English-Turkish translations for in:

-te · -ta · -de, -de- · -da · birden · iç, için, içinde, içine · da · olarak · de · içeride, içeri, içeriye · sonra · evde · göre · ilerde, ile · alış · bilmeyerek · yerinde · aslında · elinde · halinde · orta · üzere · kazanmış · gelmiş olan · tutulan · giymiş · bakımından · dahili · vaktinde · moda · düzenlenmiş · dahilinde · mevsiminde · esnasında · süslenmiş · örtülü · daim · other translations

We also found translations for word in in Turkish.

in -te

There's a good man in there, Jack, but I think there's something else, too, and I can't do that again.

Sen iyi bir insansın, Jack. Ama sanırım başka şeyler de var. Ve ben, onu bir daha yapamam.

Please, come in.

Lütfen içeri gel.

But your father's I mean He's been totally innocent in this, and and he's the one that's sick.

Ama baban yani bu olanlarda o tamamen masum ve ve hasta olan da o, değil mi?

Click to see more example sentences
in -ta

There's a good man in there, Jack, but I think there's something else, too, and I can't do that again.

Sen iyi bir insansın, Jack. Ama sanırım başka şeyler de var. Ve ben, onu bir daha yapamam.

Please, come in.

Lütfen içeri gel.

But your father's I mean He's been totally innocent in this, and and he's the one that's sick.

Ama baban yani bu olanlarda o tamamen masum ve ve hasta olan da o, değil mi?

Click to see more example sentences
in -de, -de-

No, no. Not in this.

Hayır, hayır, bunu değil.

What is in this?

İçinde ne var bunun?

There's still something in it.

İçinde hala bir şey var?

Click to see more example sentences
in -da

There's a good man in there, Jack, but I think there's something else, too, and I can't do that again.

Sen iyi bir insansın, Jack. Ama sanırım başka şeyler de var. Ve ben, onu bir daha yapamam.

No, she's not in right now.

Hayır, o şu an burada değil.

Look, mom, I really appreciate you taking us in, I do, but this isn't really a party day for me.

Bak, anne, yaptığın bu şey için müteşekkirim... .ama bu gerçekten benim için parti verilecek bir gün değil.

Click to see more example sentences
in birden

There's a good man in there, Jack, but I think there's something else, too, and I can't do that again.

Sen iyi bir insansın, Jack. Ama sanırım başka şeyler de var. Ve ben, onu bir daha yapamam.

One more. Come on in.

Bir tane daha, hadi.

I'll call you in a few days, okay?

Bir kaç gün içinde ararım. Tamam mı?

Click to see more example sentences
in iç, için, içinde, içine

There's a little something in there for you too.

Orada senin için de küçük bir şeyler var.

Yeah. There's nothing in it.

Evet, içinde hiçbir şey yok.

You'll be back, maybe in a couple of days, maybe in six months.

Geri dönmen gerekecek. Belki bir iki gün içinde, belki altı ay.

Click to see more example sentences
in da

I know that you are a good man, and I know that man Is still in there somewhere.

İyi bir adam olduğunu biliyorum. O iyi adamın hala oralarda bir yerde olduğunu da biliyorum.

Ted, I only have time For one most important person in my life, and that's lucy.

Ted, hayatımda sadece bir tek önemli insan için vaktim var ve o da Lucy.

Is he that funny in real life?

Gerçek hayatta da bu kadar komik mi?

Click to see more example sentences
in olarak

I know that you are a good man, and I know that man Is still in there somewhere.

İyi bir adam olduğunu biliyorum. O iyi adamın hala oralarda bir yerde olduğunu da biliyorum.

Something special is going to happen in a minute.

Bir dakika içinde çok özel bir şey olacak.

Look, if something happens to me, get in the car and go.

Bak, eğer bana bir şey olursa, arabaya bin ve git.

Click to see more example sentences
in de

There's a good man in there, Jack, but I think there's something else, too, and I can't do that again.

Sen iyi bir insansın, Jack. Ama sanırım başka şeyler de var. Ve ben, onu bir daha yapamam.

It's in you too.

Senin içinde de var.

I guess we're in the same business.

Sanırım ikimiz de aynı işi yapıyoruz.

Click to see more example sentences
in içeride, içeri, içeriye

All right, come on. Come on, just come in.

Tamam, hadi gel, hadi gir içeri hemen.

You're going to be locked in, but more importantly, everyone else will be locked out.

İçeride kilitli olacaksın ama daha da önemlisi herkes bir yerlerde kilitli olacak.

Honey, please, just let me in.

Tatlım lütfen içeri girmeme izin ver.

Click to see more example sentences
in sonra

And then come back in, okay?

Sonra da geri gel, tamam mı?

I'll call you in a few hours back, okay?

Birkaç saat sonra sizi ararım, tamam mı?

lf you want this back, there's a boy in red shirt next street, give the bike to him and come tomorrow.

Bunu geri istersen, bir sonraki sokakta kırmızı gömlekli bir çocuk var, motosikleti ona ver ve yarın gel.

