English-Turkish translations for part:

parçalı, parça · kısımı, kısım · bölüm · rol · yarı · taraf · yan · kısmen · yer · yedek parça · görev · ayırmak, ayrılmak · bölge · parti · pay · bölmek · köşe · other translations

part parçalı, parça

I know what you and your friends are doing, and I want to be a part of it.

Sen ve arkadaşlarının ne yaptığını biliyorum ben de bu işin bir parçası olmak istiyorum.

But you could be a part of this too.

Ama sen de bunun bir parçası olabilirsin.

He's not a part of this.

O bunun bir parçası değil.

Click to see more example sentences
part kısımı, kısım

I know marriage is new to you but coming home every night is a big part of it.

Biliyorum, evlilik senin için yeni ama her gece eve gelmek evliliğin önemli bir kısmı.

But I'm not so sure about that last part.

Ama bu son kısımdan o kadar emin değilim.

That's the best part about being alive.

Bu hayatta olmanın en güzel kısmı.

Click to see more example sentences
part bölüm

Do you have a part for me, too?

Benim için de bir bölüm var mı?

I think that's the hard part.

Sanırım, en zor bölümü bu.

At least the first part.

En azından ilk bölümünü.

Click to see more example sentences
part rol

The important thing is, it's got the perfect part for you.

Önemli olan şey, senin için mükemmel bir rol var.

Wow, that's a great part for you.

Vay, senin için harika bir rol.

So this is your big part.

Bu senin en büyük rolün.

Click to see more example sentences
part yarı

This man is Mr. Charles Lester, former business contact of Wu Ling and part-time opium addict.

Bu adam, Bay Charles Lester. Wu Ling'in eski arkadaşlarından biri ve yarı zamanlı afyon bağımlısı.

We're part human, right?

Biz yarı insanız, değil mi?

So You're a part-time janitor, a part-time karate instructor and full-time?

Demek yarı zamanlı kapıcısın, yarı zamanlı karate hocasısın ve tam zamanlı?

Click to see more example sentences
part taraf

But hey, the news is not all bad for me, not all bad, you want to know the good part?

Hey, haberler benim için çok da kötü değil çok kötü değil iyi tarafı ne bilmek ister misiniz?

That's the good part, right?

İyi tarafı bu, değil mi?

Yeah, well that's the bad part of it.

İşte bu da kötü tarafı bu işin.

Click to see more example sentences
part yan

It's perfect you know what is the best part?

Mükemmel. En iyi yanı ne biliyor musun?

And now he's here? You know what the worst part is?

Ve şimdi burada. ve en kötü yanı ne biliyol musun?

Yeah, but that's supposed to be the exciting part, isn't it?

Evet ama bunun heyecan verici yanı da bu, değil mi?

Click to see more example sentences
part kısmen

It's a good thing I'm part fish.

Bu iyi bir şey. Kısmen balığım.

That's partly true, but there's something else.

Bu kısmen doğru ama bir şey daha var.

And that's why I feel your family is partly mine.

Bu yüzden senin ailen kısmen benim de sayılır

Click to see more example sentences
part yer

I'm not a part of this place anymore.

Ben artık bu yerin bir parçası değilim.

It'd be nice to live somewhere that's actually a part of this planet.

Gerçekten bu gezegenin bir parçası olan bir yerde yaşamak güzel olurdu.

But my favorite part is

Ama benim en sevdiğim yeri

Click to see more example sentences
part yedek parça

My dad thinks I'm selfish, so I want to steal him some spare parts for his birthday.

Babam bencil olduğumu düşünüyor bu yüzden ona, doğum günü için yedek parça çalmak istiyorum.

Uh, the charter company, aircraft manufacturer, parts manufacturers, the pilot, of course.

Uçak kiralama şirketi, uçak imalatçısı yedek parça imalatçısı, elbette pilot.

Expensive insurance, and no spare parts.

Pahalı sigorta ve yedek parça yok.

Click to see more example sentences
part görev

Thank you for being a part of this mission.

Bu görevin bir parçası olduğun için sağ ol.

You are part of the mission.

Sen bu görevin bir parçasısın.

And being a part of this cosmic balance, was the duty, and wish of every Egyptian.

Ve kozmik dengenin bir parçası olmak bir görev ve her Mısırlının bir arzusuydu.

Click to see more example sentences
part ayırmak, ayrılmak

The plane broke into three parts but only two people dead.

Uçak üç parçaya ayrıldı ama sadece iki kişi öldü.

That night after you after we parted,

Senden sonra o gece, biz ayrıldıktan sonra

And then he parted it.

Ve o bunu ikiye ayırdı.

Click to see more example sentences
part bölge

In fact, in some parts, polar bears eat almost nothing else.

Hatta bazı bölgelerde, kutup ayıları neredeyse başka hiçbir şey yemiyor.

Life goes on, and the Zone becomes an integrated part of Copenhagen.

Hayat devam eder ve "Bölge" Kopenhag'ın bir parçası haline gelir.

A woman in that part of Cairo, a European woman.

Kahire'nin o bölgesinde bir kadın, Avrupalı bir kadın.

Click to see more example sentences
part parti

And the best part, my friend it's gonna be a surprise bachelor party.

Ve en iyi kısmı arkadaşım bu sürpriz bir bekarlığa veda partisi olacak.

No, but that's the interesting part.

Yok ama işin ilginç kısmı o parti.

It's part of Vincent's pharaoh-palooza event.

Vincent'ın düzenlediği Firavun Partisi'nin bir parçası.

Click to see more example sentences
part pay

Sharing everything is part of that, isn't it?

Her şeyi paylaşmak da bunun bir parçası değil mi?

It's my part only.

Sadece benim payım bu.

I'm sorry, Christine, but maybe it's partly you.

Özür dilerim, Christine, ama senin de payın vardır.

Click to see more example sentences
part bölmek

No, this is just part of your plan to divide and conquer.

Hayır, bu sadece senin bölmek ve ele geçirmek için yaptığın plan.

part köşe

Part of my job as society columnist Mudslinging rumor-monger. is to maintain an active social life.

Sosyete köşe yazarı olarak işimin bir parçası rakiplerine çamur atmak. aktif bir sosyal hayat sürdürmek.