English-Turkish translations for only:

sadece, sade · tek · bir tek · ama · yalnız, yalnızca · daha · ancak, anca · fakat · keşke · başlı başına · tam · biricik · eşsiz · bundan başka · sırf · yegane · other translations

only sadece, sade

Yeah. Not only that, this is what she said to me;

Evet, sadece bu değil, bana ne dedi biliyor musun?

I only want what's best for this place.

Ben sadece burası için en iyisini istiyorum.

It's only a dead guy.

Sadece ölü bir adam bu.

Click to see more example sentences
only tek

And so I wanted to do something young and crazy. And you're the only one I wanted to do it with.

Ve bu yüzden, genç ve çılgınca bir şey yapmak istedim, bunu yapmak istediğim tek kişi de sensin.

Well he's not my only friend.

O benim tek arkadaşım değil ki.

It's not my way, it's the only way.

Bu benim yolum değil, tek yol bu.

Click to see more example sentences
only bir tek

And so I wanted to do something young and crazy. And you're the only one I wanted to do it with.

Ve bu yüzden, genç ve çılgınca bir şey yapmak istedim, bunu yapmak istediğim tek kişi de sensin.

There's only one thing we can do.

Sanırım yapabileceğimiz tek bir şey var.

No, I only get one life.

Hayır, tek bir hayatım var.

Click to see more example sentences
only ama

Only a little thing to you, but a great thing to me.

Sizin için küçük bir şey, ama benim için büyük bir şey

I tried everything to make her happy, but she only wanted David.

Onu mutlu etmek için her şeyi denedim ama o sadece David'i istedi.

There's only one boss here, and that's me.

Ama burada sadece tek bir patron var.

Click to see more example sentences
only yalnız, yalnızca

Yes, but I only go for a night or two at a time, and I always come back.

Ben yalnızca bir ve ya iki gece için gidiyorum.. hem her zaman da geri geliyorum.

Remember, you only have one mother.

Unutmayın, yalnızca bir tane anneniz var.

I'm sure it's little consolation, but you're not the only one who got taken, Miss Gunn.

Eminim bu küçük bir teselli, ama yalnız sen değilsin kim alındı, Bayan Gunn.

Click to see more example sentences
only daha

But it's only gonna last for one more day.

Ama bu sadece bir gün daha sürecek.

My God, she is only a child.

Aman Tanrım, daha bir çocuk bu!

Only three days ago.

Daha üç gün önce almış.

Click to see more example sentences
only ancak, anca

You know you're the only one for me now.

Şu anda benim için bir tek sen varsın, biliyorsun.

Even then I only thought of you.

O anda bile bir tek seni düşündüm.

That only means one thing!

Bunun tek anlamı var!

Click to see more example sentences
only fakat

But I'm not the only one.

Fakat bir tek ben değilim.

Yeah, but I've only got one shot left.

Evet, fakat sadece tek atış hakkım var.

But we only have two weeks.

Fakat yalnızca iki haftamız var.

Click to see more example sentences
only keşke

I only wish this were a better time to talk.

Keşke konuşmak için daha iyi bir zaman olsaydı.

God, if it were only that easy.

Tanrım, keşke bu kadar kolay olsaydı.

But if only Charles had been honest with me.

Fakat, Charles keşke bana karşı dürüst olsaydı.

Click to see more example sentences
only başlı başına

Wasn't the only thing that happened that year.

O yıl başıma gelen tek şey bu değildi.

Because you only work alone.

Çünkü sen tek başına çalışırsın.

This could only happen to you.

Bu sadece senin başına gelebilir.

Click to see more example sentences
only tam

We'll probably never know exactly what happened, and probably the best thing, really the only thing, is for us to just move forward.

Muhtemelen asla tam olarak ne olduğunu bilemeyeceğiz, ve muhtemelen en iyi şey, gerçekten tek şey, biz sadece ileriye taşımalıyız.

This right there that's only the beginning.

İşte tam burada Bu sadece başlangıç.

There's only one computer logging in to that account at the moment, and it's right here in New York.

Şu an için o hesaba giren sadece tek bir bilgisayar var ve o da tam burada, New York'ta.

Click to see more example sentences
only biricik

She's still your one and only daughter.

O hala senin tek ve biricik kızın.

He was my only brother, doctor.

O benim biricik kardeşimdi, doktor.

My only child was murdered.

Benim biricik çocuğum öldürüldü.

Click to see more example sentences
only eşsiz

For each person, there is only one perfect mate.

Hayır! Her insan için sadece bir mükemmel vardır.

Sweetie, you're not only my soul mate.

Tatlım, benim yalnızca ruh eşim değilsin.

I'm not the only soldier's wife, I know that.

Sadece bir asker eşi değilim bunu biliyorum.

Click to see more example sentences
only bundan başka

only this, and nothing more.

Sadece bu, başka bir şey yok.

I have no other choice, this is my only choice

Başka bir seçeneğim yok. Bu benim tek seçeneğim.

Only one other thing could cause this.

Başka sadece bir tek şey buna sebep olabilir.

Click to see more example sentences
only sırf

But only for you.

Ama sırf senin için.

Only for you, b.

Sırf senin için, B.

Tomorrow's party is only for you.

Yarınki parti sırf senin için.

Click to see more example sentences
only yegane

Lord knows it's his only chance.

Tanrı biliyor ki bu onun yegane şansı.

These little animals are my only friends, inspector.

Bu küçük hayvanlar benim yegane dostlarım, komiser.

That's the only truth, right?

Yegane gerçek, değil mi?

Click to see more example sentences