English-Turkish translations for mean:

demek · istemek · demek istemek · demek olmak · ifade etmek · kötü · anlamına gelmek · değersiz · anlamak · kaba · zor · güç · yol · tehlikeli · acımasız · düşünmek · orta · adi · çirkin · zalim · huysuz · aşağılık · aşağı · araç · ortalama · alçak · kurmak · ahlaksız · bayağı · kastetmek · fakir · cimri · gerektirmek · rezil · kılıksız · yoksul · other translations

mean demek

Because I want to tell you something and I think you know what I mean.

Çünkü sana bir şey söylemek istiyorum ve bence ne demek istediğimi biliyorsun.

What do you mean. something better?

Ne demek istiyorsun? Daha iyi şey mi?

Damn. You know what this means, right?

Lanet olsun bu ne demek biliyorsun değil mi?

Click to see more example sentences
mean istemek

Because I want to tell you something and I think you know what I mean.

Çünkü sana bir şey söylemek istiyorum ve bence ne demek istediğimi biliyorsun.

No.. no.. I didn't mean that.

Hayır, hayır öyle demek istemedim.

I mean, did you see that?

Demek istediğim, onu gördün mü?

Click to see more example sentences
mean demek istemek

Because I want to tell you something and I think you know what I mean.

Çünkü sana bir şey söylemek istiyorum ve bence ne demek istediğimi biliyorsun.

What do you mean, "no money"?

Ne demek istiyorsun "para yok"?

I mean, we're family, but I don't even know what your favorite color is.

Demek istediğim, biz bir aileyiz ve ben en sevdiğin rengi bile bilmiyorum.

Click to see more example sentences
mean demek olmak

But that doesn't mean that everything has to be black and white, right?

Evet, haklısın ama bu demek değil ki her şey siyah ve beyaz olacak, değil mi?

What do you mean "It was nothing"?

Hiçbir şey olmadı da ne demek?

So I guess that means yes.

Sanırım bu evet demek oluyor.

Click to see more example sentences
mean ifade etmek

But that doesn't mean anything to you, does it?

Ama bu sizin için hiçbir şey ifade etmiyor, değil mi?

What does he mean to you?

O senin için ne ifade ediyor?

Life doesn't mean much to some people anymore.

Artık yaşam, bazı insanlar için bir şey ifade etmiyor.

Click to see more example sentences
mean kötü

No, I mean, this is a really, really bad time.

Hayır, demek istediğim bu gerçekten kötü bir zaman.

Why, did she say something mean?

Neden? Kötü bir şey mi söyledi?

This could mean a lot of very bad things.

Bu pek çok kötü şey anlamına gelebilir.

Click to see more example sentences
mean anlamına gelmek

Look, I love you. Which means I want what's best for you.

Seni seviyorum bu da senin için en iyisini istediğim anlamına geliyor.

That means there's another woman in his life.

Bu da hayatında başka bir kadın olduğu anlamına geliyor.

Oh, guess 'cause that means you're better than us.

Sanırım bu bizden daha iyi olduğun anlamına geliyor.

Click to see more example sentences
mean değersiz

No, no, I don't mean to call you "someone like you" because you're nothing like something like someone like you.

Hayır, hayır, "senin gibi biri" demek istemedim çünkü sen senin gibi biri gibi bir şey değilsin.

I mean, it wasn't all bad here.

Yani, herşey o kadar da kötü değildi.

Hey, you're not mean.

Hey, sen kötü değilsin.

Click to see more example sentences
mean anlamak

What does that mean, you know?

Bu ne anlama geliyor, anlıyor musun?

I'm sorry, but I don't know what that means.

Özür dilerim ama bunun ne demek olduğunu anlamadım.

And you understand what all that means?

Ve tüm bunlar ne anlama geliyor anlıyor musun?

Click to see more example sentences
mean kaba

But he's so mean. I mean, he's really mean.

Ama o çok kaba, yani gerçekten kaba.

It is also very mean.

Aynı zamanda çok kaba.

You're not mean.

Sen kaba değilsin.

Click to see more example sentences
mean zor

Why does everything have to mean something?

Neden her şeyin bir anlamı olmak zorunda?

Which means love is even more difficult for me than it is for you.

Demek oluyor ki, aşk benim için size olduğundan daha da zor.

I mean, it's fun and all, but isn't it also not fun?

Yani tüm bunlar eğlenceli ama aynı zamanda zor değil mi?

