English-Turkish translations for light:

ışıksız, ışık, ışıklı · hafifçe, hafif · açık · parlak · yakmak · ateş · aydınlık · lamba · ışık vermek · az · aydınlatma · gün ışığı · güç · elektrik · fener · inmek · ışık tutmak · tatlı · güneş ışığı · zor · çakmak · aydınlatmak · ağır · kararsız · far · önemsiz · ışın · ince · kolay, kolayca · ufak · başı dönmüş · neşelendirmek · canlandırmak · yumuşak · soluk · nur · yanmak · other translations

light ışıksız, ışık, ışıklı

If you don't find the light in this life, then it'll be one more lost life!

Eğer bu hayatta ışığı bulamazsan, o zaman bir tane daha kayıp hayat olacak!

I mean, there's no tree and no lights and no music.

Demek istediğim, ağaç yok, ışık yok ve müzik yok.

Can I have some light?

Biraz ışık alabilir miyim?

Click to see more example sentences
light hafifçe, hafif

Every weapon has a different power long and short weak and strong light and heavy

Her silahın değişik gücü vardır; zayıf ve kuvvetli, hafif ve ağır hafif ve ağır,

light and heavy

Hafif ve ağır.

You light that bit there.

Orada o biraz hafif.

Click to see more example sentences
light açık

With very short hair, and very light eyes.

Çok kısa saçları ve açık renk gözleri var.

Her favorite color is light blue.

En sevdiği renk açık mavi.

White male, light brown hair.

Beyaz, erkek, açık kahverengi saç.

Click to see more example sentences
light parlak

You're a beautiful, strong woman, a generous friend, and a bright light in a sea of dark.

Sen güzel, güçlü bir kadınsın. Cömert bir dost ve bu karanlık dünyadaki parlak bir ışıksın.

Yeah, bright lights, big city.

Evet, parlak ışıklar, büyük şehir.

Mr. Miller, bright lights in there dark in here.

Bay Miller, orada parlak ışıklar var burası karanlık.

Click to see more example sentences
light yakmak

You'll flash the light once for "yes"twice for" no,"and three times for" I don't know.

Işığı, evet demek için bir kez, hayır için iki kez, bilmiyorum demek için üç kez yak.

Light a fire under it.

Altına bir ateş yak.

Light the fire now!

Şimdi yak şu ateşi!

Click to see more example sentences
light ateş

Why, why, why did you light a fire for me?

Neden Neden Neden benim için bir ateş yakmadın ki?

Thanks for the light.

Ateş için sağ ol.

Light a fire under it.

Altına bir ateş yak.

Click to see more example sentences
light aydınlık

Like black and white, light and dark.

Siyah ve beyaz, aydınlık ve karanlık gibi.

There's light and dark.

Aydınlık ve karanlık vardır.

This is light magic, dark one.

Bu aydınlık sihir, Karanlık Olan.

Click to see more example sentences
light lamba

A couple of emergency lights in there, but that's not enough for him.

Orada birkaç acil durum lambası var. Ama onun için yeterli değil.

Now, which night light?

Şimdi hangi gece lambası?

Too many traffic lights.

Çok fazla trafik lambası var.

Click to see more example sentences
light ışık vermek

Could you give us some light?

Bize biraz ışık verebilir misin?

London gave us the green light to terminate Nazmi Kemal and shutter the offices here.

Ve deklanşör ofisleri burada Londra Nazmi Kemal sonlandırmak için bize yeşil ışık verdi.

It gave us warmth and light and protection against hungry predators.

Bize sıcaklığı ve ışığı verdi ve yırtıcılara karşı koruma sağladı.

Click to see more example sentences
light az

But imagine a lot more lights and fewer bricks and flowers and candles.

Daha fazla aydınlatma, daha az tuğla, çiçekler ve mumlarla hayal et.

I don't know How light?

Bilmiyorum ki ne kadar az?

ls there now more or less light in this chamber?

Şimdi bu odada daha az mı, daha çok mu ışık var?

Click to see more example sentences
light aydınlatma

But imagine a lot more lights and fewer bricks and flowers and candles.

Daha fazla aydınlatma, daha az tuğla, çiçekler ve mumlarla hayal et.

Lighting, make-up, costumes are not that important.

Aydınlatma, makyaj, kostümler o kadar önemli değil.

First thing we need to do is better lighting.

İlk yapmamız gereken daha iyi bir aydınlatma.