Click to see more example sentences
in evde

All right, I'm going back in there, and you're going home, okay?

Tamam ben gidiyorum, ve sen de eve gidiyorsun, tamam mı?

And everything in this house is mine.

Bu evin içindeki her şey de benim!

Yes, of course, he's in.

Evet, tabii ki evde.

Click to see more example sentences
in göre

look really good in here now. actually it looks pretty horrible, but it's better than it was.

Bak şimdi burası çok iyi görünüyor. Aslında oldukça korkunç görünüyor ama eskisinden daha iyi.

I haven't seen her that happy in well, maybe ever.

Onu belki de şimdiye dek hiç bu kadar mutlu görmemiştim.

Meet you there in a couple weeks.

Bir kaç hafta sonra orada görüşürüz.

Click to see more example sentences
in ilerde, ile

Just, there's also something very different about the money coming in.

Ama gelecek olan para ile ilgili de çok farklı bir şey var.

This is will's Chemical engineering research, And it's in my handwriting.

Bu Will'in kimya mühendisliği araştırması, ve benim el yazım ile yazılmış.

Something about an Agent X and an Intersect program. I hid it in here.

Ajan X ile ilgili bir şeyler ve bir Bilgisayar programıyla ilgili bir şeyler.

Click to see more example sentences
in alış

Well, at least we can take heart that he's in a much better place now.

En azından biz o şimdi çok daha iyi bir yerde olduğunu kalp alabilir.

We'll have you in five minutes.

Beş dakika içinde seni alacağız.

Anyways she, like, took responsibility for all of that, and she got a new apartment, and it has a bedroom in it for me.

Her neyse Her şeyin sorumluluğunu aldı ve yeni bir dairesi var ve içinde bana özel bir yatak odası var.

Click to see more example sentences
in bilmeyerek

Do you know how hard it is for a woman to find a good husband in this town?

Bir kadın için iyi bir koca bulmak bu şehirde ne kadar zor biliyor musun?

Do you know what there is in this box?

Şu kutunun içinde ne var biliyor musun?

I'm not even in school.

Ben okulda bile değilim.

Click to see more example sentences
in yerinde

Now, you take this drink to James and dinner will be ready in five minutes.

Şimdi bunu al ve James'e götür. Yemek de beş dakikaya hazır olacak.

Dinner in an hour. Yeah.

Yemek bir saat sonra.

In a restaurant? With a beautiful girl?

Güzel bir kızla bir restoranda yemek mi?

Click to see more example sentences
in aslında

look really good in here now. actually it looks pretty horrible, but it's better than it was.

Bak şimdi burası çok iyi görünüyor. Aslında oldukça korkunç görünüyor ama eskisinden daha iyi.

Actually, I'm all by myself in the house now.

Şimdi evde kendim Aslında, ben bütün.

In fact, it hasn't been that long.

Aslında o kadar uzun zaman olmadı.

Click to see more example sentences
in elinde

We knew we had a good story this time because it had everything in it.

Bu sefer elimizde iyi bir hikaye olduğunu biliyorduk çünkü içinde her şey vardı.

She's in good hands, sir.

O iyi ellerde, efendim.

Control, we've got one blue casualty and four survivors in custody.

Merkez, elimizde bir adet mavi yaralı ve dört adet kazazede var.

Click to see more example sentences
in halinde

Then go in and tell him.

O halde git ve ona söyle.

Look at you, in my house!

Bak şu haline, benim evimde!

Okay, got you here in one piece.

Tamam, buraya tek parça halinde geldin.

Click to see more example sentences
in orta

There was blood and fire and thunder and something awful was moving in the middle of it.

Kan, ateş ve şimşek vardı. Ve tam ortasında da korkunç bir şey hareket ediyordu.

And, uh, there's nothing except an old cowboy cemetery right in the middle.

Ve tam ortasındaki eski bir kovboy mezarlığından başka bir şey yok.

You did that yourself in middle school.

Bunu kendine orta okulda yaptın?

Click to see more example sentences
in üzere

Fine, then everyone else in the world will be at this party.

İyi o zaman, ondan başka dünya üzerindeki herkes bu partide olacak.

Listen, mate, Tony said you were in business, and

Dinle dostum, Tony üzerinde olduğunu söyledi ve

That's my signature and above, it says "Dear Rufus, you belong in jail

Bu benim imzam. Üzerinde de "Sevgili Rufus, sen hapishaneye aitsin." yazıyor.

Click to see more example sentences
in kazanmış

Because eight years ago, almost an entire family died in a car accident.

Çünkü sekiz yıl önce, bir ailenin neredeyse tamamı bir trafik kazasında öldü.

Died two years ago in a car accident.

İki yıl önce bir trafik kazasında ölmüş.

About a year ago, Lucy was in a terrible car accident.

Bir yıl kadar önce, Lucy korkunç bir trafik kazası geçirdi.

Click to see more example sentences
in gelmiş olan

Then please, come in.

O zaman lütfen, içeri gel.

A woman came in after him, maybe another student friend of yours, uh, Margaret?

