mustn't

And, please, this is crucial. You mustn't betray the confidentiality of this dialogue.

Ve, lütfen bu çok önemli bu diyaloğun gizliliğine ihanet etmemelisiniz.

Sota, whatever happens you mustn't hate people, or hold grudges against them.

Sota, ne olursa olsun insanlardan nefret etmemelisin ya da onlara karşı kin duymamalısın.

You mustn't sacrifice yourself for me.

Benim için kendini feda etmemelisin.

Yes, but we mustn't waste time! a superior brain

Evet ama zaman harcamamalıyız. olağanüstü bir beyin

So you mustn't worry about me, sir.

Bu yüzden beni merak etmeyin, efendim.

My dear, you mustn't take it so seriously.

Canım, bu kadar da ciddiye alma bunu.

He mustn't know I'm a better actor.

Daha iyi bir aktör olduğumu bilmemeli.

You mustn't tell him because then it could get worse.

Ona söylememelisin çünkü o zaman daha da kötüye gidebilir.

And you mustn't either.

Ve sen de söylememelisin.

Well, then he must stay with us, mustn't he, Samuel?

O zaman bizimle kalmalı, öyle değil mi Samuel?