English-Turkish translations for loose:

gevşek · serbest · kaçmak · başıboş · bol · serbest bırakmak · gevşemiş, gevşetmek · gevşek olarak · yumuşak · hemen hemen · kurtulmak · açık · oynak · dağınık · other translations

loose gevşek

There's a loose brick here.

Burada gevşek bir tuğla var.

Everyone's had a screw loose since then.

O zamandan beri herkesin bir vidası gevşek.

Now, what, that's a a loose joint dance at best.

Şimdi bu da.. en iyi gevşek cigaralık dans.

Click to see more example sentences
loose serbest

No. The last thing this department needs is a serial killer on the loose.

Bu departmanın ihtiyacı olan son şey serbest dolaşan bir seri katil.

And I look up and there's this little kid loose!

Yukarı bakıyorum ve evet, küçük bir çocuk var. Serbest!

There's a killer on the loose.

Serbest dolaşan bir katil var.

Click to see more example sentences
loose kaçmak

Yes, sir, but there are just a few loose ends.

Evet, efendim, fakat bir kaç gevşek nokta var.

Mickey and Mallory Knox are loose.

Mickey ve Mallory Knox kaçtı.

Is there a police code for zombie on the loose?

Kaçan bir zombi için polis kodu var mı?

Click to see more example sentences
loose başıboş

All right, look, there's an innocent bear loose in Santa Barbara.

Pekala, bak. Santa Barbara'da başıboş gezen masum bir ayı var.

Maybe there's a dangerous fugitive on the loose.

Belki de başıboş, tehlikeli bir kaçak vardır.

He is a loose fish!

O başıboş bir balık!

Click to see more example sentences
loose bol

But sir, it's "loose shoes, tight socks".

Ama bayım, "Bol ayakkabı, sıkı çorap," derler.

Graceful attire, stubborn actor Tight pants, loose shirt

Zarif giyimli, inatçı aktör Dar pantolon, bol gömlek

Loose shoes, tight socks"?

Bol ayakkabı, sıkı çorap" mı?

Click to see more example sentences
loose serbest bırakmak

Come over here and cut me loose, right now.

Buraya gel ve beni serbest bırak. Hemen!

Cut him loose six hours ago.

Altı saat önce serbest bırakılmış.

Yeah. Let's cut him loose.

Evet, onu serbest bırakalım.

Click to see more example sentences
loose gevşemiş, gevşetmek

Oh, these hinges are loose.

Oh, bu menteşeler gevşemiş.

My God, the grate's loose!

Aman Tanrım, ızgara gevşedi!

Yeah, the self-winding coil is loose.

Evet, saatin otomatik kangalı gevşemiş.

Click to see more example sentences
loose gevşek olarak

Must be a loose connection.

Gevşek bir bağlantı olmalı.

There's gotta be something loose somewhere.

Bir yerlerde gevşek bir şey olmalı.

Careful, there's a loose step.

Dikkatli ol, gevşek basamak var.

Click to see more example sentences
loose yumuşak

Soft, yellow, loose.

Yumuşak, sarı, gevşek.

I have some loose Jell-O, okay.

Bende de yumuşak jöle. Tamam.

loose hemen hemen

Come over here and cut me loose, right now.

Buraya gel ve beni serbest bırak. Hemen!

loose kurtulmak

Kate, it's loose!

Kate, o kurtuldu!

loose açık

Keep both eyes open. And, loose!

İki gözünü de açık tut ve bırak!

loose oynak

I'm Loose Linda.

Ben Oynak Linda.

loose dağınık

It's all very casual, very loose.

Her şey çok rahat, çok dağınık.