Ondan sonra bir kadın geldi belki başka bir öğrenci arkadaşınızdır. Margaret?

Alright then, thank you for coming in.

Tamam o zaman, geldiğin için sağ ol.

Click to see more example sentences
in tutulan

This isn't to keep you in. It's to keep him out."him" who?

Bu sizi içeride tutmak için değil, onu dışarıda tutmak için.

But besides that, something kept you in this business.

Ama bunun dışında başka bir şey seni bu işin içinde tuttu.

Breathe in and hold it, okay?

Nefes al ve tut. İçinde tut!

Click to see more example sentences
in giymiş

Have you seen these men in black again?

Bu Siyah Giyen Adamları bir daha gördün mü?

Beautiful women in nice clothes?

Güzel kıyafetler giymiş güzel kadınlar?

And there was another child in there, a girl, wearing Victorian clothes.

Yanında bir çocuk daha vardı. Bir kız. Viktorya dönemi kıyafetleri giyiyordu.

Click to see more example sentences
in bakımından

No well, yes, in a way.

Hayır şey, bir bakıma evet.

But in every other way no.

Ama diğer her bakımdan Hayır.

She's my child in every way.

O, her bakımdan benim çocuğum.

Click to see more example sentences
in dahili

Everyone in Rome including my father thought you were the finest warrior in the Empire

Herkes Roma'da Buna babam da dahil İmparatorluğun en iyi savaşçı olduğunu düşünmüştüm

Everyone in this room is armed and dangerous, yourself included.

Sen de dahil olmak üzere, bu odadaki herkes silahlı ve tehlikeli.

Cause there's nothing in it, including phones!

Çünkü telefon dahil orada hiç bir şey yok!

Click to see more example sentences
in vaktinde

Ted, I only have time For one most important person in my life, and that's lucy.

Ted, hayatımda sadece bir tek önemli insan için vaktim var ve o da Lucy.

Well, Maggie, no point in wasting these good people's time.

Maggie, bu iyi insanların vaktini boşa harcamamızın anlamı yok.

late in the afternoon.

Öğleden sonra geç vakitte.

Click to see more example sentences
in moda

The whole fashion world will be in Paris this weekend.

Bak bütün moda dünyası Paris'te olacak bu hafta sonu.

The best fashion photographer in Chicago owes me huge!

Chicago'daki en iyi moda fotoğrafçısının bana büyük bir borcu var!

Yeah. I work in fashion

Evet, ben moda işindeyim.

Click to see more example sentences
in düzenlenmiş

Children, please find the nearest emergency exit and in an orderly manner

Çocuklar, lütfen en yakın acil çıkışı bulun ve düzenli bir şekilde

Everything's in order here, is it?

Herşey düzenli burada, değil mi?

Okay, everything seems be in order.

Tamam, her şey düzenli görünüyor.

Click to see more example sentences
in dahilinde

At least once in his life, every man is a genius.

En azından hayatta bir kere, her insan bir dahi olabilir.

Well, I'm no genius but according to my calculations, he should be here in a few seconds.

Şey, ben dahi değilim ama hesaplarıma göre, bir kaç saniye içinde burada olması lazım.

A genius in theoretical physics, yes but still a prisoner, and a dissident Jew.

Teorik fizikte bir dahi, evet. Ama hala bir mahkûm ve muhalif bir Yahudi.

Click to see more example sentences
in mevsiminde

New York is always so gray, even in the spring.

New York her mevsimde çok gri, baharda bile.

Every year in April, the rainy season starts.

Her yıl Nisan ayında, yağmur mevsimi başlar.

Yes. Especially in the shooting season.

Evet, özellikle de av mevsiminde.

Click to see more example sentences
in esnasında

It seemed like Lee Cho In wanted to kill you during surgery.

Lee Cho In ameliyat esnasında, seni öldürmek istiyor gibi görünüyordu.

And gave her a much better life in the process.

Ve ona bu işlem esnasında daha bir hayat verdi.

'One night in research I saw something, George.

Bir gece, araştırma esnasında bir şey gördüm, George.

Click to see more example sentences
in süslenmiş

Like living in a fancy hotel.

Süslü bir otelde yaşamak gibi.

Aramis wears a jewelled crucifix. Bring it to me. You mean the Princess might still be in danger?

Aramis değerli taşlarla süslenmiş bir haç takıyor. Bana getir o haçı. Prenses hâlâ tehlikede olabilir mi yani?

No, he only rides in fancy cars.

Hayır, o sadece süslü arabalar kullanır.

Click to see more example sentences
in örtülü

White snow at the poles, yellow deserts and then green vegetation in the tropics.

Kutuplarda beyaz kar sarı çöller ve tropik bölgelerde yeşil bitki örtüsü.

Daddy, bring the tablecloth in,

Masa örtüsünü getir baba.

Who totters forth, wrapped in a gauzy veil

Öne doğru sendeleyen, tüllü bir peçeyle örtülü

Click to see more example sentences
in daim

It's always in demand.

Her daim talep var.