heaviest

Yeah, we got all of Maggie's old stuff, including the world's heaviest crib.

Maggie'nin tüm eski eşyalarını getirdik, dünyanın en ağır beşiği de dahil.

I'm the world's heaviest burden.

Dünyanın en ağır yüküyüm ben.

The heaviest. He shows, people die, he vanishes.

O gösterir, insanlar ölür, o ortadan kaybolur.

The heaviest and oldest Jaeger in the service.

Hizmetteki en ağır ve en eski Jaeger.

I'm the heaviest guy, right, Eddie?

En ağırımız benim, öyle değil mi, Eddie?

It gets heaviest ten minutes before kickoff.

Başlama vuruşundan on dakika önce en ağır zamandır.

The Steller's Sea Eagle, the heaviest eagle on Earth.

Steller deniz kartalı. Dünyanın en ağır kartalı.

My heaviest hook would be a good weapon.

En sert kancam iyi bir silah olabilirdi.

'Cause I know I'm the heaviest cat

Çünkü en ağır kedi olduğumu biliyordum.

The biggest and heaviest was Daspletosaurus.

En büyüğü ve en ağırı Daspletosaurus'tu.