English-Turkish translations for meat:

et · yemek · et gibi · köfte · kıyma · biftek · kasap · other translations

meat et

He started eating red meat a few months ago.

Bir kaç ay önce kırmızı et yemeye başlamış.

So, what, Sandy Just served me up like a piece of meat?

Ne yani, Sandy beni bir et parçası gibi pazarladı mı?

But there's still a lot. 'Cause you're only eating meat Sis.

Ama hala çok var. Çünkü, sadece et yiyorsun kardeşim.

Click to see more example sentences
meat yemek

Thanks, but I don't eat meat.

Teşekkürler ama ben et yemem.

Caused by eating too much red meat and white bread, and too many dry martinis.

Çok fazla kırmızı et ve ekmek yemekten kaynaklanıyor ve çok fazla Martini içmekten.

Eat some meat.

Biraz et ye.

Click to see more example sentences
meat et gibi

Sometimes I just feel like a piece of meat!

Bazen kendimi bir et parçası gibi hissediyorum!

Still thinking like meat and bone.

Hala et ve kemik gibi düşünüyorsun.

The girls said she smells like rotten meat.

Kızlar onun çürümüş et gibi koktuğunu söyledi.

Click to see more example sentences
meat köfte

I said we'd bring jell-o salad, but Kitty said meat loaf.

Ben jöle getireceğim, dedim; ama Kitty köfte getir, dedi.

No, my mother makes the greatest meat loaf, and I have the recipe.

Hayır, benim annem en mükemmel köfteyi yapar ve bende tarifi var.

I've never seen so much meat loaf in my life.

Hayatımda daha önce hiç bu kadar çok köfte görmemiştim.

Click to see more example sentences
meat kıyma

A little spaghetti and meat sauce.

Biraz spagetti ve kıyma sosu.

Spaghetti and meat shapes?

Spagetti ve kıyma mı?

Fresh meat for the grinder?

Kıyma makinesi için taze et?

Click to see more example sentences
meat biftek

Steak is such a treat, it is the world's best meat.

Biftek, harika bir ziyafet, dünyadaki en güzel et.

Is this a cold pizza or a leftover-meat loaf talk?

Soğuk bir pizza yoksa bırakılmış biftek konuşması mı?

Cows, meat, cuts of steak, London Broil, England, your accent, 'ello!

İnekler, et, biftek parçaları Londra Izgarası, İngiltere, aksanınız merhaba!

Click to see more example sentences
meat kasap

Aiko, give me a meat cleaver.

Aiko, bana bir kasap satırı ver.

But the meat packers' float?

Ama kasap konvoyunda mı?