English-Turkish translations for hold:

tutmak · durmak, durdurmak · elinde tutmak · etmek · dayanmak · kaldırmak · yapmak · korumak · bırakmamak · tutma · çekmek · devam etmek, devam ettirmek · almak · kendini tutmak · saklamak · sarmak · yetmek · etki · gecikme · inanmak · tutuş · göstermek · içine almak · sürmek · tutunmak · ambar · kucaklamak · engel olmak · tutuşmak · other translations

hold tutmak

Just close your eyes and hold my hand, I'll show you something wonderful

Sadece gözlerini kapat ve elimi tut, sana harika bir şey göstereceğim.

Hold it, and eat!

Tut onu ve ye!

Hold these for a minute.

Tut şunları bir dakika.

Click to see more example sentences
hold durmak, durdurmak

No, no, no, okay, hold on a second, okay, all right, so

Hayır, hayır, hayır, tamam, dur bir saniye, tamam, peki, o zaman

Come on. just hold on.

Hadi ama, dur bekle.

Hold on a minute. Oh, oh.

Dur bekle, bekle bir saniye.

Click to see more example sentences
hold elinde tutmak

Just close your eyes and hold my hand, I'll show you something wonderful

Sadece gözlerini kapat ve elimi tut, sana harika bir şey göstereceğim.

OK, come, hold my hand.

Tamam hadi gel, tut elimi.

Just hold your hand?

Sadece elini tutmak mı?

Click to see more example sentences
hold etmek

Careful! Now, hold him there.

Dikkat et! şimdi, onu burada tut.

Hold on, watch out, watch out, hey.

Dur bakalim, dikkat et, dikkat et, hey.

A remote trigger and guess who was holding it?

Bir uzaktan tetikleme. Ve tahmin et onu kim tutuyordu?

Click to see more example sentences
hold dayanmak

Hey, just hold out for a little more. Then you'll find a stable and comfortable job like mine.

Hey, sadece biraz daha dayan daha sonra istikrarlı biri olacak ve benim ki gibi rahat bir bulacaksın.

Now, just you hold on.

Şimdi, sen sadece dayan.

Hold on, is that really happening?

Bu gerçekten oluyor, bir Dayan?

Click to see more example sentences
hold kaldırmak

So hold it right there, Little girl, little girl

Bu yüzden orada öylece kal, Küçük kız, küçük kız

Okay, hold on, stay there.

Tamam, dur, orada kal.

Hold up, now. You better stay down here.

Dur bir dakika, burada kalman daha iyi olur.

Click to see more example sentences
hold yapmak

Can you do me a favor and hold off working at night for a while?

Bana bir iyilik yap ve bir süre için geceleri çalışmayı bırak lütfen.

Hold on, what did you just do?

Bir dakika, az önce ne yaptın sen?

Please do me a favour and hold your questions until then.

Bana bir iyilik yapmak ve o zamana kadar sorularınıza tutun Lütfen.

Click to see more example sentences
hold korumak

Holy Man, hold position and fire.

Kutsal adam, pozisyonunu koru ve ateş.

Mr Worf, hold this position.

Bay Worf, bu pozisyonu koruyun.

Hold position and wait.

Pozisyonu koru ve bekle.

Click to see more example sentences
hold bırakmamak

Can you do me a favor and hold off working at night for a while?

Bana bir iyilik yap ve bir süre için geceleri çalışmayı bırak lütfen.

Hold up. Put me down!

Sakin ol Beni yere bırak!

Hold it. Out, two, three, four.

Tut, bırak, iki, üç, dört.

Click to see more example sentences
hold tutma

Try holding her a different way.

Farklı bir şekilde tutmayı dene.

You keep holding it, then.

Sen tutmaya devam et o zaman.

But she kept holding me inside her.

Ama beni içinde tutmaya devam etti.

Click to see more example sentences
hold çekmek

Just hold back a little.

Sadece biraz geri çekil.

Bravo, Charlie, fall back and hold.

Bravo, Charlie, geri çekilin ve bekleyin.

Well, perhaps you're holding back.

Şey belki de kendini geri çekiyorsun.

Click to see more example sentences
hold devam etmek, devam ettirmek

You keep holding it, then.

Sen tutmaya devam et o zaman.

But she kept holding me inside her.

Ama beni içinde tutmaya devam etti.

I cannot keep holding him.

Onu tutmaya devam edemem.

Click to see more example sentences
hold almak

I'll take this side. You hold them off.

Ben bu tarafı alırım, sen onları uzakta tut.

Hold them here, I'll get help.

Orada tutun onları, yardım alacağım.

