English-Turkish translations for high:

yükseğe, yüksek, yüksekte · çok · lise · büyük · hızlı · üst · âIâ · liseli · yüksek yer · yüce · baş · aşırı · önemli · pahalı · uçmuş · yukarı · şiddetli · tiz · üstün · yüksel · uzun · ileri · asil · yükseklik · ulu · soylu · ağır · liseler · ot · karada · muhteşem · sert · yüksek perdeden · öfkelenmek · neşeli · rekor · mağrur · çok eski · other translations

We also found translations for word high in Turkish.

high yükseğe, yüksek, yüksekte

But don't you think they're a little high for that dress?

Ama sence de bu elbise için biraz yüksek değiller mi?

But at a very high price.

Ama çok yüksek bir fiyata.

That's kind of a high-profile job for a secret agent, don't you think?

Gizli bir ajan için yüksek profilde bir meslek. Sence de öyle değil mi?

Click to see more example sentences
high çok

This is out of the ordinary and a highly unusual request, but this is a highly unusual situation.

Bu çok olağan dışı ve bir hayli tuhaf bir rica ama çok tuhaf bir durumdayız.

But at a very high price.

Ama çok yüksek bir fiyata.

This is highly unusual.

Bu çok sıra dışı. Neden?

Click to see more example sentences
high lise

There's a high school basketball game tonight somewhere in america, and there's a great story there.

Bu gece Amerika'nın bir köşesinde bir lise basketbol karşılaşması ve orada da harika bir hikaye var.

Mom, it's high school, okay?

Anne, burası bir lise, tamam mı?

Free concert tickets for high school students.

Lise öğrencileri için bedava konser biletleri.

Click to see more example sentences
high büyük

But that's a a high horse.

Ama ama bu büyük bir at.

A big day for a big name in local high-school football.

Yerel lise futbolunda büyük bir isim için büyük bir gün.

You must be a very high lama; a great Tibetan monk.

Çok yüksek bir Lama olmalısın; Büyük bir Tibet rahibi.

Click to see more example sentences
high hızlı

Captain, there's a ship approaching at high warp.

Kaptan, yüksek warp hızında yaklaşan bir gemi var.

Sue sold that fast and the price went that high.

Sue, çok hızlı ve bir o kadar yüksek fiyata satılmıştı.

Gotta lift you up, but not too high or too fast.

Seni uçurmalıdır, ama çok fazla ve çok hızlı değil.

Click to see more example sentences
high üst

There's a traitor somewhere, somewhere probably high up in government office.

Bir yerde hain var. Muhtemelen devletin üst kademelerinde, bir yerde.

'Western Europe's premier supplier of high-end manufacturing 'and five-star industrial machinery'

Batı Avrupa'nın üst düzey imalatlarında birincil tedarikçisi ve beş yıldızlı endüstriyel makineleri

That's some pretty high-level security for a personal laptop.

Kişisel bir laptop için oldukça üst güzel güvenliği var.

Click to see more example sentences
high âIâ

I've got that dinner with my old friend from high school.

Ben lise benim eski arkadaşım ile bu akşam var.

Yeah, Ben and I worked there in high school

Evet, Ben ile ben lisede orada çalışmıştık.

And now with his estrangement from Charlotte Declan Porter is a highly emotional young man.

Ve şimdi üstüne bir de Charlotte ile olan ayrılıkları gelince Declan Porter oldukça duygusal bir delikanlı.

Click to see more example sentences
high liseli

But I'm not the high school cheerleader anymore, and you are not the golden boy.

Ama ben liseli bir amigo değilim artık ve sen de altın çocuk değilsin.

That's the beauty of being a girl in high school.

İşte bu da liseli bir kız olmanın güzelliği.

That's pretty sophisticated for a high school girl. Right.

Liseli bir kız için, hayli sofistike bir durum, değil mi?

Click to see more example sentences
high yüksek yer

One friend in a really high place.

Bir arkadaşı çok yüksek bir yerde.

I hate high places and tight places.

Yüksek ve dar yerlerden nefret ediyorum.

It's a high crime area.

Suç oranı yüksek bir yer.

Click to see more example sentences
high yüce

You mean my husband will become High King in his place?

Yani benim kocam onun yerine Yüce Kral olacak?

High Comrade, please take me with you.

Yüce Yoldaş, lütfen beni yanına al.

Because the high priest is nuts!

Çünkü yüce rahip kafayı yemiş!

Click to see more example sentences
high baş

There is a knife and a high priest.

Burada bir bıçak var. Ve bir baş rahip.

You must be very lonely a princess in a very high tower.

Çok yalnız olmalısınız. Yüksek bir kulede tek başına bir prenses.

Always hold your head high.

Başını her zaman dik tut.

Click to see more example sentences
high aşırı

A highly sensitive force field with no sign of life.

Aşırı hassas bir güç alanı ve yaşam belirtisi yok.