Click to see more example sentences
light gün ışığı

And you shall never see the light of another day.

Ve sen bir daha asla gün ışığını göremeyeceksin

A birthday light show!

Bir doğum günü ışık şovu!

Today we will rise, and the world will be ours, beyond dark and light, beyond fire and water, beyond dusk and dawn.

Bugün yükseleceğiz ve dünya bizim olacak karanlık ve ışığın ötesinde ateş ve suyun ötesinde gün batımı ve şafağın ötesinde.

Click to see more example sentences
light güç

You're a beautiful, strong woman, a generous friend, and a bright light in a sea of dark.

Sen güzel, güçlü bir kadınsın. Cömert bir dost ve bu karanlık dünyadaki parlak bir ışıksın.

It's really light and strong.

Çok daha hafif ve daha güçlü.

Well, like lights flickering, or a strong wind or a holy vision, anything like that.

Işıkların titremesi ya da güçlü bir rüzgâr veya kutsal bir görüntü gibi bir şeyler.

Click to see more example sentences
light elektrik

But another explanation of course would be they actually had electrical lights.

Ama tabii ki başka bir açıklaması da, aslında elektrik ışıklarına sahip olduklarıdır.

It's just an electric light.

Bu sadece bir elektrik ışığı.

There's a blinking yellow light above a switch. You flick the switch.

Bir elektrik anahtarının üstünde yanıp sönen sarı bir ışık var.

Click to see more example sentences
light fener

A kind of light?

Bir çeşit fener mi?

It's a fishing light.

Bir balık tutma feneri.

The third house had lighted lanterns yesterday.

Dün de üçüncü evin fenerleri yanıyordu.

Click to see more example sentences
light inmek

Our guest ot honor tonight is Broadway's dearest and most luminous light,

Bu akşamki onur konuğumuz Broadway'in en tatlı ve parlak ışığı.

He knows hair like Monet knows light.

O saçı, Monet'in ışığı bildiği gibi bilir.

Is Broadway's dearest and most luminous light.

Broadway'in en tatlı ve parlak ışığı.

Click to see more example sentences
light ışık tutmak

Now, give me some light please.

Şimdi biraz ışık tut lütfen.

But there is no other ship, just our false light.

Ama başka bir gemi yok, bizim tuttuğumuz ışık var.

A little light here.

Buraya biraz ışık tut.

Click to see more example sentences
light tatlı

Okay, so far we have presents a Christmas tree, cookies and lights.

Tamam, şu ana kadar, hediyelerimiz var bir noel ağacı, tatlılar ve ışıklar.

Light and not too sweet.

Hafif ve çok tatlı olmayacak.

I thought it was light and refreshing, not so sweet.

O kadar tatlı Ben hafif ve ferahlatıcı, olduğunu düşündüm.

Click to see more example sentences
light güneş ışığı

And once darkness gets a taste for light it will not stop until it has swallowed the sun.

Ve bir kez karanlık ışık için bir tat alır. Bu durmayacak. Güneşin yuttu kadar.

The Sun gives us life and light.

Güneş bize ışık ve hayat verir.

Like the sun, light

Güneş gibi, ışık gibi

Click to see more example sentences
light zor

A little wine, light conversation, not have to do anything.

Biraz şarap, biraz sohbet. Bir şey yapmak zorunda değilsin.

It's a good color, but it's hard to see in this light.

Çok güzel bir rengi var, ama bu ışıkta görebilmek zor.

It's a good colour but, it's hard to see in this light.

Çok güzel bir rengi var ama bu ışıkta zor görülüyor.

Click to see more example sentences
light çakmak

And thanks for the light.

Çakmak için de sağ ol.

Look, thanks for the light.

Bak, çakmak için teşekkür ederim.

Hey, man. Got a light?

Hey, adamım, çakmak var mı?

Click to see more example sentences
light aydınlatmak

I've ordered emergency lighting and a scene tent.

Acil durum aydınlatması ve olay yeri çadırı istedim.

Light the sky tonight

Gökyüzünü aydınlat bu gece

Nova, light us up, now.

Nova, bizi aydınlat, hemen.

Click to see more example sentences
light ağır

Every weapon has a different power long and short weak and strong light and heavy

Her silahın değişik gücü vardır; zayıf ve kuvvetli, hafif ve ağır hafif ve ağır,

Like the others, not too heavy, not too light.

Diğerleri gibi, çok ağır değil, çok hafif de değil.