I-I just I received a message from hold on.

Ben bir mesaj aldım Dur bir dakika.

Click to see more example sentences
hold kendini tutmak

Little girl, a man holding himself against you would break you like a bundle of sticks.

Küçük kız, sana karşı kendini tutan bu adam seni bir demet dal gibi kırabilirdi.

Come here, help! He's feeling ill, hold him up! Help me!

Buraya gel, Yardım et! kendini biraz kötü hissediyor, onu tutun!

Hold 'em yourself.

Onu kendin tut.

Click to see more example sentences
hold saklamak

You think State Homicide is holding back information?

Sence eyalet cinayet masası bilgi saklıyor mu?

She is either holding something back or she is deliberately lying.

Ya bir şeyler saklıyor ya da kasıtlı olarak yalan söylüyor.

This brat is holding on to something!

Bu yumurcak elinde bir şey saklıyor!

Click to see more example sentences
hold sarmak

Pity me and hold me tight, just once

Acı bana ve beni sıkıca sar, sadece bir kez.

Hold me tight, please, David.

Beni sıkıca sar, David.

Hold me gentle, sweetheart rock me tight

Nazikçe tut beni, canım sıkıca sar beni

Click to see more example sentences
hold yetmek

Just hold her there.

Onu orada tut yeter.

Just hold him until I get there.

Ben gelene kadar orada tut yeter.

Just hold that open.

Şunu açık tut yeter.

Click to see more example sentences
hold etki

Saruman's hold over King Theoden is now very strong.

Saruman'ın Kral Théoden üzerindeki etkisi artık çok güçlü.

Saruman's hold over King Théoden is now very strong.

Şu aralar Saruman'ın Kral Théoden üzerindeki etkisi çok güçlü.

His hold over King Theoden is now very strong.

Kral Théoden üzerindeki etkisi artık çok güçlü.

Click to see more example sentences
hold gecikme

Main Strike's in three days. Any delays I hold you responsible.

Main Strike üç gün içinde başlayacak. gecikme olursa seni sorumlu tutarım.

Any delays, I hold you responsible.

Gecikme olursa seni sorumlu tutarım.

What's the hold-up?

Bu gecikme nedir?

hold inanmak

Trust me. It wasn't easy holding me breath all that long.

İnan bana nefesimi o kadar uzun süre tutmak kolay değildi.

Close your eyes and believe you're holding a real sword.

Gözlerini kapat ve elinde gerçek bir kılıç tuttuğuna inan.

I know you find it hard to believe, but I hold no malice against you.

Biliyorum senin için inanması zor ama sana karşı kötü bir niyetim yok.

hold tutuş

Pocketbook holding, suffocating maybe.

Cüzdanı tutuşu, boğazlama belki de

Yeon-jung sits with Soon-bok, hold hands!

Yeon-jung, Soon-bok ile otur, el ele tutuşun!

Haaoh You know this hold?

Bu tutuşu biliyor musun?

hold göstermek

Hold on, I wanna show you something.

Bekle, sana bir şey göstermek istiyorum.

This photo shows Mr. Bauer holding a beer.

Bu fotoğraf Bay Bauer'ı elinde bira ile gösteriyor.

hold içine almak

The church is holding auditions for a new organist.

Kilise yeni orgcu almak için yarışma yapıyormuş.

Here's the penis and the scrotum that holds the testicles or testes inside.

Bu penis. Bu da skrotum. Skrotum içinde erbezleri yer alır.

hold sürmek

It's just on hold a little longer.

Bu sadece birazcık daha uzun sürecek.

Hold macedonians, ride, ride!

Haydi Makedonyalılar! Sürün! Sürün!

hold tutunmak

You and I holding tight.

Sen ve ben, sımsıkı tutunarak

That's it, hold onto it now.

İşte şimdi tutunmak, bu kadar.

hold ambar

Hold Like rich garners the full-ripen'd grain

Olgunlaşmış tahıllarla dolu bereketli ambarlar gibi

The cargo hold is unpressurized.

Yük ambarı az basınçlıdır.

hold kucaklamak

Mommy just wants to hold you.

Anne sadece seni kucaklamak istiyor.

I mean, not the 'holding Alicia' thing. She's your girlfriend, not mine.

Kastettiğim, 'Alici'yı kucaklamak' gibi bir şey değil, o senin kız arkadaşın, benim değil.

hold engel olmak

Or worse, what if that ice is holding back seawater?

Ya da daha kötüsü ya bu buz deniz suyuna engel oluyorsa?

hold tutuşmak

No hand-holding at The Grove.

Grove'da el ele tutuşmak yok.