English-Turkish translations for offer:

teklif · teklif etmek · önermek · sunmak · ikram etmek · vermek · bildirmek · öneri · fırsat · bulunmak · sağlamak · adak · adamak · fiyat teklifi · arz · ücretsiz · göstermek · sunma · bağışlamak · indirim · other translations

offer teklif

Oh, I appreciate the offer, but Arthur is gone and there's nothing I can do about it.

Teklif için teşekkür ederim ama Arthur öldü ve bu konuda yapabileceğim bir şey yok.

I just got a better offer.

Çok daha iyi bir teklif aldım.

People still offer them big money for it.

Bunun için hâlâ büyük para teklif ediyorlar.

Click to see more example sentences
offer teklif etmek

I wanted to thank you for your offer, but I've decided to accept another job.

Teklifin için teşekkür etmek istedim, ama ben diğer işi kabul etmeye karar verdim.

He has everything to offer me.

Bana her şeyi teklif etti

He offered you money?

Sana para teklif etti?

Click to see more example sentences
offer önermek

Ralph Lauren called, again, and they offered me more money.

Ralph Lauren tekrar aradı, ve bana daha çok para önerdi.

Number Two offered you a deal, didn't he?

İki Numara sana bir anlaşma önerdi, değil mi?

But instead he offered her some wine.

Ama onun yerine ona şarap önerdi.

Click to see more example sentences
offer sunmak

And now, ladies and gentlemen a magnificent surprise offered by the Grand Hotel.

Ve şimdi bayanlar ve baylar Grand Otel tarafından sunulan muhteşem bir sürpriz.

Harry made me a good offer.

Harry bana iyi bir teklif sundu.

If you have nothing else to offer,

Size sunmak için başka bir şey varsa,

Click to see more example sentences
offer ikram etmek

Can I offer you something, 'cause we have everything?

Size bir şey ikram edebilir miyim? Çünkü her şeyimiz var.

Won't you even offer me a drink?

Bana bir içki ikram etmeyecek misin?

May I offer you some tea, captain?

Size çay ikram edebilir miyim kaptan?

Click to see more example sentences
offer vermek

I appreciate the offer, but actually your mother already gave me the money.

Teklif için çok sağ ol ama aslında annen bana parayı verdi bile.

Union Pacific offered me a job, and they gave it to someone else.

Union Pacific bana bir teklif etti ama sonra başka birine verdi.

What can a guy like this possibly offer someone like Bob Dixon?

Bunun gibi biri Bob Dixon gibi birine ne verebilir ki?

Click to see more example sentences
offer bildirmek

I appreciate the offer, but actually your mother already gave me the money.

Teklif için çok sağ ol ama aslında annen bana parayı verdi bile.

He didn't even offer you a job?

Sana bir bile teklif etmedi mi?

I thought he'd want to know that Metropolis University offered me a scholarship.

Bilmek ister diye düşündüm: Metropolis Üniversitesi bana burs teklif etti.

Click to see more example sentences
offer öneri

Of course not. It's just a peace offering, a way to begin the conversation.

Tabi ki de öyle değil, bu sadece barış önerisi konuşmaya başlamak için bir yol.

It's really quite an offer.

Bu oldukça iyi bir öneri.

That is some offer, but, No.

Bu çok çekici bir öneri ama hayır.

Click to see more example sentences
offer fırsat

I came to offer you a new opportunity.

Buraya sana yeni bir fırsat sunmaya geldim.

We're offering them a great opportunity.

Onlara harika bir fırsat sunuyoruz.

Yes, and I'm offering you just that chance.

Evet, ben de sana bu fırsatı sunuyorum.

Click to see more example sentences
offer bulunmak

In return, I offer you something of great value, something you'll find very attractive.

Karşılığında size çok değerli bir şey öneriyorum. Çok çekici bulacağınız bir şey.

I think you'll find it's a very generous offer.

Sanırım bunu çok cömert bir teklif olarak bulacaksın.

May I offer a crazy suggestion right now?

Ben hemen çılgın bir öneride bulunabilir miyim?

Click to see more example sentences
offer sağlamak

And like an island it offers shelter, not for the flying fish, but for their eggs.

Ve bir ada gibi barınak sağlıyor ancak uçan balıklar için değil, yumurtaları için.

But this antidote offers protection for a few years

Ama bu panzehir birkaç yıl korunma sağlıyor.

It's just that these little chairs offer so little lumbar support.

Sadece bu küçük sandalyeler çok az bel desteği sağlıyor.

Click to see more example sentences
offer adak

I've brought an offering

Sana bir adak getirdim.

Lend me the courage of our forefathers and accept this wine as an offering.

Bana cesaret ver atalarım gibi ve bu şarabı adak olarak kabul et.

Get some incense for sacrificial offerings.

Kurbanlara adak için biraz tütsü getir.

Click to see more example sentences
offer adamak

That's a very kind offer, Mr. Kirby, but I'm a very, very busy man.

Bu çok nazik bir teklif Bay Kirby, ama ben çok meşgul bir adamım.

And like an island it offers shelter, not for the flying fish, but for their eggs.

Ve bir ada gibi barınak sağlıyor ancak uçan balıklar için değil, yumurtaları için.

Mr. Kessler thank you for the wonderful offer but Borowiecki is a bigger man in Lodz than you are.

Bay Kessler harika teklifiniz için teşekkür ederim ama Borowiecki, Lodz'da sizden daha büyük bir adamdır.

Click to see more example sentences
offer fiyat teklifi

This is the man who offered such a high price for you.

Senin için çok yüksek bir fiyat teklif eden adam bu.

He offers a premium product for a great price.

Kaliteli bir mal için harika bir fiyat teklif ediyor.

TVA has offered you a fair price and a new place just as good.

TVK size makul bir fiyat ve güzel bir yer teklif etti.

offer arz

Like a mini public offering.

Küçük bir şekilde halka arz gibi.

Let's organize a public offering.

Bir halka arz organize edelim.

Initial public offerings are always risky, dude.

Halka arz her zaman risklidir, ahbap.

offer ücretsiz

Sir, USC Bank is offering you a free credit card.

Efendim, USC Bankası size ücretsiz bir kredi kartı sunuyor.

Walter and Silvia offered to padrino the DJ.

Walter ve Silvia müzisyenin ücretini ödemeyi önerdi.

Our opticians will offer a free revision.

Bizim arkadaşlar ücretsiz bir tanıtım sunacak.

offer göstermek

Only Russia and England offered impressive resistance.

Sadece Rusya ve İngiltere etkili bir direniş gösteriyordu.

These pools offer another glimpse of the Sahara's past.

Bu havuzlar Sahra'nın geçmişini başka bir açıdan gösteriyor.

offer sunma

I came to offer you a new opportunity.

Buraya sana yeni bir fırsat sunmaya geldim.

Tried making me an offer.

Bana teklif sunmaya çalıştı.

offer bağışlamak

Anubis accepted his offer and spared his life.

Anubis, öneriyi kabul etti ve onun hayatını bağışladı.

offer indirim

Discount offer for gold and diamonds Hurry up!

Altın ve elmaslar için indirimli teklif, acele edin!