English-Turkish translations for own:

kendinin, kendi · kendi başına · sahip olmak · öz · özel · kabullenmek · doğrulamak · kabul etmek · teslim etmek · other translations

own kendinin, kendi

This thing is more important to you Than your own son?

Bu şey, senin için kendi oğlundan daha önemli?

Then he did that on his own.

O zaman bunu kendi başına yaptı.

Even if it's for his own good?

Kendi iyiliği için olsa bile mi?

Click to see more example sentences
own kendi başına

Don't do anything like this again on your own, okay?

Bir daha sakın kendi başına böyle bir şey yapma, tamam mı?

Don't do anything on your own.

Kendi başına bir şey yapma.

You really made this on your own?

Gerçekten bunu kendi başına yaptın?

Click to see more example sentences
own sahip olmak

Yeah well it might be nice to own a house.

Şey, belki bir ev sahibi olmak hoş olabilir.

It's everything I own.

Sahip olduğum her şey bu.

It's the only white dress I own.

Sahip olduğum tek beyaz elbise bu.

Click to see more example sentences
own öz

Mean, knew he was bad, but never thought his own daughter.

Yani onun kötü bir adam olduğunu biliyordum ama hiç Kendi öz kızı

Even though it's my own son.

O benim öz oğlum olsa da.

Frankie: no, it's just, I mean, he's practically like your own son.

Hayır, sadece demek istediğim, o senin kendi öz oğlun gibi.

Click to see more example sentences
own özel

Life is hard in this country especially for a woman on her own.

Bu ülkede hayat çok zor özellikle tek başına bir kadın için.

Well, then consider me your own personal bomb squad.

O zaman beni, kendi özel bomba imha ekibin olarak düşün.

As long as he has a yacht, a private railroad car and his own toothpaste.

Bir yatı, özel bir demiryolu vagonu ve kendi diş macunu olduğu sürece.

Click to see more example sentences
own kabullenmek

This guy's immune system doesn't recognize his own sperm.

Bu adamın bağışıklık sistemi kendi spermini kabul etmiyor.

Meanwhile, mouse and Sebastian were dealing with their own disappointments.

Bu arada, Mouse ve Sebastian hayal kırıklıklarını kabullenmeye çalışıyorlardı.

own doğrulamak

That's just liberal propaganda to justify your own depravity, Jim.

Bu kendi sapıklığını doğrulamak için liberal bir propaganda Jim.

Your own wife is willing to authenticate this list.

Bu listeyi doğrulamak için kendi karın gönüllü.

own kabul etmek

This guy's immune system doesn't recognize his own sperm.

Bu adamın bağışıklık sistemi kendi spermini kabul etmiyor.

own teslim etmek

And Eric has surrendered his own father to Aella.

Ve Eric kendi öz babasını Aella'ya teslim etti.