illusions

Sometimes I feel like everything that happened before Dad died was all an illusion.

Bazen her şey, babam ölmeden önce olmuş gibi hissediyorum. Her şey bir ilüzyondu.

Ladies and gentlemen, Tanya and I have performed this illusion all over the world.

Bayanlar ve baylar, Tanya ve ben bu illüzyonu dünyanın her yerinde sergiledik.

Everything else just seems like an illusion, "like a painted wooden horse.

Geriye kalan her şey bir hayal, boyanmış tahta bir at gibi.

This is an illusion, because every day, life presents us with an array of choices.

Ama bu bir yanılsamadır çünkü her gün, hayat bize bir tercihler dizisi sunar.

But, it is only an illusion particularly, in his case.

Ama bu sadece bir yanılsama özellikle onun durumunda.

But this is just an illusion.

Ama bu, yalnızca bir yanılsama.

That's a pleasant, romantic dream, but it's just an illusion.

Böyle romantik düşler hoş ama sadece bir ilizyon.

Oh, poor Morgan it's only an illusion.

Oh, zavallı Morgan. Bu sadece bir yanılsama.

Isn't that just an illusion?

Bu sadece bir illüzyon değil mi?

This is not an illusion or a dream.

Bu bir illüzyon ya da hayal değil.