English-Turkish translations for means:

anlam · anlama · gelir · para · yol · asla · araç, aracı · mana · çare · yöntem · kaynak · zenginlik · servet · alet · other translations

means anlam

Yes, but that doesn't mean anything.

Evet, ama bu hiçbir anlam ifade etmiyor.

If something doesn't make sense, what does that mean?

Eğer bir şey anlamlı değilse bu ne demek oluyor?

This won't mean a thing.

Bu bir anlam ifade etmez.

Click to see more example sentences
means anlama

Yeah, but what does that mean to us?

Evet ama bu bizim için ne anlama geliyor?

So, so, so, what does this mean?

Peki, yani şimdi, ne anlama geliyor bu?

What do you think this means?

Sence bu ne anlama geliyor?

Click to see more example sentences
means gelir

It means that I'm finally feeling something, and right now, I I feel happy.

Sonunda bir şeyler hissettiğim anlamına gelir ve şu an ben kendimi mutlu hissediyorum.

But you know what this means to me, Phil.

Ama bu benim için ne anlama gelir biliyorsun, Phil.

Yeah, I mean I come and This is not so bad.

Evet, gelirim ve O kadar da kötü değildir.

Click to see more example sentences
means para

The money doesn't mean anything to him.

Para onun için bir şey ifade etmiyor.

What do you mean, you need money?

Paraya ihtiyacım var da ne demek?

Money means everything to him

Para onun için her şey demektir.

Click to see more example sentences
means yol

I mean, yes. But two weeks ago, he told me that everything was fine.

Yani evet. ama iki hafta önce bana her şeyin yolunda olduğunu ve

You mean there's a better way?

Daha iyi bir yolu mu varmış?

Listen. I mean, it's all fine.

Dinle, yani her şey yolunda.

Click to see more example sentences
means asla

I mean, my dad never did anything like that.

Yani, benim babam asla böyle bir şey yapmadı.

I mean, if something goes wrong, mom will never forgive me or you.

Yani, bir şey ters giderse annem beni ve seni asla affetmez.

I mean, what if I never see you again, mom?

Yani, ya seni bir daha asla göremezsem anne?

Click to see more example sentences
means araç, aracı

Father, I have motive, means, and opportunity and a confession.

Ama Peder! Elimde bir neden, araçlar, fırsat ve bir itiraf var.

Of course you're not a means of survival.

Tabii ki bir hayatta kalma aracı değilsin.

A means of survival.

Bir hayatta kalma aracı.

Click to see more example sentences
means mana

Business means only one thing.

İş sadece bir tek manaya gelir.

I mean, it's literally a physics problem.

Yani gerçek manada bir fizik problemi.

Nah, that doesn't mean that.

Hayır, o manaya gelmiyor bu.

Click to see more example sentences
means çare

And you got a gun to my head, which means you're a desperate cop.

Ve kafama bir silah dayadın. Bu da demek oluyor ki, çaresiz bir polissin.

Yeah, but, Charlie, I mean, the guy is desperate.

Tamam, ama, Charlie, demek istediğim, bu adam çaresiz durumda

I mean, is the last resort for any species.

Demek istediğim herhangi bir tür için son çare.

Click to see more example sentences
means yöntem

So does that mean like brain surgery?

Yani bu beyin ameliyatı gibi bir yöntem mi?

Modern law enforcement demands modern methods, and that means information.

Modern kanun koruyuculuğu, modern yöntemler gerektiriyor, bu da bilgi demek.

You mean that was standard procedure?

Yani bu standart yöntem midir?

Click to see more example sentences
means kaynak

I mean, the only remaining solution is by some sort of artificial light source.

Demek istiyorum ki, geriye kalan tek çözüm bir çeşit yapay ışık kaynağıdır.

I mean, there's no longer any blood supply in there.

Yani, artık yok Orada herhangi bir kan kaynağı.

It's your means of livelihood

Demek geçim kaynağın bu.

Click to see more example sentences
means zenginlik

The espresso beans mean health, wealth, and happiness.

Kahve çekirdeği sağlık, zenginlik ve mutluluk demek.

It means power, riches, revenge.

Bunun anlamı güç, zenginlik ve intikam.

Hugo didn't mean wealth and fame.

Hugo zenginlik ve şöhreti kastetmedi.

Click to see more example sentences
means servet

For some, blood means a life of wealth and privilege. For others, a life of servitude.

Bazıları için kan, servet ve imtiyazla dolu bir hayat demektir diğerleri için ise bir kölelik hayatı.

I mean, the baggage fees alone would've cost a fortune.

Yani bagaj ücreti tek başına bir servet ederdi.

This means all his wealth will go to his wife, Satoe.

Bu da demektir ki tüm servet, karısı Satoe'ye devredilecek.

Click to see more example sentences
means alet

Which means he uses tools instead of traditional weapons.

Demek ki normal silahlar yerine alet kullanıyor.