English-Turkish translations for have:

var · olmak · içmek · yapmak · ettirmek, etmek · yemek · bakmak · sahip · almak · bulunmak · zorunda olmak · sahip olmak · karşılaşmak · yaşamak · kabul etmek · saymak · tutmak · varlıklı kimse · izin vermek · he · ele geçirmek · elde etmek · hile · elinde tutmak · you · kavuşmak · fikir taşımak · fırsat vermemek · hâkim olmak · other translations

have var

And, listen, there's one more thing there's one more thing I have to tell you.

Ve, dinle, bir şey daha var sana söylemem gereken, bir şey daha var.

I have a girlfriend. Oh, yeah, that's nice too though it's not the same thing, is it?

Benim kız arkadaşım var Evet bu da çok güzel her ne kadar aynı şey olmasa da, değil mi?

Listen, there's something I have to tell you

Dinle, söylemem gereken bir şey var, ben

Click to see more example sentences
have olmak

Because tomorrow, everyone will have everything... .and everyone will be very happy!

Çünkü yarın, herkes her istediğini yapacak ve herkes çok mutlu olacak!

No but who else could have done this terrible thing?

Hayır ama bu korkunç şeyi başka kim yapmış olabilir?

you have been with a woman before, right?

Daha önce bir kadınla birlikte oldun değil mi?

Click to see more example sentences
have içmek

Have you got something for me?

Benim için bir şey var mı?

I have something very important for you to do.

Senin için çok önemli bir görevim var.

I think you have something for me.

Galiba benim için bir şeyin var.

Click to see more example sentences
have yapmak

Because tomorrow, everyone will have everything... .and everyone will be very happy!

Çünkü yarın, herkes her istediğini yapacak ve herkes çok mutlu olacak!

Do you have something better to do?

Yapacak daha iyi bir şeyin mi var?

You have no idea what you've done.

Sen ne yaptın hiçbir fikrim yok.

Click to see more example sentences
have ettirmek, etmek

Don't worry and keep working. I've come here because I have something important to tell you.

Endişelenme, çalışmaya devam et, buraya geldim; çünkü sana söyleyeceğim önemli bir şey var.

You have made me so happy this last year.

Bu bir yılda beni çok mutlu ettin.

Hurry up, I have an important appointment.

Acele et, önemli bir randevum var.

Click to see more example sentences
have yemek

I'm not exactly sure, but we have enough food and water for three months.

Tam emin değilim ama üç ay yetecek kadar yemek ve suyumuz var.

It's our weekend together. We're having dinner.

Bu bizim hafta sonumuz, birlikte akşam yemeği yiyeceğiz.

This is nice. Having everyone together for dinner.

Bu çok güzel, herkesin yemekte bir arada olması.

Click to see more example sentences
have bakmak

Look, there's something I need to tell you, and I should have told you a long time ago.

Bak,.. sana söylemem gereken bir şey var ve bunu sana çok uzun zaman önce söylemeliydim.

But I will have a look.

Ama yine de bir bakayım.

Look, I don't have much.

Bak, fazla para yok.

Click to see more example sentences
have sahip

The most important thing for me and I think for you is that we have a child.

Benim için en önemli şey bir çocuğa sahip olmamız ve bence senin için de önemli.

Well the lieutenant is lucky to have you.

Teğmen sana sahip olduğu için çok şanslı.

I had the chance to have real power, to be a warrior!

Bir savaşçı, gerçek güce sahip olmak için bir şansım vardı!

Click to see more example sentences
have almak

Look, we have five hours to get this movie back, and that may seem impossible, but not for us.

Bakın, bu filmi geri almak için beş saatimiz var bu imkansız gibi görünebilir, ama bizim için değil.

We have to take her in there, question her and him.

Biz orada onu almak zorunda onu ve onu sorguluyorum.

I have a boyfriend and my first "B.

Erkek arkadaşım var ve ilk "B" mi aldım.

Click to see more example sentences
have bulunmak

Do you have any idea how difficult it is to find a good husband in this town?

Bu şehirde iyi bir koca bulmak ne kadar zor hiçbir fikrin var mı?

Your mother and your sister found me, and have been helping me.

Annen ve kız kardeşin beni buldular ve bana yardım ediyorlar.

Could he have found something important?

Önemli birşey bulmuş olabilir mi?

Click to see more example sentences
have zorunda olmak

That's too bad because there's something I have to tell you.

Çok kötü. Çünkü sana söylemek zorunda olduğum bir şey var.

Does he always have to be here?

Her zaman burada olmak zorunda mı?

God, you must be having a really hard day.

Tanrım, gerçekten zor bir gün geçiriyor olmalısın.

Click to see more example sentences
have sahip olmak

The most important thing for me and I think for you is that we have a child.

Benim için en önemli şey bir çocuğa sahip olmamız ve bence senin için de önemli.

Because this is the life I can never have.

Çünkü bu asla sahip olamayacağım bir hayat.

I think me daughter is lucky to have you.

Kızım sana sahip olduğu için çok şanslı.

Click to see more example sentences
have karşılaşmak

I have something for you, but I want something back.

Sana bir şey getirdim. Ama karşılığında bir şey istiyorum.

Hold on, I have met you somewhere before

Bekle, daha önce seninle bir yerde karşılaştık mı?

You have nothing against the man, Holmes, nothing at all.

Adama karşı elinde bir şey yok Holmes, hiçbir şey yok.

