English-Turkish translations for party:

parti · davet · eğlence · taraf · ekip · grup · birlik · toplantı · şahıs · partili · ortak · alem · yan · hissedar · şölen · other translations

party parti

Just tell us exactly what happened that night After the party.

Sadece partiden sonra o gece tam olarak ne olduğunu anlat.

This is the best party ever!

Bu gördüğüm en iyi parti!

What a strange place for a party.

Parti için ne kadar tuhaf bir yer böyle.

Click to see more example sentences
party davet

He asked her to a party. Oh, my God, are you okay?

Onu bir partiye davet etti, aman Tanrım, sen iyi misin?

Good, 'cause I'd like to invite you to a party.

Güzel, çünkü seni bir partiye davet etmek istiyorum.

Your son invited me to his birthday party tonight.

Oğlun beni doğum günü partisine davet etti.

Click to see more example sentences
party eğlence

This is all a big party for you Okay. but not for me.

Sana göre bu bir eğlence, ama benim için öyle değil.

This isn't a "party" party.

Bu bir eğlence partisi değil.

Four minutes to go and then party time.

Dört dakika kaldı ve sonra eğlence zamanı.

Click to see more example sentences
party taraf

Party for two, right this way, please.

İki kişilik parti, bu taraftan lütfen.

He is pure fiction, created by the Party.

O, Parti tarafından yaratılmış saf bir kurgu.

Got a little bachelorette party going on over there.

Şu taraftaki küçük bir bekârlığa veda partisi var.

Click to see more example sentences
party ekip

What about a search party?

Peki ya bir arama ekibi?

Honey, there are search parties everywhere.

Hayatım, her yerde arama ekipleri var.

Scotty and the search party.

Scotty ve arama ekibi.

Click to see more example sentences
party grup

So we found this band and these people, and we just had a party!

Biz de bu grubu bulduk ve bu insanları ve küçük bir parti veriyorduk!

A third party.

Üçüncü bir grup.

Peterson party, please report to door number nine.

Peterson grubu, lütfen dokuz numaralı kapıya rapor verin.

Click to see more example sentences
party birlik

that's the guy he's with. sorry, this isn't a costume party.

Birlikte olduğu adam bu. Üzgünüm, bu bir maskeli balo değil.

By the way you are always seen together, at pubs, discs, parties, everywhere.

Bu arada her zaman birlikte görülüyorsunuz barlarda, diskolarda, partilerde, her yerde.

Solidarity, the Greens, the Liberals and the Freedom Party.

Birlik Partisi, Yeşiller, Liberaller ve Özgürlük Partisi.

Click to see more example sentences
party toplantı

It's not a meeting, it's a party.

Bir toplantı değil bu, bir parti.

Anyway, our cupcake business has a very important meeting tomorrow with Paul Platt, the party planner.

Her neyse, yarın kek işimiz için parti organizatörü Paul Platt ile çok önemli bir toplantı yapacağız.

Why? is it a private party?

Neden? Özel bir toplantı mı?

Click to see more example sentences
party şahıs

So the third-party pea is a man, and that man has asked me out for dinner.

Yani, bu üçüncü şahıs bezelye bir erkek ve bu erkek bana bir yemek teklif etti.

The Portland PD database was hacked by a third party server.

Portland Polisi veri tabanına üçüncü bir şahıs tarafından sızılmış.

Two third parties.

İki üçüncü şahıs.

Click to see more example sentences
party partili

General Motors, the Pentagon, the two-party system and the whole shebang.

General Motors, Pentagon, iki partili sistem ve tüm atölyeler.

They allow "partied,"P-A-R-T-l-E-D and" parties,"P-A-R-T-l-E-S but no" partier.

Partili"yi geçerli saymışlar. P A-R-T-İ-L-İ. Keza "partiler"i de.

The two-party system is crucial to the whole operation.

İki partili sistem, bütün operasyon için kritik bir nokta.

party ortak

We'll form a 'Bhartiya Joint Party'.

Biz bir "Bhartiya ortak parti." Formu

North and South Korea to form a joint-excavation party

Kuzey ve Güney Kore ortak bir kazı grubu kurdu.

Kim hosted a cocktail party last night For the partners.

Kim, dün gece "ortakları için" kokteyl partisi düzenledi.

party alem

I don't want carousing, I want a party.

Ben alem yapmak istemiyorum ki, parti istiyorum.

Revel, carouse, party.

Alem, atlıkarınca, parti.

party yan

Mrs. Flammenbaum next door invited me to a surprise keg party.

Yan komşum Bayan Flammenbaum sürpriz bir fıçı partisine çağırdı beni.

There's an all-night party beside a river.

Bir nehrin yanında gece boyu bir parti olur.

party hissedar

We need a new venue for the shareholders' party, and it cannot be a boat.

Hissedarlar partisi için yeni bir mekâna ihtiyacımız var ve bu bir tekne olamaz.

party şölen

Oh, the long-expected party.

Oh Ne zamandır beklenen şölen.