English-Turkish translations for life:

hayati, hayat · yaşam · yaşamak · yaşamsal · can · yaşasın · ömürler, ömür, ömürlü · kişi · canlı · zevk · yaşama tarzı · varlık · müebbet · ebedi hayat · cankurtaran · hayat noktası · canlı şey · canlılık · other translations

life hayati, hayat

It's always gonna be "one last" something with you, but the truth is this is not your life now.

Seninle her zaman "son bir" şey olacak ama gerçek şu ki artık senin hayatın bu değil.

So what this is your last life?

Yani ne bu senin son hayatın mı?

You two will live a long and happy life together.

Siz ikinizin birlikte uzun ve mutlu bir hayatı olacak.

Click to see more example sentences
life yaşam

There's still a life for us, a place maybe like this.

Bizim için hala bir yaşam var. Belki bunun gibi bir yerde.

Well, life isn't that simple.

Ama yaşam bu kadar basit değil.

This is bigger than life or death.

Bu yaşam ve ölümden daha büyük.

Click to see more example sentences
life yaşamak

That's why you're living like this and that's why you'll never have a better life.

Bu yüzden böyle yaşıyorsun ve bu yüzden asla daha iyi bir hayatın olmayacak.

Did you have a good life, Sam?

İyi bir hayat yaşıyorsun, Sam?

A child can't have a father who lives your life.

Çocuğun senin gibi bir hayat yaşayan bir babası olamaz.

Click to see more example sentences
life yaşamsal

But he had a new family, a new life.

Ama yeni bir ailesi, yeni bir yaşamı vardı.

It's my life and my house.

Benim yaşamım ve benim evim.

A new way of life.

Yaşamın yeni bir yolu.

Click to see more example sentences
life can

But after all your father gave me life and you gave me a brain.

Ama ne de olsa baban bana bir can verdi ve sen de bir beyin verdin.

Last night, he took yet another life.

Dün gece, bir can daha aldılar.

Your money or your life.

Ya paran ya da canın!

Click to see more example sentences
life yaşasın

Go home and tell them that and live your life for them.

Evine gidip onlara bunu söyle ve onlar için hayatını yaşa.

Have a good life somewhere else.

Başka bir yerde güzel bir hayat yaşa.

Go live your own life!

Git kendi hayatını yaşa!

Click to see more example sentences
life ömürler, ömür, ömürlü

It's a life time, isn't it?

Bu bir ömür, değil mi?

A strong long life.

Güçlü, uzun bir ömür.

Werner Lampe, the tribunal finds you guilty and sentences you to life imprisonment.

Werner Lampe, mahkeme sizi suçlu buldu ve ömür boyu hapse mahkum etti.

Click to see more example sentences
life kişi

Well, at least I'm not the only one with no life around here.

En azından burada bir hayatı olmayan tek kişi ben değilim.

He didn't know anything about her personal life.

Onun kişisel hayatı hakkında hiçbir şey bilmiyor.

What about her personal life?

Ya onun kişisel hayatı?

Click to see more example sentences
life canlı

I just wanna get out of this life alive.

Ben sadece bu işten canlı çıkmak istiyorum.

It's a life, not a machine, Harold.

O bir canlı, makine değil Harold.

There's a life form.

Bir canlı türü var.

Click to see more example sentences
life zevk

We're here to celebrate our new life with no magic and no demons, so why don't we just enjoy it?

Biz sihirli ve hiçbir iblisler ile yeni bir hayat kutlamak için buradayız, neden biz sadece zevk değil mi?

Some of life needs to be for pleasure.

Hayatın bir kısmı da zevk için olmalı.

That is not a load, is the greatest joy of my life.

Bu benim için bir yük değil, hayatımın en büyük zevki.

Click to see more example sentences
life yaşama tarzı

Well, it's a way of life.

Bu da bir yaşam tarzı.

It's a different way of life.

Orası farklı bir yaşam tarzı.

What kind of life is this for Alice?

Ne tür bir yaşam tarzı bu Alice için?

Click to see more example sentences
life varlık

For primitive beings like us, life seems to only have one single purpose.

Bizim gibi ilkel varlıklar için hayatın tek bir amacı vardır.

For primitive beings like us, life seems to have only one single purpose, gaining time.

Bizim gibi ilkel varlıklar için hayatın tek bir amacı vardır. Zaman kazanma.

The Supreme Being, the ultimate warrior. Created to protect life.

Yüce varlık, en büyük savaşçı, yaşamı korumak için yaratıldı.

Click to see more example sentences
life müebbet

Life imprisonment, and they'll never be allowed into Sweden again.

Müebbet hapis ve bir daha asla İsveç'e giremeyecekler.

Charles Robbins: life imprisonment

Charles Robbins: müebbet hapis

Fourth conviction means life.

Dördüncü mahkumiyet, müebbet demek.

Click to see more example sentences
life ebedi hayat

In which eternal life is not just a dream But a reality.

Ebedi hayatın sadece bir rüya değil gerçeklik olduğu bir dünya.

Because your life seems endless.

Çünkü senin hayatın ebedi görünüyor.

Always blessed you with eternal life

Her zaman seni, ebedi hayatı ile kutsayan.

Click to see more example sentences
life cankurtaran

It's your life raft right now.

Bu senin cankurtaranın şu an.

But you've been a real life-saver.

Ama sen gerçek bir cankurtaran oldun.

He's a life-saver.

Tam bir cankurtaran.

Click to see more example sentences
life hayat noktası

Is there a point to seeing life as something precious?

Hayatı değerli bir şey olarak gören bir nokta var mı?

It's a milestone in her spiritual life.

Bu onun ruhâni hayatında bir dönüm noktası.

'And my life came to a standstill.'

Ve benim hayatım durma noktasına geldi.

life canlı şey

If every single living thing is different from every other living thing then diversity becomes life's one irreducible fact.

Eğer her bir canlı şey, diğer canlılardan farklı ise. o zaman çeşitlilik hayatın sadeleştirilemez bir gerçeğidir.

Well, put simply, Genesis is life from lifelessness.

Şey, basit anlatımıyla, Genesis, cansızdan canlı yaratmaktır.

life canlılık

But all this life attracts other predators.

Ama tüm bu canlılık başka yırtıcıları da çekiyor.