Click to see more example sentences
mean güç

I'm sorry for being an artist, since money and power mean everything to you.

Bir sanatçı olduğum için çok üzgünüm, çünkü para ve güç size göre her şey demek.

I have the money, which means I have the power, right?

Para bende, bu demek ki güç de bende, doğru mu?

I mean, he knows that I'm a strong and successful career woman, but he never forgets that I'm also a girl.

Yani, benim güçlü ve başarılı kariyeri olan bir kadın olduğumu biliyor ama asla bir kadın olduğumu da unutmuyor.

Click to see more example sentences
mean yol

I mean, yes. But two weeks ago, he told me that everything was fine.

Yani evet. ama iki hafta önce bana her şeyin yolunda olduğunu ve

You mean there's a better way?

Daha iyi bir yolu mu varmış?

Listen. I mean, it's all fine.

Dinle, yani her şey yolunda.

Click to see more example sentences
mean tehlikeli

It means going will be very, very dangerous, not just for you, but for your friends.

Bunun anlamı, bunun, çok fazla tehlikeli olacağı. Sadece senin için değil, arkadaşların için de.

I mean, it's stupid and dangerous.

Diyorum ki, bu aptalca ve tehlikeli.

What do you mean, dangerous?

Tehlikeli ile ne demek istiyorsun?

Click to see more example sentences
mean acımasız

Well, I'm a mean girl.

Ben acımasız bir kızım.

I mean he's in pain, Martin.

Bence o acı içinde, Martin.

It's a very mean and nasty place.

Çok acımasız ve pis bir yer.

Click to see more example sentences
mean düşünmek

I mean, I thought I had everything I wanted, but there was always something missing.

İstediğim her şeyin olduğunu düşünüyordum, ama her zaman eksik bir şeyler vardı.

I mean, you think this town is too small for you?

Bu kasabanın senin için çok küçük olduğunu mu düşünüyorsun?

Which means someone thinks I'm a good teacher.

Demek ki birisi iyi bir öğretmen olduğumu düşünüyor.

Click to see more example sentences
mean orta

I mean, there's nothing coming out?

Yani ortaya çıkan bir şey yok.

I mean, if this gets out, she goes to jail.

Demek istediğim, eğer bu ortaya çıkarsa, hapse gider.

That means there is some danger.

Yani ortada bir tehlike var.

Click to see more example sentences
mean adi

I am a mean man.

Ben adi bir adamım.

He's mean, but he's not stupid.

Herif adi ama aptal değil.

She had a mean lawyer.

Adi bir avukatı vardı.

Click to see more example sentences
mean çirkin

No! I mean, "whore" is such an ugly word for such a pretty man.

Yani, "orospu" senin gibi hoş bir adam için çok çirkin bir kelime.

Why am I so ugly, so mean, so stupid?

Ben neden bu kadar çirkin, kaba ve aptalım?

I mean, really, who could ever love a beast so hideous and ugly?

Kim bu kadar iğrenç ve çirkin bir canavarı sevebilir ki?

Click to see more example sentences
mean zalim

He's a mean bastard.

Zalim bir herif o.

That nurse, mean, vicious creature

Şu hemşire, zalim, ahlaksız yaratık

'Cause I'm a mean ol' lion

çünkü ben zalim bir aslanım

Click to see more example sentences
mean huysuz

She's a mean sister, then.

O halde huysuz bir kız kardeş.

You know, you're a really mean drunk.

Biliyor musun, gerçekten huysuz bir sarhoşsun.

Mrs. Dabney may be a mean, vicious, cruel, Horrible, nasty old witch,

Bayan Dabney huysuz, ahlaksız, gaddar korkunç, çirkin yaşlı bir cadı olabilir.

Click to see more example sentences
mean aşağılık

Because he's attractive and mean?

Çünkü adam çekici ve aşağılık?

You're a mean bastard.

Çok aşağılık bir piçsin.

Pai Yu Ching, you're you're so mean!

Pai Yu Ching, sen aşağılık birisin!

Click to see more example sentences
mean aşağı

Which means it's still down there, somewhere.

Bu demek oluyor ki hala aşağıda bir yerlerde.

I mean that's why all things are down here.

Yani bu yüzden tüm eşyaları burada, aşağıda

I mean there's a car waiting for you downstairs.

Yani aşağıda sizi bekleyen bir araba var.