I felt myself not only incredibly light but also as that much heavy and fragile.

Kendimi hem inanılmaz derecede hafif hem de bir o kadar ağır ve kırılgan hissetmiştim.

Click to see more example sentences
light kararsız

And the great Battle between Dark and Light began.

Ve başladı büyük savaş karanlıkla ışık arasında.

His light is greater than your darkness.

Onun ışığı, senin karanlığından daha büyük.

It's going to be cloudy tonight with a light snow.

Bu gece hava bulutlu ve hafif karlı olacak.

Click to see more example sentences
light far

Lights, goddamn it!

Farlar! Lanet olsun!

Now try your lights.

Şimdi de farları dene.

Also fog lights, white sidewalls and a heater.

Bir de sis farları, beyaz lastik yanakları ve ısıtıcı.

Click to see more example sentences
light önemsiz

More importantly, do you, as a foreigner, see me in this light?

Daha da önemlisi sen, bir yabancı olarak, beni bu ışığın içinde görüyor musun?

How important is light?

Işık ne kadar önemlidir?

Lighting, make-up, costumes are not that important.

Aydınlatma, makyaj, kostümler o kadar önemli değil.

Click to see more example sentences
light ışın

But you said That there was one beam of light this morning.

Ama sen, bu sabah sadece bir tane ışın olduğunu söylemiştin.

Hey, this is a counterfeit bill scanner, Which uses reflected uv light.

Hey, bu bir sahte para tarayıcısı, yansıyan morötesi ışın kullanır.

It shoots a strong ultraviolet light.

Güçlü bir morötesi ışın yayıyor.

Click to see more example sentences
light ince

This light isn't bright enough for close work.

Bu ışık ince için yeterince parlak değil.

I wore a light blue dress.

İnce, mavi bir elbise giymiştim.

Hair: Fine, light brown.

Saç ince, açık kahverengi.

Click to see more example sentences
light kolay, kolayca

Light and easy to fly.

Hafif ve kolay uçulur.

Not at all lightly, Ivan Loginovich.

Hiç kolay değil, Ivan Loginovich.

Oh, I assure you, I did not make this decision lightly, master Jedi.

Sizi temin ederim ki, bu kararı kolay vermedim Üstad Jedi.

Click to see more example sentences
light ufak

Too small, too light.

Çok ufak, çok hafif.

Is that little light set yet?

O ufak ışık kuruldu mu?

Small lighting crew. Six security staff.

Ufak bir tabelacı ekip altı güvenlik görevlisi.

Click to see more example sentences
light başı dönmüş

According to the laws of physics, low blood pressure causes light-headedness, chest pain, but not annoyance.

Fizik kanunlarına göre, düşük kan basıncı, baş dönmesine göğüs ağrısına sebep olur, huzursuzluğa değil.

If you feel any dizziness or light-headedness, call me.

Herhangi bir baş dönmesi veya sersemlik, beni ara hissediyorum Eğer.

Just a little light-headed.

Sadece küçük bir baş dönmesi.

light neşelendirmek

Light and joy.

Işık ve neşe.

We're not a country like France where charm, something light or effervescent can survive.

Biz Fransa gibi bir ülke değiliz cazibenin, ya da parlak, neşeli şeylerin yaşayabileceği.

World was festively lighted, Only that's not enough.

Dünya neşeli bir şekilde ışıklandırılmıştı, Ama bu yeterli değil.

light canlandırmak

Please, the light. That's hurting.

Lütfen, ışık canımı yakıyor.

No, he just light-skinned.

Yok canım, sadece açık tenli.

Now, dear, which button controls the lights?

Şimdi canım, ışıkları kontrol eden hangi düğme?

light yumuşak

But soft, what light through yonder window breaks?

Ama yumuşak! Şu pencereden süzülen ışık da ne?

You know.. candle-lights, soft music, and all that.

Sen, bilirsin.. Mum ışıkları yumuşak müzik ve hepsi.

Everything's soft, the lighting's exotic.

Her şey yumuşak, ışıklar egzotik.

light soluk

The oldest light is very faint, a pale ghost in the night.

En eski ışık, oldukça soluk. Gecenin içinde solgun bir hayalet.

Tall, light blue eyes, pale complexion.

Uzun boylu, açık mavi gözlü, soluk tenli.

light nur

Just sweetness and light.

Sadece sevimlilik ve nur ışığı.

light yanmak

Red light flashes.

Kırmızı ışık yanar.