offered

Oh, I appreciate the offer, but Arthur is gone and there's nothing I can do about it.

Teklif için teşekkür ederim ama Arthur öldü ve bu konuda yapabileceğim bir şey yok.

I wanted to thank you for your offer, but I've decided to accept another job.

Teklifin için teşekkür etmek istedim, ama ben diğer işi kabul etmeye karar verdim.

And now, ladies and gentlemen a magnificent surprise offered by the Grand Hotel.

Ve şimdi bayanlar ve baylar Grand Otel tarafından sunulan muhteşem bir sürpriz.

You're not going there to offer him anything. You're going there to kill him.

Ona herhangi bir şey teklif etmek için değil, onu öldürmek için gidiyorsun.

This is about getting a young girl a good deal, a good offer.

Bu genç bir kızın iyi bir teklif ve iyi bir anlaşma alması ile ilgili.

It's a really good offer for a girl like me.

Benim gibi bir kız için çok iyi bir teklif gerçekten.

You offered to help and I appreciate that, but this is my investigation, Lance.

Yardım etmeyi teklif ettin ve bunu takdir ediyorum ama bu benim soruşturmam, Lance.

Look, I appreciate your offer, but I've got a pretty good thing going here.

Bak, teklifin için minnettarım ama burada gayet güzel bir işim var.

Then it's a good thing that I'm not here to offer you money.

O zaman bu güzel bir şey. Buraya size para teklif etmek için gelmedim.

I want to help, and, uh, don't worry, I'm not here to offer money.

Yardım etmek istiyorum, ve merak etme, buraya para teklif etmek için gelmedim.