Click to see more example sentences
mean araç

Father, I have motive, means, and opportunity and a confession.

Ama Peder! Elimde bir neden, araçlar, fırsat ve bir itiraf var.

Of course you're not a means of survival.

Tabii ki bir hayatta kalma aracı değilsin.

A means of survival.

Bir hayatta kalma aracı.

Click to see more example sentences
mean ortalama

I mean of course I'm not sorry, you know, but uh, I just

L ortalama, tabii ben değil üzgünüm. Biliyorsun, ama, ben sadece.. .

He's a mean drunk, that man.

O adam tam bir ortalama sarhoş.

I mean on average how long does it take?

Yani ortalama bir süre Ne kadar sürer?

Click to see more example sentences
mean alçak

You really are a mean little man.

Gerçekten de çok alçak bir adamsın.

Are you a mean bastard, Detective Smith?

Sen de alçak bir şerefsiz misin, dedektif Smith?

He's a mean old bastard!

O yaşlı alçak bir namussuz!

Click to see more example sentences
mean kurmak

So Peter met with Laflamme today and signed the paperwork, which means Pied Piper is officially launched.

Evet, Peter bugün Laflamme ile buluştu ve evrakları imzaladı. Bu da demek oluyor ki Pied Piper resmi olarak kuruldu.

I mean there's a new method Called dry-process cleaning.

Demek istediğim kuru temizleme denen yeni bir yöntem olduğu.

Roadies, that means dry ice. We're gonna talk about this later.

Ekip, bunun anlamı kuru buz, bunu daha sonra konuşacağız.

Click to see more example sentences
mean ahlaksız

But one day, this mean critic came back to the restaurant for a new article.

Ama bir gün, bu ahlaksız eleştirmen yeni bir makale için tekrar restorana geldi.

Mrs. Dabney may be a mean, vicious, cruel, Horrible, nasty old witch,

Bayan Dabney huysuz, ahlaksız, gaddar korkunç, çirkin yaşlı bir cadı olabilir.

That nurse, mean, vicious creature

Şu hemşire, zalim, ahlaksız yaratık

Click to see more example sentences
mean bayağı

But not too mean.

Ama çok bayağı değil.

I mean, today's been tough on her.

Yani, bugün onun için zor oldu bayağı.

I mean, this is pretty fancy lip gloss.

Yani, bu bayağı iyi bir dudak parlatıcısı.

Click to see more example sentences
mean kastetmek

Not you, Choi Woo Young, I mean Kim Joo Won.

Seni değil Choi Woo Young. Kim Joo Won'u kastettim.

No, I mean, like, deluded and demented.

Hayır ben kandırılmış ve delirmişi kastettim.

No, I mean Russian parachutists.

Hayır, Rus paraşütçüleri kastettim.

Click to see more example sentences
mean fakir

What do you mean, poor?

Eğer fakir ne demek?

Rich, poor, heaven and etor, thieves. What a mean? Must mean something!

Zengin, fakir, büyük, hırsız ne demek bu bi anlamı olmalı

I mean, Jesus, Cassie, you're not even poor.

Yani, tanrım, Cassie, sen fakir biri de değilsin.

mean cimri

A sweet man, but a mean baby.

Tatlı bir adam, ama cimri bir bebek.

I mean, I smell a stingy little Englishman.

Burnuma cimri ve küçük bir İngiliz kokusu geliyor.

like, it's Greenwich "mean" time.

Sanki Greenwich "cimri" zamanı gibi

mean gerektirmek

Being a prince means sacrifice.

Bir prens olmak fedakarlık gerektirir.

But some are transitive or intransitive by nature, essentially, meaning that they require an object or cannot take one.

Ama geçişli ya da geçişsiz bazı fiiller mecburi olarak bir nesne gerektirir veya nesne alamaz.

mean rezil

I mean, you've had a really rotten day, and everything sucks.

Yani bugün gerçekten rezil bir gün geçirdin. Ve ve her şey berbat oldu.

Mean robots suck!

Rezil kötü robotlar.

mean kılıksız

Cunning warrior, master of disguise, and it means "trouble" in Greek.

Kurnaz savaşçı, kılık değiştirme ustası ve o Yunancada bela demek.

Yeah, that means you, too, hippie boy.

Bu seni de kapsıyor, hippi kılıklı.

mean yoksul

You mean poor people.

Yani yoksul insanlara mı?