English-Turkish translations for make:

-t- · -dir- · yaptırmak, yapılmak, yapılış, yapmak · olmak · ettirmek, etmek · vermek · varmak · gitmek · yaratmak · zorlamak · kazanmak, kazandırmak · çıkartmak, çıkarmak · makyaj · bulunmak · getirmek · hazırlamak · şekil · almak · kurmak · marka · anlamak · üretmek · sağlamak · yapım · çeşit · oluşturmak · kılmak · davranmak · düzeltmek · yapı · verim · öpüşmek · biçim · yakalamak · elde etmek · güzelleştirmek · kaka yapmak · bina etmek · erişmek · ulaşmak · yapılış şekli · other translations

make -t-

Well, your dad can't make it because he has a real job, but I already said yes.

Baban gidemez çünkü onun gerçek bir işi var ama ben çoktan evet dedim bile.

I just wanted to make some money, and you know what?

Biraz para kazanmak istedim, ve biliyor musun ne oldu?

Now, what can I do to make you happy?

Seni mutlu etmek için ben ne yapabilirim?

Click to see more example sentences
make -dir-

Well, your dad can't make it because he has a real job, but I already said yes.

Baban gidemez çünkü onun gerçek bir işi var ama ben çoktan evet dedim bile.

I just wanted to make some money, and you know what?

Biraz para kazanmak istedim, ve biliyor musun ne oldu?

Now, what can I do to make you happy?

Seni mutlu etmek için ben ne yapabilirim?

Click to see more example sentences
make yaptırmak, yapılmak, yapılış, yapmak

You're making a big mistake, and I gotta tell you, this could be your last chance.

Çok büyük bir hata yapıyorsun ve sana söylemeliyim ki, bu senin son şansın.

And when you're queen, you'll have the power to make the world a better place.

Ve kraliçe olduğunuzda, dünyanın daha iyi bir yer yapmak için güç olacak.

Can you make it that good?

O kadar da iyi yapabilir misin?

Click to see more example sentences
make olmak

It's a very interesting story, future boy but there's one thing that doesn't make sense.

Bu çok ilginç bir hikaye, gelecekten gelen çocuk ama mantıklı olmayan tek bir şey var.

No, no, no, now that's all wrong This thing will never make a present

Hayır hayır hayır, bu çok yanlış. Bu şeyden asla bir hediye olmaz

You are gonna make a really good mother someday.

Bir gün gerçekten iyi bir anne olacaksın.

Click to see more example sentences
make ettirmek, etmek

I just wanted to make her happy and help her on her way.

Ben sadece onu mutlu etmek ve ona yardımcı olmak istemiştim.

You need to do something to make yourself happy.

Kendini mutlu etmek için bir şeyler yapmalısın.

We make people happy. It makes me happy.

İnsanları mutlu ediyoruz, bu da beni mutlu ediyor.

Click to see more example sentences
make vermek

You really think now is the right time to make a decision like this?

Sence şu an gerçekten böyle bir karar vermek için doğru bir zaman mı?

This was a difficult decision for me to make.

Bu kararı vermek, benim için çok zordu.

Thank you, but I'll make that decision.

Sağ ol ama ona ben karar veririm.

Click to see more example sentences
make varmak

Well, your dad can't make it because he has a real job, but I already said yes.

Baban gidemez çünkü onun gerçek bir işi var ama ben çoktan evet dedim bile.

Wait. Is there something here, or am I making that up?

Dur. burada bir şey var mı, yoksa ben uyduruyor muyum?

You have a difficult decision to make.

Vermen gereken zor bir karar var.

Click to see more example sentences
make gitmek

Well, your dad can't make it because he has a real job, but I already said yes.

Baban gidemez çünkü onun gerçek bir işi var ama ben çoktan evet dedim bile.

Yeah, go make some coffee.

Evet, git biraz kahve yap.

Go make some money.

Git biraz para kazan.

Click to see more example sentences
make yaratmak

Joe said to me, "Make it a better world.

Joe bana dedi ki, "daha iyi bir dünya yarat.

Come back and make up a goodbye, at least.

En azından gel de bir veda yarat.

It makes a difference, you know.

Bu bir fark yaratır, biliyorsun.

Click to see more example sentences
make zorlamak

Because then you'll have another choice to make

Çünkü o zaman başka bir seçim yapmak zorunda kalacaksın.

That's why it's a very difficult decision to make.

İşte bu, bu yüzden alınması oldukça zor bir karar.

It just makes it difficult for tonight, that's all.

Sadece bu akşam benim için biraz zor, hepsi bu.

Click to see more example sentences
make kazanmak, kazandırmak

It's not a very good way to make money.

Para kazanmak için pek iyi bir yol değil.

Because people have to make money.

Çünkü insanlar para kazanmak zorunda.

You and I, we still make money together.

Sen ve ben, hala birlikte para kazanıyoruz.

Click to see more example sentences
make çıkartmak, çıkarmak

Get out there and make some money!

Çık oradan ve biraz para kazan!

