm and Mike" Everhard" Coozeman!

Karşınızda, Dünya Sertlik Şampiyonları Ryan "Çelik Çomak"Grimm ve Mike" Sonsuzsert" Coozeman!

It gave me a hard-on

Bana bir sertlik verdi.

No matter how hard the beard is, the brush takes all hardness away.

Sakal ne kadar sert olursa olsun, fırça bütün sertlikleri alır.

Click to see more example sentences
hard aşırı

Faster, but not hard.

Hızlı ama aşırı değil.

It's incredibly hard.

Aşırı derecede zor.

I don't drink hard alcohol, only red wine and in moderation.

Sert alkol içmem, sadece kırmızı şarap ve aşırıya kaçmadan.

Click to see more example sentences
hard alabanda

Enterprise, hard starboard.

Atılgan, sancak alabanda!

Hard a-starboard, sir.

Sancak alabanda, efendim.

hard etkin

With all due respect, this domino effect is hardly our responsibility.

Saygısızlık etmek istemem ama bu domino etkisi bizim sorumluluğumuz değil.

Fast and hard.

Hızlı ve etkili.

hard merhametsiz

Strike first, strike hard, no mercy!

Önce ve sert vur. Merhamet yok!

Hardly merciful, Mr Holmes.

Hiç merhametli değil, Bay Holmes.

hard zalim

Life is hard and makes us that way.

Hayat çok zalim ve bizi de öyle yapıyor.

Hard, ruthless oh, perhaps even cruel.

Sert, insafsızca ah belki de zalimce.

hard çirkin

It must be hard being so ugly.

Bu kadar çirkin olmak Çok zor olmalı.

Because I'm so hard-up

Çünkü o kadar çirkinim.

hard dayanıklı

It's so enduring and hard-working

Çok dayanıklı ve çalışkandır.

Okay, Yates was carrying a hard-shell case.

Tamam, Yates, dayanıklı bir çanta taşıyordu.

hard somut

I know, but without hard evidence

Biliyorum. Ama somut kanıt olmadan

But without hard evidence

Ama somut kanıt olmadan

hard ağrılı

My boss, Dr. Richland, is a total hard-ass.

Patronum, Dr Richland, tam bir baş ağrısı.

hard kask

And I need a hard hat, too.

Ve ben de bir kask istiyorum.

hard kuvvetli, kuvvetle

Listen, just hit it really hard and really fast.

Dinle, çok kuvvetli ve çok hızlı vur.

hard yakın

But whether they're a burned former operative a beautiful bomber with a temper or a hard-drinking ex-SEAL

İster, yakılmış bir eski operasyoncu isterse, güzel ama sinirli bir bombacı, Veya içkici bir eski denizci olsun.