English-Turkish translations for little:

küçük · biraz · ufak · az · kısa · geri · değersiz · genç · ufak şey · önemsiz · küçücük · birkaç · yavaş yavaş · hafiften · ufacık · minicik · azıcık · cüce · adi · küçükler · bücür · cici · bayağı · biricik · az miktar, az miktarda · other translations

little küçük

There's a little something in there for you too.

Orada senin için de küçük bir şeyler var.

So, what, are you gonna be a little girl?

Ne yani, küçük bir kız olacaksın?

That's just a little baby.

Sadece küçük bir bebek.

Click to see more example sentences
little biraz

I'm gonna miss you, too, but this is a little much.

Ben de seni özleyeceğim ama bu biraz fazla gibi.

Please believe in me, I need a little more time.

Lütfen bana inanın. Biraz daha zamana ihtiyacım var.

Little help, please!

Biraz yardım lütfen!

Click to see more example sentences
little ufak

Good, because I have a little something for you.

İyi, çünkü senin için ufak bir şeyim var.

I think she has a little problem.

Sanırım onun ufak bir problemi var

A little kid comes late for school and the teacher says

Ufak bir çocuk okula geç kalmış ve öğretmen demiş ki

Click to see more example sentences
little az

There's very little for you to do, but I do need your help.

Senin için yapacak çok az var, ama sana ihtiyacım var.

Listen, I have very little time.

Dinleyin, çok az zamanım var.

No. We may have very little time left.

Hayır, çok az bir zamanımız kalmış olabilir.

Click to see more example sentences
little kısa

No, it's very, very little time.

Çok Hayır, çok, çok kısa zaman.

A little while ago she had a big fight with a man..

Kısa bir süre önce adamın biriyle büyük bir kavga etti.

Only for a little while, I mean.

Sadece kısa bir süre için yani.

Click to see more example sentences
little geri

You take a little, and then come back.

Sen şimdi biraz al sonra geri gel.

I'm gonna be back in just a little while. Okay?

Kısa bir süre içinde geri geleceğim, tamam mı?

Hey, back off, or I drop the little dog.

Hey, geri çekil, yoksa küçük köpeği bırakırım.

Click to see more example sentences
little değersiz

You're not a little girl.

Küçük bir kız değilsin.

You're not a little kid.

Sen küçük bir çocuk değilsin.

That little girl means more to me than even a partner.

O küçük kız benim için ortaktan bile daha değerli.

Click to see more example sentences
little genç

Isn't she a little young for you?

O senin için biraz genç değil mi?

You're a little young for my mom.

Annem için biraz genç değil misin?

She's a little young, don't you think?

Kız biraz genç, sence de öyle değil mi?

Click to see more example sentences
little ufak şey

Good, because I have a little something for you.

İyi, çünkü senin için ufak bir şeyim var.

You got a little something.

Sende ufak tefek bir şeyler var.

A little something for the kids.

Çocuklar için ufak bir şey.

Click to see more example sentences
little önemsiz

It's not about money for that little boy.

Şu küçük çocuk için para önemli değil.

Sometimes a little thing can be quite important.

Bazen küçük bir şey bile çok önemli olabilir.

It was only a little accident, nothing major

Sadece küçük bir kazaydı, önemli bir şey yok de

Click to see more example sentences
little küçücük

Just a little, little one

Küçük bir tane, küçücük

They're just little kids!

Onlar sadece küçücük çocuk!

It's a nice little star.

Küçücük, güzel bir yıldız.

Click to see more example sentences
little birkaç

Just a few minutes, a little time.

Sadece birkaç dakika, kısa bir süre için.

A little house. A couple of kids.

Bir araba, küçük bir ev, birkaç çocuk.

Yeah, just a few little things, Kelly.

Evet, sadece birkaç küçük şey, Kelly.

Click to see more example sentences
little yavaş yavaş

Let's try it again, but a little more slowly this time.

Bir kez daha deneyelim, ama bu kez biraz daha yavaş olalım.

Yeah, but slow down a little.

Evet ama biraz daha yavaş.

A little slow and confused.

Biraz yavaş. Ve kafası karışık.

Click to see more example sentences
little hafiften

But for this kind of work, he's a little bit light.

Ama bu çeşit bir için biraz hafif kalıyor.

Feels a little light, especially this one.

Biraz hafif geldi, özellikle de bu.

Oh, one other little thing use a lighter bat.

Oh, küçük bir şey daha Hafif bir sopa kullan.

Click to see more example sentences
little ufacık

Not even one little thing?

Ufacık bir şey bile mi?

She only did a little but it works yes

Sadece ufacık bir şey yaptı Ama işe yaradı Evet

And this little light

Ve bu ufacık ışık

Click to see more example sentences
little minicik

And then, one tiny little detail came out and the whole night was ruined.

Sonra ufacık, minicik bir detay ortaya çıktı ve tüm gece mahvoldu. Mahvoldu!

And, uh her favorite food: a little hamburger with tiny, tiny pickles on it.

Ve, uh en sevdiği yiyecek, küçük bir hamburger. Küçücük minicik turşuları olan

Just a little, tiny step.

Minicik, ufacık bir adım.

Click to see more example sentences
little azıcık

what's wrong? you need eat something, a little.

Yanlış olan ne? Bir şey yemen lazım, azıcık.

Once, a little

Bir kere, azıcık.

What about a little sympathy for the small businessman?

Küçük bir adamı için azıcık sempati nedir ki?

Click to see more example sentences
little cüce

He's just a little black.

O sadece cüce bir zenci.

Did you just see a little Hare Krishna midget in a tree, floating?

Ağaçta bir Hare Krishna cücesi gördün mü? Uçan bir cüce?

Sleep good, little dwarf man!

İyi uykular, küçük cüce adam!

Click to see more example sentences
little adi

You dirty little bastard!

Seni gidi pis, adi herif!

You're welcome, you rotten little thief.

Rica ederim, seni küçük adi hırsız.

A miserable little whore!

Küçük, adi bir orospu!

Click to see more example sentences
little küçükler

The Colorado Little League State Championship is being played this week.

Colorado küçükler ligi eyalet şampiyonluğu maçı bu hafta oynanacak.

Our kids play Little League together for Christ's sake, Bill.

Çocuklarımız küçükler liginde birlikte oynuyor, Tanrı aşkına Bill!

No, that's no good, he's got Little League.

Hayır, bu iyi olmaz. Küçükler ligi var.

Click to see more example sentences
little bücür

Yes, little King Kong.

Evet, bücür King Kong.

You, you, we're trying to help you, you little runt.

Burada sana yardım etmeye çalışıyoruz seni bücür şey.

You little runt!

Seni küçük bücür!

Click to see more example sentences
little cici

Pretty little blonde thing.

Küçük cici sarışın şey.

Mama's little girl, what happened?

Annesinin cici kızı, ne oldu?

You're a stylish little girl.

Sen çok cici bir kızsın.

Click to see more example sentences
little bayağı

That's a little weird, isn't it?

Bu bayağı tuhaf, değil mi?

Well, you know, that's a little nose, big marble.

Bu küçük bir burun ve bilye bayağı büyük.

This little box is simply amazing!

Bu küçük kutu bayağı inanılmaz!

Click to see more example sentences
little biricik

She she's my little girl.

O benim biricik kızım.

Mr. Torres she's my only little girl, george.

Bay Torres. O benim biricik kızım, George.

little az miktar, az miktarda

A very little latitude. Colonel?

Çok az miktarda serbestlik.