I wanna enjoy her and make her happy.

Tadını çıkarmak ve onu mutlu etmek istiyorum.

Make a scene or do something.

Olay çıkar veya bir şey yap.

Click to see more example sentences
make makyaj

I know, underneath all of that make-up, you're just a frightened little virgin.

Bu makyajın altında ne var biliyorum. Sen sadece korkmuş, küçük bir bakiresin.

Photographer is waiting, and a whole crew for make-up.

Fotoğrafçı ve koca bir makyaj ekibi bekliyor.

We got her make-up, necklace and this.

Ona makyaj malzemesi, kolye ve de bunu aldık.

Click to see more example sentences
make bulunmak

Let's all go home and find a nice white woman to make love to.

Hepimiz eve gidelim ve aşk yapacak güzel beyaz bir kadın bulalım.

Find her and make her happy!

Bul o kadını ve onu mutlu et!

Find him and make sure he is safe.

Onu bul ve emniyette olduğuna emin ol.

Click to see more example sentences
make getirmek

Not for revenge. not because they deserve it. not because it'll make the world a better place.

İntikam için değil, hak ettikleri için de değil. Dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için de değil.

Make sure you bring him here tonight.

Bu akşam onu mutlaka buraya getir.

In summer, warmer water means more food making it the best time to bring new life into the world.

Yazın, sıcak su daha çok besin demek, dünyaya yeni hayat getirmek için en iyi zaman.

Click to see more example sentences
make hazırlamak

Come inside and make yourself a drink.

İçeri gel, kendine bir içki hazırla.

He's our dad. And he's making dinner.

O bizim babamız ve akşam yemeği hazırlıyor.

Make some coffee, coffee.

Bir fincan kahve hazırla.

Click to see more example sentences
make şekil

Those guys are dead because I don't wanna make money that way.

Bu adamlar öldüler çünkü ben bu şekilde para kazanmak istemiyorum.

God didn't make us this way.

Allah, bizi bu şekilde yapmaz.

But maybe I could make it up to you somehow.

Ama belki bunu sana bir şekilde telafi edebilirim.

Click to see more example sentences
make almak

But if it makes you happy, I'll take your number and maybe call you.

Ama eğer bu seni mutlu ediyorsa, numaranı alacağım ve belki seni ararım.

I bought that car to make my daughter happy.

O arabayı kızımı mutlu etmek için aldım ben.

You think that buying them makes you a better actor.

Onları satın almak, seni daha iyi bir oyuncu yapıyor sanıyorsun.

Click to see more example sentences
make kurmak

Look, I'm just here for the money, not to make friends, okay?

Bak, sadece para için buradayım, arkadaşlık kurmak için değil, tamam mı?

Besides, making a new life isn't a choice for us.

Ayrıca, yeni bir hayat kurmak bizim için bir seçenek değil.

Take them over there and make camp, then you come back.

Onları oraya götür, kamp kurun. Sonra sen geri gel.

Click to see more example sentences
make marka

Hey, Mark, it makes me happy.

Hey, Mark, beni mutlu ediyor.

Please, Mark, please, don't make me lie anymore.

Lütfen, Mark, lütfen, bana artık yalan söyletme.

Mark, that doesn't make any sense.

Mark, bunun bir anlamı yok.

Click to see more example sentences
make anlamak

All right, well, then, you make one up and you tell him.

Peki, o zaman sen bir tane uydur ve ona anlat.

And this makes them look bad, you understand?

Ve bu da onları kötü gösterir, anladın mı?

I can't understand it and it makes me mad.

Bunu anlayamıyorum ve bu beni deli ediyor.

Click to see more example sentences
make üretmek

Makes weather, which is good for us.

Hava üretir. ki bu bizim için iyidir.

Wayne Industries makes a very sly GPS transmitter.

Wayne Endüstrileri çok sinsi GPS izleyici üretiyor.

Ammonia and bleach makes chlorine gas.

Amonyak ve çamaşır suyu, klor üretir.

Click to see more example sentences
make sağlamak

It tastes really bad, But it's gonna make me feel a lot better.

Tadı gerçekten çok kötü ama kendimi daha iyi hissetmemi sağlayacak.

This spell will make your beauty your power and protection.

Bu büyü sana güzellik, güç ve korunma sağlayacak.

No sensors, but they can still make visual contact.

Algılayıcıları yok, ama hala görsel temas sağlayabilirler.

Click to see more example sentences
make yapım

He's sick and tired, but he's selling iron to make ships and tanks and cannons.

Hasta ve yorgun, ama gemi, tank ve top yapımı için demir satıyor.

Yeah, that's why we're making homemade ravioli.

Evet, bu yüzden ev yapımı İtalyan mantısı yapıyoruz.

I can make homemade pizza.

Ev yapımı pizza yapabilirim.

Click to see more example sentences
make çeşit

I mean, does that make me, you know, like some kind of

Yani bu beni şey yapar mı, bilirsin işte, bir çeşit

Kind of makes you wonder who the enemy is, doesn't it?