Mr. Barclay, you're exhausted and highly agitated.

Bay Barclay, tükenmiş ve aşırı derecede gerginsiniz.

It's experimental. And highly invasive.

Bu deneysel ve aşırı istilacı.

Click to see more example sentences
high önemli

But what does it matter, High Priest?

Ama bunun ne önemi var, Baş Rahip?

Your Highness, please, this is important.

Düşes Hazretleri, lütfen. Bu çok önemli.

We're on important business for the High Council.

Yüksek Konsey için önemli bir üzerindeyiz.

Click to see more example sentences
high pahalı

i know and expensive only in high-priced japanese restaurants it's a beautiful color

Biliyorum. ve çok pahalıdır. Sadece çok lüks Japon restoranlarında bulunur. Ne güzel bir renk.

Look, her first high-end retail shopping experience.

Bak, bu onun ilk pahalı alışveriş tecrübesi.

A lot of high-end commercial stuff.

Bir sürü kaliteli, pahalı malzeme.

Click to see more example sentences
high uçmuş

My daughter is not high!

Benim kızım uçmuş değil!

You're either sick or high.

Ya hastasın ya da uçmuş.

And, in the drawer, dynamite to blow things sky high.

Ve çekmecede de bir şeyleri havaya uçurmak için dinamit var.

Click to see more example sentences
high yukarı

Ladies and gentlemen the Tangiers Hotel proudly presents the all-new Sam Rothstein show, Aces High.

Bayanlar baylar Tangiers Oteli, yepyeni Sam Rothstein gösterisi Aslar Yukarı'yı gururla sunar.

They're very high

Onlar çok yukarıda.

Run, Bobby, go up high.

Koş, Bobby, yukarı çık.

Click to see more example sentences
high şiddetli

It causes dizziness, vomiting severe headache, high fever and sometimes even death.

Baş dönmesi, kusma şiddetli baş ağrısı, yüksek ateş ve bazen de ölüme sebep olabiliyor.

He's highly trained, violent. A very dangerous person.

O çok iyi eğitimli, şiddetli ve çok tehlikeli biri.

Yes, I do. And it's a job that I recommend highly.

Evet, öyle ve bu işi de herkese şiddetle tavsiye ediyorum.

Click to see more example sentences
high tiz

And then a noise, like, erm, like a high-pitched, er like a dog whistle.

Sonra bir gürültü sanki, tiz bir ses gibi, köpek ıslığı gibi.

Yeah, is it like a high-pitched ringing but only in your left ear?

Evet, tiz bir zil sesi gibi ama sadece sol kulağında değil mi?

One night, a hunter woke before dawn "and heard a child singing in a high shrill voice.

Bir gece, gün doğumundan önce uyanan bir avcı Tiz ve yüksek bir sesle şarkı söyleyen bir çocuk duydu

Click to see more example sentences
high üstün

You are sweet, beautiful, highly gifted. But you're not yet a woman.

Sen çok tatlı, güzel ve üstün yetenekli birisin ama henüz kadın değilsin.

And now with his estrangement from Charlotte Declan Porter is a highly emotional young man.

Ve şimdi üstüne bir de Charlotte ile olan ayrılıkları gelince Declan Porter oldukça duygusal bir delikanlı.

This is a highly skilled, highly trained professional.

Bu adam üstün yetenekli, iyi eğitim almış bir profesyonel.

Click to see more example sentences
high yüksel

Look how high it got.

Ne kadar yükselmiş bak.

Is that why her fever got so high?

O yüzden mi ateşi bu kadar yükseldi.

High cholesterol, elevated sed rate and it looks like you're pregnant.

Yüksek kolesterol, Yükselmiş sed oranı. Ve bu siz hamileymişsiniz gibi görünüyor.

Click to see more example sentences
high uzun

That's almost as long as high school.

Neredeyse lise kadar uzun bir süre bu.

Dark hair, high forehead, um, not very tall.

Siyah saçlı. Geniş alınlı. Pek uzun değil.

High jump, long jump, javelin throw, shot put, pole vault.. .

Yüksek atlama, uzun atlama, cirit atma,.. gülle atma, sırıkla atlama

Click to see more example sentences
high ileri

Warm bodies, extraordinary senses and highly developed intelligence.

Sıcak vücutlar, olağanüstü duyular ve çok ileri zekâ.

Isn't this just a little high-tech?

Biraz ileri bir teknoloji değil mi?

Bev, Anna, this is Barney, a high-functioning sociopath and my ex.

Bev ve Anna; bu da ileri derecede sosyopat ve eski sevgilim olan Barney.

Click to see more example sentences
high asil

Now, listen, you royal. .Highness.

Şimdi, dinle, asil. .Majesteleri.

Listen, high-minded ideals is one thing, robbing banks is another.

Asil idealler bir şey, banka soymak bambaşka bir şeydir.

We're brothers-in-law with high-minded wives.

