English-Turkish translations for just:

sadece, sade · az önce · iyi · yeni · şimdi · yalnızca, yalnız · tıpkı · öylece · tam, tam tamına · yerinde · hemen, hemen hemen · doğru · haklı · ancak · biraz önce · zor · güçlükle · demin · fakat · aynen · henüz · neredeyse · sırf · dürüst · yine de · adil · mantıklı · adalet, adaletli · bununla birlikte · tek kelimeyle · az evvel · zar zor · kesin olarak · makul · net · tam anlamıyla · birdenbire · az kalsın · dürüstlük · insaflı · biraz evvel · berrak · other translations

just sadece, sade

And this this is just for me.

Ve bu da sadece benim için.

It's just you and me right now.

Şimdi Sadece Sen ve Ben Varız.

Yeah, well, it's not just about the money, is it?

Evet ama sadece para için değil, öyle değil mi?

Click to see more example sentences
just az önce

What did you just do?

Az önce ne yaptın sen?

That's what I just told you.

Sana az önce ne dedim ben.

You just called, didn't you?

Az önce sen aradın, değil mi?

Click to see more example sentences
just iyi

But I'm just not a good man.

Ama ben iyi bir adam değilim.

It's just not a good idea.

Hiç iyi bir fikir değil.

Let's just say good night.

Sadece iyi geceler diyelim.

Click to see more example sentences
just yeni

It's not just a new name.

Bu sadece yeni bir isim değil.

Yeah, he's just got out.

Evet, daha yeni çıktı.

That happened a month ago. You just found out?

O olay bir ay önce oldu, sen yeni mi öğrendin?

Click to see more example sentences
just şimdi

It's just you and me right now, okay?

Ama şimdi sadece sen ve ben, tamam mı?

Now just take it and stay away from him.

Şimdi, bunu al ve ondan uzak dur.

Did you just say "help"?

Sen şimdi "yardım" dedin?

Click to see more example sentences
just yalnızca, yalnız

But it's not it's not just that.

Evet ama yalnız o da değil.

But just me.

Ama yalnız ben.

It's not just a murder, Tom.

Bu yalnızca bir cinayet değil Tom.

Click to see more example sentences
just tıpkı

Yeah, just like me.

Evet, tıpkı benim gibi.

Just like this house.

Tıpkı bu ev gibi.

Just like baby.

Tıpkı bebek gibi.

Click to see more example sentences
just öylece

It's just not, and you know that.

Öyle değil ve bunu sen de biliyorsun.

If that happens, just take a deep breath and introduce yourself.

Öyle bir şey olursa, derin bir nefes al ve kendini tanıt.

You just said so.

Az önce öyle dedin.

Click to see more example sentences
just tam, tam tamına

But, no, no, you're just like he was.

Fakat, hayır, hayır, sen tam da onun gibisin.

You know, that's just what I wanted to hear.

Biliyor musun, bu tam da duymak istediğim şey.

I was just thinking that. Yeah?

Ben de tam bunu düşünüyordum.

Click to see more example sentences
just yerinde

Thought maybe we could do dinner this week, you know, just you and me?

Belki bu hafta bir akşam yemeğe çıkabiliriz, sadece sen ve ben.

Kate just said that she wanted a good story, okay?

Kate iyi bir hikâye istediğini söyledi tamam mı?

Let's just have dinner then.

Sadece yemek yiyelim o zaman.

Click to see more example sentences
just hemen, hemen hemen

Just you and me, right here, right now.

Yalnızca sen ve ben! Hemen burada, şu anda!

Go, just go!

Git, hemen git!

Look, let's just

Bak, hadi hemen

Click to see more example sentences
just doğru

I know, I know, it's just it's not the right time to tell him.

Biliyorum biliyorum ama şu an söylemek için doğru bir zaman değil.

Just thought it was the right night for a special dinner.

Sadece özel bir akşam yemeği için doğru bir gün diye düşündüm.

That's true, but most men just want a girl who's healthy.

Bu doğru. Ama bir çok erkek sadece sağlıklı bir kız ister.

Click to see more example sentences
just haklı

They just have some questions about a guy that I knew a very long time ago.

Onların sadece, çok uzun zaman önce tanıdığım bir adam hakkında bazı soruları var.

I just wanted to talk about this weekend.

Sadece bu hafta sonu hakkında konuşmak istedim.

Let's just talk about the situation, okay?

Sadece durum hakkında konuşalım, tamam mı?

Click to see more example sentences
just ancak

Just you and me, right here, right now.

Yalnızca sen ve ben! Hemen burada, şu anda!

Right now it's just a few bad days, son.

Şu anda sadece bir kaç kötü günün var, evlat.

I don't have time just now, Dad.

Şu anda hiç vaktim yok baba.

Click to see more example sentences
just biraz önce

I don't know what just happened.