Bir çeşit düşmanın kim olduğunu merak ediyorsunuz. Değil mi?

What kind of idiot makes their bed?

Ne çeşit bir aptal kendi yatağını yapar?

Click to see more example sentences
make oluşturmak

Every single decision we make creates a parallel existence, a different dimension where.. .

Verdiğimiz her bir karar, farklı bir boyutta bir paralel var oluş yaratır

Besides, they tied me but nails and blood make better religious Art.

Ayrıca beni bağladılar ama tabi, çiviler ve kan, daha iyi bir dini sanat oluşturuyor.

They make a perfect isosceles triangle.

Mükemmel bir ikizkenar üçgen oluşturuyorlar.

Click to see more example sentences
make kılmak

He really wanted to make this special for her.

Bunu onun için gerçekten özel kılmak istedi.

Well, I'm gonna make it possible, And you're gonna help me.

Ben bunu mümkün kılacağım, sen de bana yardım edeceksin.

I wanted to serve you and and make life happy for you.

Sana hizmet etmek ve hayatı senin için mutlu kılmak istedim.

Click to see more example sentences
make davranmak

Now be a good girl and make nice.

Şimdi iyi bir kız ol ve nazik davran.

This guy is making Charlie Sheen look like Tom Hanks.

Bu adam Tom Hanks'e benzeyip Charlie Sheen gibi davranıyor.

She smiles, acts sweet... .and makes me feel guilty.

Gülümsüyor, tatlı davranıyor ve beni suçlu hissettiriyor.

Click to see more example sentences
make düzeltmek

Because I got a second chance to make it right.

Çünkü bunu düzeltmek için ikinci bir şansım var.

I repeat, there's only one thing I can do to make it okay.

Tekrar ediyorum, bunu düzeltmek için yapabileceğim bir tek şey var.

Now, do something for me and make things right with Peyton.

Şimdi benim için bir şey yap ve Peyton ile aranı düzelt.

Click to see more example sentences
make yapı

His dense molecular structure will make him strong.

Onun yoğun moleküler yapısı onu güçlü yapacak.

His physiology and cellular make-up started changing two days later.

Fizyolojisi ve hücresel yapısı iki gün sonra değişmeye başladı.

TV makes sense and has structure, logic, rules.

Televizyon mantıklı, belli bir yapısı ve kuralları var

Click to see more example sentences
make verim

Behold, my covenant is with thee and I will make thee exceedingly fruitful.

Bak, benim ahdim seninle ve seni son derece verimli yapacağım.

It makes it more efficient.

Böyle daha verimli olur.

Cam for making us efficient.

Cam'e, bizi verimli yaptığı için.

Click to see more example sentences
make öpüşmek

There's always a reason to make out, Norman.

Öpüşmek için her zaman bir sebep vardır Norman.

Make out with peyton sawyer or more.

Peyton Sawyer ile öpüşmek ya da daha fazlası.

Like make out with Gail.

Gail ile öpüşmek gibi.

make biçim

You make everything into a mystery.

Sen her şeyi gizemli bir biçimde yaparsın.

Does the female form make you uncomfortable, Mr. Lebowski?

Kadın biçimi sizi rahatsız eder mi Bay Lebowski?

Your brain would make a grain of sand look large and ungainly.

Senin beynin bir kum tanesini bile kocaman ve biçimsiz yapar.

make yakalamak

The fact that you captured me makes me the perfect man for the job.

Senin beni yakalamış olman beni bu için mükemmel adam yapar.

Bo Diddley caught him a bear cat To make his pretty baby a Sunday hat

Bo Diddley bir kedi yakaladı tatlı bebeğine bir Pazar şapkası yapmak için.

You catch the human, and then I will make human potpie!

Bir insan yakala ve ben de onu insan yahnisi yapayım.

make elde etmek

I make a small profit.

Ufak bir kar elde ediyorum.

What effort did you make to obtain justice?

Eğer Ne çaba yaptın adalet elde etmek?

make güzelleştirmek

Nice things make life nicer.

Güzel şeyler hayatı güzelleştirir.

And to make that beautiful, illusive dream come true,

Ve bunu güzelleştirmek için, bu fantazi rüyayı gerçekleştircem.

make kaka yapmak

And that makes you Madison, the gun-shy pooper.

Bu da seni Madison yapıyor. Utangaç kaka tabancası

A man makes a fece

Bir adam kaka yapınca

make bina etmek

This woman makes buildings disappear.

Bu kadın binaları yok ediyor.

make erişmek

Do you think something in suede might make me seem more accessible?

Sence süet gibi bir şey beni daha erişilebilir yapar

make ulaşmak

Hurricane LaQuisha expected to make landfall by tomorrow morning.

LaQuisha kasırgasının yarın sabah karaya ulaşması bekleniyor.

make yapılış şekli

My cousin makes the most amazing, romantic birdhouse mailboxes.

Kuzenim dünyanın en romantik kuş yuvası şeklindeki posta kutularını yapıyor.