o'clock

Yeah, I know it's Friday, but it's one o'clock in the afternoon.

Bugün cuma olduğunu biliyorum, ama saat öğleden sonra bir daha.

I want a jet and a bus to the airport by ten o'clock tonight.

Bu gece saat onda bir jet ve havaalanına gitmek için bir otobüs istiyorum.

It's two o'clock in the afternoon, must be very short days here.

Öğleden sonra saat iki şu anda, günler çok kısa olmalı.

Oh, by the way, dinner at my house tomorrow night, six o'clock.

Bu arada yarın akşam altıda benim evde akşam yemeği var.

Excuse me, sir, but, well, it's seven o'clock, sir.

Affedersiniz, efendim, ama, şey, saat yedi oldu.

You mean like around four o'clock in the afternoon?

Yani öğleden sonra saat dört civarı gibi mi?

You said you'd be here at three o'clock and now it's four.

Saat üçte burada olacağını söylemiştin ve şu an saat dört.

Two o'clock tomorrow my friend will meet you there.

Yarın saat ikide arkadaşım seninle orada buluşacak.

Uh, I got a strong signal at ten o'clock.

Ah, saat on yönünde kuvvetli bir sinyal aldım.

It's six o'clock and this is a search warrant.

Polis! Saat altı ve bu da arama izni.