English-Turkish translations for person:

kişi · insan · kişilik · adam · bizzat · yüze · şahıs · karakter · ada · adam kişi · can · şahsiyet · kimse · birey · tip · vücut · beden · fert · other translations

person kişi

But I won't, because there's at least one person who wants me here and that's good enough for me.

Ama gitmem, çünkü burada beni isteyen en azından bir kişi var ve bu benim için yeterli.

Oh, what is this, a personal matter between you two?

Ne bu, ikiniz arasındaki kişisel bir mesele mi?

It's a very, very personal story.

Çok, çok kişisel bir hikaye.

Click to see more example sentences
person insan

She said, "There are good people and bad people in this world and a very bad person did this to your father.

Bu dünyada iyi insanlar ve kötü insanlar vardır, ve babana bunu çok kötü bir insan yaptı" dedi.

I know you're a good person.

İyi bir insan olduğunu biliyorum.

I think he's a nice, really nice person.

Onun gerçekten iyi bir insan olduğunu düşünüyorum.

Click to see more example sentences
person kişilik

I love her as much as I love you but she's a different person.

Onu da en az senin kadar seviyorum ama o da başka bir kişilik.

You got a great personality.

çok güzel bir kişiliğin var.

Paranoid personality disorder.

Paranoyak kişilik bozukluğu.

Click to see more example sentences
person adam

I'm just not that good a person.

Ben bu kadar iyi bir adam değilim.

Adam, you are a good priest and a good person.

Adam, sen iyi bir rahip ve iyi bir insansın.

That person is my father.

İşte o adam benim babam.

Click to see more example sentences
person bizzat

I've never seen her in person before.

Onu daha önce hiç bizzat görmemiştim.

Not in person she's a lady.

Bizzat değil, o bir hanımefendi.

Mr. Jensen wants to meet with Howard Beale personally.

Bay Jensen, Howard Beale ile bizzat görüşmek istiyor.

Click to see more example sentences
person yüze

You're a much better person than I am, so I know you'll be fine.

Sen benden daha iyi bir insansın, bu yüzden senin iyi olacağını biliyorum.

That's why it's called a personal life.

Bu yüzden ona özel hayat denir.

So don't be this person.

O yüzden bu kişi olma.

Click to see more example sentences
person şahıs

She's not a missing person.

O kayıp bir şahıs değil.

This person is important.

Bu şahıs önemli biri.

This is a missing person form.

Bu bir kayıp şahıs formu.

Click to see more example sentences
person karakter

Listen, I'm a great judge of character, and I know you're a good person.

Bak, ben karakteri büyük bir hâkimim ve senin iyi bir insan olduğunu biliyorum.

It takes a strong individual to be gay in this world, Julia, a strong personality.

Bir eşcinsel olarak bu dünyada barınmak, güçlü bir karakter gerektirir, Julia ve güçlü bir kişilik.

He had a really unique personality.

Gerçekten eşsiz bir karakteri vardı.

Click to see more example sentences
person ada

I'm still the same person, you know.

Ben hâlâ aynı adamım, biliyor musun?

Come on, man, what kind of person are you?

Haydi, adamım, ne cins bir insansın sen?

That was a person, wasn't it?

Bu bir adamdı değil mi?

Click to see more example sentences
person adam kişi

Look, he's already killed one person.

Bakın, adam zaten bir kişiyi öldürdü.

Adrian Monk is a legend in San Francisco, and on a personal note, a few years back, this man literally saved my life.

Adrian Monk San Francisco'da bir efsane. Ve kişisel bir notun üzerinde, Bir kaç sene önce bu adam gerçekten hayatımı kurtardı yazıyordu.

Unless this person had the wrong guy and children continue to die.

Tabii bu adam yanlış kişi değilse ve çocuklar ölmeye devam etmezse.

Click to see more example sentences
person can

Is it something personal, dear?

Kişisel bir şey mi, canım?

No, dear, it's not a personal call.

Hayır canım, özel bir görüşme değil.

Because she's a friendly person.

Çünkü cana yakın bir insan o.

Click to see more example sentences
person şahsiyet

There are so many people in this world. And in a world with so many personalities,

Bu dünya da bir çok insan var. ve bu dünyada pek çok şahsiyet var.

Hey, she's not a person, is she, Betty?

O bir şahsiyet değil, değil mi Betty?

Sorry to bother you, Mr. Personality.

Rahatsız ettiğim için üzgünüm, Bay Şahsiyet.

Click to see more example sentences
person kimse

Whoever this person is, they are behind everything that has happened to you.

Bu kişi her kimse başına gelen her şeyin arkasında da o var.

And that person would tell anyone anything.

Ve bu kişi kimseye bir şey söylemezdi.

No one knows we're here, unless that person is already here.

Burada olduğumuzu kimse bilmiyor. Tabii, o kişi burada değilse.

Click to see more example sentences
person birey

Would that not make me a bad person?

Bu beni kötü bir birey yapmaz mı?

But she's also a person.

Ama o ayrıca bir birey.

He is a person.

O da bir birey.

Click to see more example sentences
person tip

Yes, I am that kind of person.

Evet, ben bu tip bir insanım.

I'm not that sort of person!

Ben o tip bir insan değilim!

A completely different type of person

Tamamıyla farklı tip bir insan.

Click to see more example sentences
person vücut

The body of the person is pure, but not pure.

Bu kişi Bu kişinin vücudu temiz ama saf değil.

Come on, ruben, personality affects body chemistry.

Hadi ama Ruben, kişilik vücut kimyasını etkiler.

To use a person's body for energy is a remarkable idea.

Enerji için bir insanın vücudunun kullanılması muhteşem bir fikir.

Click to see more example sentences
person beden

Wendy. A person's body is his temple.

Wendy, bir insanın bedeni onun tapınağıdır.

A child and a killerin one person.

Bir çocuk ve bir katil. Aynı bedende.

person fert

But you're not a person.

Ama sen bir fert değilsin.

I'm just a person, just a man.

Ben de bir fert, bir insanım.