English-Turkish translations for pay:

paralı · ödemek · ödeme · para vermek · etmek · bedel · ücret · maaşlı, maaş · ücretli · verme · karşılığını vermek · ödetmek · karşılık · değmek · other translations

We also found translations for word pay in Turkish.

pay paralı

The only difference is she doesn't hate me anymore because i'm paying her really, really well.

Tek farkı artık benden nefret etmiyor çünkü, gerçekten ama gerçekten iyi para veriyorum.

I have no money but I'll pay you later.

Şimdi param yok ama daha sonra ödeyeceğim.

Just pay up and let her leave.

Sadece parasını öde ve bırak gitsin.

Click to see more example sentences
pay ödemek

That's why your dad and I always pay cash, and we never buy anything new.

Bu yüzden baban ve ben her zaman nakit öderiz ve hiç yeni bir şey almayız.

Then you pay it.

O zaman sen öde.

It's an emergency. We'll pay later.

Acil bir durum, sonra öderiz.

Click to see more example sentences
pay ödeme

He is a good man and I pay him well, too.

İyi bir adam ve bende ona iyi ödeme yaptım.

The two of them come in every Friday, always pay cash.

İkisi de gelmek her Cuma, her zaman nakit ödeme.

The Sheriff will pay for you.

Şerif sizin için ödeme yapacak.

Click to see more example sentences
pay para vermek

This lady is going to pay me some money, so I'm very happy.

Bu bayan bana bir miktar para verecek, bu yüzden çok mutluyum.

People pay good money for that, do they?

İnsanlar bunun için iyi para verirler, değil mi?

I'd pay money to see that.

Bunu görmek için para veririm.

Click to see more example sentences
pay etmek

The only difference is she doesn't hate me anymore because i'm paying her really, really well.

Tek farkı artık benden nefret etmiyor çünkü, gerçekten ama gerçekten iyi para veriyorum.

Hurry up and pay.

Acele et ve öde.

Go pay him a visit.

Git onu bir ziyaret et.

Click to see more example sentences
pay bedel

But the thing is, I made a mistake, and now I'm paying for it.

Fakat bu, Ben bir hata yaptım, ve şimdi bunun bedelini ödüyorum.

It's a small price to pay for something so valuable.

Güzel bir şey için ödenecek ufak bir bedel.

It's a small price to pay.

Bu sadece küçük bir bedel.

Click to see more example sentences
pay ücret

Just working in a restaurant, but it's decent pay, and there's health insurance for me and the baby.

Bir restoranda çalışıyorum, ama makul bir ücreti var, ve benim ve bebek için sağlık sigortası var.

Maybe she should pay you.

Belki de o sana ücret ödemeli.

He's paying the rate, and he's apparently a big deal.

Adam ücretini ödüyor, ve görünüşe göre bu önemli bir iş.

Click to see more example sentences
pay maaşlı, maaş

But you're gonna double my salary and you're gonna pay for my car.

Ama sen kalacaksın benim maaş çift ve ödeme yapacağız benim araba için.

Like I said, the pay ain't great.

Dediğim gibi maaş çok iyi değil.

And the pay.

Bir de maaş.

Click to see more example sentences
pay ücretli

This is a pay phone.

Bu ücretli bir telefon.

There's a pay phone over here.

Orada ücretli bir telefon var.

Is this a paying job?

Bu ücretli bir mi?

Click to see more example sentences
pay verme

Whatever you do, don't pay him.

Ne olursa olsun, ona para verme.

You just agreed to pay him two million dollars.

Az önce ona iki milyon dolar vermeyi kabul ettin.

pay karşılığını vermek

Sometimes patience pays off.

Bazen sabır karşılığını verir.

Those dance classes are paying off.

Bu dans dersleri karşılığını veriyor.

pay ödetmek

Mark was a liar and a thief and I made him pay.

Mark bir yalancı ve hırsızdı ve ben de ona bunu ödettim.

Now that I'm going to pay!

Şimdi ben sana bunu ödeteceğim!

pay karşılık

But technically it will still pay off.

Ama teknik olarak yine de karşılığı olacak.

pay değmek

Is that a price worth paying?

Ödemeye değer bir bedel mi?