lived

There's enough food and water to live in here for almost two weeks without having to come out.

Burada yaşamak için yeterince yiyecek ve su var. Dışarı çıkmadan neredeyse iki hafta yeter.

And she went to live in a beautiful house and all the people loved her, and she was very, very happy.

Ve o güzel bir evde yaşamaya gitti ve herkes onu sevdi, ve o çok ama çok mutluydu.

Ladies and gentlemen, we are live in five four three two

Bayanlar ve Baylar, canlı yayına, beş dört üç iki

That's why you're living like this and that's why you'll never have a better life.

Bu yüzden böyle yaşıyorsun ve bu yüzden asla daha iyi bir hayatın olmayacak.

So, do you live here alone, or is there someone else here?

Burada yalnız yaşıyorsun, yoksa başka birileri de var mı?

We live in a dangerous world. And you want to do something about it.

Tehlikeli bir dünyada yaşıyoruz ve bu konuda bir şeyler yapmak istiyorsunuz.

Doesn't make any sense, that church is beautiful, and this priest is living like a prisoner.

Bu hiç mantıklı değil, bu kilise güzel ve bu rahip bir mahkum gibi yaşıyormuş.

A long, long time ago in a land far, far away, there lived a warrior warrior with empty eyes.

Çok çok uzun zaman önce, çok çok uzak bir ülkede bir savaşçı, boş gözlü bir savaşçı yaşardı.

I'll do anything, to live with you happy and to make you happy

Seninle mutlu yaşamak ve seni mutlu etmek için her şeyi yaparım

I live here and have never seen you before.

Ben burada yaşıyorum ama seni daha önce hiç görmedim.