Biz asil ruhlu eşleri olan kayınbiraderleriz.

Click to see more example sentences
high yükseklik

Joe, that's high enough.

Joe, bu yükseklik yeter.

That's high enough.

Bu yükseklik yeterli.

It's only a mile high.

Sadece bir mil yükseklikte.

Click to see more example sentences
high ulu

Forget it, Mr. High and Mighty Master Control.

Unut bunu, Bay majesteleri ulu Ana Kontrol.

So high and mighty.

Çok yüksek ve ulu.

Listen, mister high and mighty.

Dinle yüce ve ulu efendi.

Click to see more example sentences
high soylu

High fructose corn syrup, soy, sugar, salt.

Yüksek früktoz mısır şurubu, soya, şeker, tuz.

Bless them and give them handsome and high-born husbands.

Onları koru, soylu ve yakışıklı kocalar nasip et.

Listen, high-minded ideals is one thing, robbing banks is another.

Asil idealler bir şey, banka soymak bambaşka bir şeydir.

Click to see more example sentences
high ağır

See, everything and everyone has a price, and the cost of this is very, very high.

Bak, herşeyin ve herkesin bir fiyatı vardır, ve bunun bedeli çok, çok ağır.

The price of freedom for Cuban children is high but worth it

Kübalı çocuklar için özgürlüğün bedeli çok ağır. Ama buna değer.

High fever, weight loss, and extreme respiratory difficulty.

Yüksek ateş, kilo kaybı ve ağır solunum güçlüğü.

Click to see more example sentences
high liseler

Coach Beiste here is fresh off her fifth consecutive all-Missouri high school football championship.

Koç Beiste beşinci Missouri Liseler arası futbol şampiyonluğunu kazanıp buraya geldi.

First there's Anatolian and super high schools.

Anadolu liseleri var. Süper liseler var.

No, the Pawnee-eagleton high school basketball game.

Hayır, Pawnee-Eagleton liseler arası basketbol müsabakası.

high ot

Thirty years ago he was a highly trained SAS operative.

Otuz yıl önce iyi eğitimli bir SAS ajanıydı.

They'll be twenty, thirty foot high.

Yirmi, otuz ayak yüksekliğinde olacak.

I call this Ojai So-high.

Buna "Kafamçokiyi otu" diyorum.

high karada

The snow is highly localised, and on this occasion not naturally occurring.

Kar, büyük oranda bölgesel ve bu durumda doğal olarak yağmıyor.

High-flying, white as snow, a real beauty.

Yükseklerde uçan, kar kadar beyaz, bir güzellik.

Playin' all night, high-limit Hold' Em at the Taj.

Bütün gece oynarsın. Taj'da Sınırsız Kar Tut'u oynarız.

high muhteşem

Wow, it's amazing. How high!

Wow, muhteşem. ne kadar da yüksek!

High King Peter, the Magnificent.

Muhteşem, Yüce Kral Peter.

Here's to the late, great, Bradlington High photography club.

Ve işte karşınızda, geç kalmış, muhteşem Bradlington Fotoğraf Kulübü.

high sert

That's a high hard one. Where are you going anyway?

Bu yüksek sert bir tane Herneyse, neden gidiyorsun?

Our own high-stepping and high-kicking Southwest Texas Ropers.

Yere sert basan ve yere sert vuran.. Güneydoğu Teksas Kementçileri.

Beta blockers, calcium channel blockers, adrenaline injections, high-dose ibuprofen, steroids, trigger metastics, violent exercise, caffeine, acupuncture, marijuana, percodan, midrin, tenormen, sanser, homeopathics

Beta önleyicileri, kalsiyum kanalı önleyicileri, adrenalin enjeksiyonları, yüksek doz ibuprofen, steroidler, metastikler, sert egzersiz, kafein, akupunktur, marihuana, perkodan, midrin, tenormen, sanser, homeopatikler

high yüksek perdeden

The pitch was too high.

Ses perdesi çok yüksek.

That high-pitched ringing sound.

Şu yüksek perdeden zil sesi.

It emitteda high-pitched sound and brought everyoneto their knees.

Çok yüksek perdeli bir ses çıkararak herkese diz çöktürüyordu.

high öfkelenmek

High fever, memory loss, psychotic rage.

Yüksek ateş, hafıza kaybı, psikoz kaynaklı öfke.

That typing teacher was highly indignant.

Şu daktilo öğretmeni oldukça öfkeliydi.

high neşeli

So you've got the va va voom merry widow in peacock and red fishnet thigh-highs.

Yani va va var tavuskuşu içinde voom neşeli dul ve kırmızı fishnet uyluk-Highs.

high rekor

Okay, that's that's a pretty high bar, blazer.

Tamam, bu çok yüksek bir rekor, Blazer.

high mağrur

I'm not high and mighty.

Ben güçlü ve mağrur değilim.

high çok eski

Old shells are highly prized.

Eski kabuklar çok değerli.