Biraz önce ne oldu bilmiyorum.

No. She just called.

Hayır, biraz önce aradı.

Yeah, but my agent just called me.

Evet, ama temsilcim aradı biraz önce.

Click to see more example sentences
just zor

We both did, and we know how hard this it for you, and mostly, we just we want you to be happy.

İkimiz de ve bunun senin için ne kadar zor olduğunu biliyoruz ve biz sadece senin mutlu olmanı istiyoruz.

I just have to ask you one more very important question.

Size yalnızca bir tane daha çok önemli bir soru sormak zorundayım.

Just one dinner, then you never have to see him again.

Bir yemek sadece. Sonra onu bir daha görmek zorunda değilsin.

Click to see more example sentences
just güçlükle

That's just too easy for someone as powerful as you and you.

Senin kadar güçlü biri için bu çok kolay. Senin için de.

You think she was strong, but really, she was just

Onun güçlü olduğunu düşünüyorsun ama gerçekte o sadece

Just be strong.

Sadece güçlü ol.

Click to see more example sentences
just demin

Just don't call me "Father.

Sadece bana "baba" deme.

Look, what did I just say?

Bak, demin ben ne dedim?

Something so, so exciting just happened.

Demin çok heyecan verici bir şey oldu.

Click to see more example sentences
just fakat

But it's just you and me.

Fakat sadece ben ve sen varız.

But it just wasn't right.

Fakat sadece doğru değildi.

But please let me just explain what happened.

Fakat lütfen ne olduğunu açıklamama izin ver.

Click to see more example sentences
just aynen

Yeah. This is just like that, okay?

Evet Bu da aynen öyle, tamam mı?

I mean, just like you, okay?

Aynen senin gibi, tamam mı?

Our first kiss will be just like that.

Bizim ilk öpüşmemiz de aynen bunun gibi olacak.

Click to see more example sentences
just henüz

No, it's just not the right time.

Yok, sadece henüz doğru zaman değil.

It's just, I just don't have the money yet.

Sadece, benim henüz o kadar param yok.

I'm just not there yet.

Ben henüz hazır değilim.

Click to see more example sentences
just neredeyse

So please, just tell me where she is.

O yüzden lütfen. Bana nerede olduğunu söyle.

It's real simple, just tell us where she is.

Çok basit, bize onun nerede olduğunu söyle.

But I just ended up fighting in a war that I still don't understand and came home to a country where nothing had changed.

Ama ben sadece bir savaşta mücadele sona erdi Ben hala anlamıyorum ve bir ülke için eve geldi hiçbir şey değişmişti nerede.

Click to see more example sentences
just sırf

Just for you.

Sırf senin için.

It's not just my son.

Sırf benim oğlum değil.

I made a special trip just for you.

Sırf senin için özel bir yolculuk yaptım.

Click to see more example sentences
just dürüst

It was my fault, you didn't do anything wrong, you've just been honest with me.

Benim hatamdı, sen yanlış bir şey yapmadın, sadece bana karşı dürüst oldun.

Bob, look, I'm just gonna be honest with you, okay?

Bob, bak, sana karşı dürüst olacağım, tamam mı?

Just be honest with me.

Sadece bana karşı dürüst ol.

Click to see more example sentences
just yine de

But he's still just a man.

Ama o yine de bir erkek.

I still say just be yourself, okay?

Bence yine de kendin ol, tamam mı?

Still, sometimes I think, just wish you weren't so damn pretty.

Yine de bazen diyorum ki keşke bu kadar güzel olmasaydın.

Click to see more example sentences
just adil

Maybe it's not fair, but sometimes God gives some men just a little bit more.

Belki adil değil, ama bazen Tanrı bazı adamlara biraz daha fazlasını verir.

It's just not fair, you know?

Bu hiç adil değil, biliyor musun?

It just isn't fair.

Bu sadece adil değil.

Click to see more example sentences
just mantıklı

Father, no, no, look, I'm sorry but this just don't make no sense.

Peder, Yo, hayır, bakın, üzgünüm ama, bu bana hiç de mantıklı gelmiyor.

It's fine, it just doesn't make sense.

Sorun değil, sadece biraz mantıklı gelmiyor da.

We just need to find ourselves a sensible solution here.

Biz sadece burada kendimize mantıklı bir çözüm bulmalıyız.

Click to see more example sentences
just adalet, adaletli

To fight for what is just good, and for a better world.

Adalet için, iyi olan şeyler için daha iyi bir dünya için savaşmak.

And maybe she just wants some justice.

Ve belki o sadece biraz adalet istiyor.

I want justice, just like you do.

Senin gibi ben de adalet istiyorum.

Click to see more example sentences
just bununla birlikte

No, they just want to see us together, that's all.

Hayır, sadece bizi birlikte görmek istiyorlar, hepsi bu.

But that's just something we're gonna have to live with.