Click to see more example sentences
have yaşamak

There's enough food and water to live in here for almost two weeks without having to come out.

Burada yaşamak için yeterince yiyecek ve su var. Dışarı çıkmadan neredeyse iki hafta yeter.

I have time for a relationship right now.

Bir ilişki yaşamam için doğru bir zaman değil..

But I have damn good reason to keep living.

Ama yaşamak için çok iyi bir nedenim var.

Click to see more example sentences
have kabul etmek

You have to admit, this is a pretty wild story, even for this place.

Kabul etmelisin ki, bu burası için bile, bu çok çılgın bir hikaye.

You have to admit, Holmes that a supernatural explanation to this case is theoretically possible.

Kabul et Holmes bu olayın doğaüstü bir açıklaması olması teorik olarak mümkün.

Better have a brain tumor or something, 'cause that's just unacceptable.

Beyin tümörü falan olsa iyi olur çünkü bu kabul edilemez.

Click to see more example sentences
have saymak

Mr President, we have some good news.

Sayın Başkan, bazı güzel haberlerim var.

Can I have a moment, Your Honor?

Bir saniye alabilir miyim Sayın Yargıç?

We have everything under control, Governor.

Herşey kontrol altında Sayın Vali.

Click to see more example sentences
have tutmak

Someone must have found her and wanted to keep her safe.

Biri onu buldu ve onu güvende tutmak istemiş olmalı.

Now I have no reason to keep you here.

Şimdi seni burada tutmak için hiç nedenim yok.

Must be hard having him here.

Onu burada tutmak zor olmalı.

Click to see more example sentences
have varlıklı kimse

I have a secret something I've never told anyone before.

Bir sırrım var. Daha önce kimseye söylemediğim bir şey.

Do they have anyone to pay money for them?

Onlar için para ödeyebilecek kimse var mı?

Anybody else have a problem with that?

Başka kimsenin bununla bir sorunu var mı?

Click to see more example sentences
have izin vermek

Hey, man, you think I could have a minute?

Hey adamım. Bir dakika izin verir misin?

Maybe you could let me have a baby someday, and it could be a boy.

Belki bir gün, bir bebeğim olmasına izin verirsin. Ve bir erkek olur.

Now, if you'll excuse me, I have another appointment.

Şimdi, eğer izin verirsen, başka bir görüşmem var.

Click to see more example sentences
have he

Wait a second, I have something important to tell you.

Dur hele. Sana söylemem gereken önemli bir şey var.

Hey, everyone, have a good look!

Hey millet! Bir bakın hele!

Helen, you have far too much knowledge about this time and place.

Helen, bu zaman ve mekan hakkında elinde çok fazla bilgi var.

Click to see more example sentences
have ele geçirmek

So, three months in, and we have nothing.

Yani üç ay geçti ve elimizde hiçbir şey yok.

Last Friday you told him you'd have something for him.

Geçen cuma, ona elinde bir şey olduğunu söyledin.

Dear friend, I have just received this extremely strange letter.

Sevgili dostum, biraz önce bu garip mektup elime geçti.

Click to see more example sentences
have elde etmek

We have a chance after ten years

On yıl sonra bir şans elde ettik.

Mina and I have just worked for so long to get a win,

Mina ve ben bir galibiyet elde etmek için uzun süre çalıştık.

You both have very strong auras and two strong auras produce positive results.

İkinizin de auraları kuvvetli ve iki güçlü aura olumlu bir sonuç elde edebilir.

Click to see more example sentences
have hile

Millions of years have taught them the necessary tricks.

Geçen milyonlarca yıl onlara gerekli hileleri öğretti.

Them having a helicopter is definitely cheating.

Onların helikopteri olması kesinlikle bir hile.

I have no intention of cheating.

Hile yapmak gibi bir niyetim yok.

Click to see more example sentences
have elinde tutmak

It's like a grenade. You have to help me now. Come on, hold it.

Aynı el bombası gibi Şimdi bana yardım etmelisin, hadi tut şunu

Have a real wedding and be given away and With church bells and champagne and a white frock, orange blossoms and a wedding cake.

Gerçek bir düğün ve elinden tutmak ve.. kilise çanlarıyla ve şampanyayla. ve beyaz bir frak, turuncu çiçekler ve bir düğün pastası

Yeah, well, i have to hold a retractor for shadow shepherd While derek debulks my tumor.

Evet, Derek benim tümörümü çıkartırken, ben gölge Shepard için elimde bir retraktör tutuyor olacağım.

Click to see more example sentences
have you

You're still young for having kids.

You're Hala sahip çocuklar için genç.

Bo Diddley, Bo Diddley, have you heard?

Bo Diddley, Bo Diddley, have you heard?

They were haveing you wrong.

They took eI You hair.

have kavuşmak

But this kid may finally have a chance at a future.

Ama bu çocuk sonunda bir gelecek şansına kavuşmuş olabilir.

have fikir taşımak

Cargo, we're transporting for Ravenwood, you have any idea what it is?

Rawenwood için taşıdığımız Kargo, ne olduğu konusunda bir fikrin var mı?

have fırsat vermemek

So, McFly, have you made a decision about tonight's opportunity?

Ee McFly, kararını verdin mi? Bu akşamki fırsat için?

have hâkim olmak

Judge hildred,are you now or have you ever been A member of the communist party?

Hâkim Hildred, şu anda ya da şimdiye kadar hiç Komünist Parti üyesi oldunuz mu?