English-Turkish translations for more:

daha · bir daha · daha çok, çok · fazla · daha fazla · biraz daha · başka · sadece · fazla şey · fazla bir şey · ziyade · daha ziyade · bir kat fazla · other translations

more daha

And, listen, there's one more thing there's one more thing I have to tell you.

Ve, dinle, bir şey daha var sana söylemem gereken, bir şey daha var.

Just give her some more time.

Yalnızca biraz daha zaman ver ona.

You and you and need one more

Sen, sen ve bir kişi daha lazım.

Click to see more example sentences
more bir daha

And, listen, there's one more thing there's one more thing I have to tell you.

Ve, dinle, bir şey daha var sana söylemem gereken, bir şey daha var.

I got something much more important here.

Burada çok daha önemli bir şey var.

But I still have one more job to do.

Ama hâlâ yapmam gereken bir daha var.

Click to see more example sentences
more daha çok, çok

There's something about this that is so black, it's, like, how much more black could this be?

Bence bu çok kara bir şey gibi, şey gibi, bu daha ne kadar siyah olabilir?

But you two have much more to give them.

Ama iki tane var çok daha onlara vermek.

Now I need you more than ever.

Artık sana daha çok ihtiyacım var.

Click to see more example sentences
more fazla

And I always thought he was much more the kind of guy that you should go for.

Ve ben her zaman onun sizin için gitmeli bu adam çok daha fazla tür olduğunu düşündüm.

What more could a man want?

Bir erkek daha fazla ne ister?

We just need to give him more time to understand.

Biz sadece onu anlamak için daha fazla zaman vermek gerekir.

Click to see more example sentences
more daha fazla

And I always thought he was much more the kind of guy that you should go for.

Ve ben her zaman onun sizin için gitmeli bu adam çok daha fazla tür olduğunu düşündüm.

What can I give you? More of this.

Ben sana ne verebilirim? bundan daha fazla

Maybe even more so.

Belki daha bile fazla.

Click to see more example sentences
more biraz daha

Please give me some more time.

Lütfen bana biraz daha zaman ver.

He just needs a little more time, that's all.

Biraz daha zamana ihtiyacı var, Hepsi bu.

We'll need a little more time

Biraz daha zamana ihtiyacımız var.

Click to see more example sentences
more başka

Is there anything more you can do for her?

Onun için yapabileceğin başka bir şey var mı?

Or two more just like them.

Ya da onlar gibi başka ikisi.

There are more girls coming, right?

Başka kızlar da gelecek, değil mi?

Click to see more example sentences
more sadece

If I was if I was more like you, if it was just me, this house would look different.

Eğer ben ben de senin gibi olsaydım, sadece ben olsaydım, bu ev çok daha farklı olurdu.

Just one more little thing.

Sadece küçük birşey daha.

They're not just friends, they're more like my family.

Sadece arkadaşlarım değiller, daha çok ailem gibiler.

Click to see more example sentences
more fazla şey

Maybe a few days, maybe more, but there's nothing they can do for me.

Belki birkaç gün, belki biraz daha fazla, ama benim için yapılabilecek bir şey yok.

There's something else we need even more.

Daha fazla ihtiyacımız olan bir şey daha var.

No. I've never been more sure of anything.

Daha önce hiçbir şeyden daha fazla emin olmamıştım.

Click to see more example sentences
more fazla bir şey

Maybe a few days, maybe more, but there's nothing they can do for me.

Belki birkaç gün, belki biraz daha fazla, ama benim için yapılabilecek bir şey yok.

Like something a little more serious than that.

Bundan biraz daha fazla ciddi bir şey gibi.

Tonight there's nothing more you can do.

Bu gece daha fazla yapabileceğin bir şey yok.

Click to see more example sentences
more ziyade

Well, it's not a job, it's more like an adventure.

Bu bir değil. Daha ziyade bir serüven.

No, more like a trap.

Daha ziyade bir tuzak.

Well, I'm more of a Peyton Manning.

Ben daha ziyade Peyton Manning gibiyim.

Click to see more example sentences
more daha ziyade

Well, it's not a job, it's more like an adventure.

Bu bir değil. Daha ziyade bir serüven.

The other guy was more of a player.

Diğer adam ise daha ziyade bir oyuncuydu.

I think this hobby would be more beneficial for you than me, Frank.

Bence bu hobi benden ziyade sana daha yararlı olur Frank.

Click to see more example sentences
more bir kat fazla

Only a thousand times more powerful.

Bin kat daha fazla etkili bir şey.

Astonishingly, your app received ten times more downloads than any other team's.

İlginç bir şekilde, uygulamanız diğer takımlarınkilerden on kat daha fazla indirildi.