Ama bu birlikte yaşamak zorunda olduğumuz bir şey.

We just dance together, that's all!

Sadece birlikte dans ediyoruz, hepsi bu!

Click to see more example sentences
just tek kelimeyle

There is a word. Just one word.

Bir kelime var, sadece tek bir kelime.

Just one stupid word!

Tek bir salak kelime!

Lawrence, just a word.

Lawrence, tek bir kelime.

Click to see more example sentences
just az evvel

I just heard something upstairs.

Az evvel yukarıda bir şeyler duydum.

Governor, I just saw a friend.

Vali, az evvel bir arkadaşı gördüm.

Yeah. Spider just went downstairs.

Evet Örümcek az evvel aşağı indi.

Click to see more example sentences
just zar zor

It's just sometimes I barely understand what you're saying and I wonder if you understand me.

Sadece bazen ne dediğini zar zor anlayabiliyorum. Ve beni anlıyor musun, merak ediyorum.

It's just sometimes I barely understand what you're saying.

Sadece bazen ne dediğini zar zor anlayabiliyorum.

Yeah, but just barely.

Evet ama zar zor.

Click to see more example sentences
just kesin olarak

Just shut up and be funny.

Sadece sesini kes ve komik ol.

He's just an innocent little kid, the same way you were, and he is the one that will be most affected by this stop.

O sadece masum küçük bir çocuk, aynı senin gibi, ve bu olaydan en çok etkilenen kişi de o olacak Kes.

Nathan, it's just our lights, what's going on?

Nathan, sadece bizim ışıklar kesildi. Neler oluyor?

Click to see more example sentences
just makul

Just working in a restaurant, but it's decent pay, and there's health insurance for me and the baby.

Bir restoranda çalışıyorum, ama makul bir ücreti var, ve benim ve bebek için sağlık sigortası var.

No, it's just that you said security guard, and it's perfectly acceptable

Hayır, sadece güvenlik görevlisi dedin de bu son derece makul

Yes, because to me, it just didn't seem right.

Evet, çünkü bu bana hiç makul gelmedi.

Click to see more example sentences
just net

I'm just starting to see things more clearly now.

Sadece ben Şimdi daha net şeyler görmeye başlıyor.

And I can see it just as clearly as you.

Ve ben de bunu sizin kadar net görebiliyorum.

Just not getting a clear read.

Sadece almıyor net bir okuma.

Click to see more example sentences
just tam anlamıyla

God, everything is just perfect.

Tanrım, her şey tam anlamıyla mükemmel.

In fact, I literally just said that.

Kelimenin tam anlamıyla az önce bunu dedim.

Just remember, Coop, you are literally wasting your breath.

Unutma Coop, kelimenin tam anlamıyla boşa nefes tüketiyorsun.

Click to see more example sentences
just birdenbire

Everything, it just happened.

Her şey birdenbire oldu.

Look, that star just appeared out of nowhere and the planet's age doesn't match.

Bak, o yıldız birdenbire ortaya çıktı ve gezegenin yaşı da tutmuyor.

But then, one day, the book just sort of went mysteriously missing.

Ama sonra, bir gün, kitap birdenbire gizemli bir şekilde kaybolmuştu.

Click to see more example sentences
just az kalsın

It's just But it'll take some time

Az kaldı ama bu biraz zaman alacak.

Just a little gold left.

Çok az bir sarı kaldı.

I just told you he stays.

Az önce o kalıyor dedim.

Click to see more example sentences
just dürüstlük

Well I'm just looking for a little honesty in these names, little honesty.

Ben sadece biraz olsun dürüstlük arıyorum bu isimlerde, biraz dürüstlük.

I'm just curious. Honesty, Empathy, Respect,

Sadece merak ediyorum Dürüstlük, Empati, Saygı

That's not honesty, it's just random stuff.

Dürüstlük değil bu, rastgele bir şey işte.

Click to see more example sentences
just insaflı

Be fair, be just, Eddie.

Adil ol, insaflı ol, Eddie.

Please just have some mercy.

Lütfen biraz insaf et.

Mary Jane Reed just told me you were seen with Jack '"Mad Dog'" Pierce.

Demin Mary Jane Reed dedi ki seni insafsız Jack Pierce'la görmüşler.

Click to see more example sentences
just biraz evvel

But, your honor, Mr. Roscoe just said he's a commentator, not a reporter.

Ama Sayın Hâkim, Bay Roscoe biraz evvel bir yorumcu olduğunu söyledi, muhabir değil.

Green Lanterns, I just had the strangest encounter with Razer.

Yeşil Fenerler, biraz evvel Razer ile çok garip bir karşılaşma yaşadım.

just berrak

No tires, no beer cans, no dead fish just water clean, clear, beautiful water.

Araba lastiği, bira kutuları, ölü balıklar yok sadece su temiz, berrak, harika bir su.