English-Turkish translations for place:

yer · yerleştirmek, yersiz · ev · etmek · mekanı, mekân · orası · yapmak · · vermek · şehir · sıra · koymak · yan · çıkarmak · tanımak · alan · bırakmak · bölge · bina · bir yere koymak · birinci · kasaba · oturtmak · meydan · kullanmak · saymak · görev · dükkan · biryer · konum · koltuk · oturacak yer · sorumluluk · kent · makam · meydana gelmek · other translations

place yer

This isn't the time or the place, but do you have something for me?

Bu yeri ve zamanı değil, Benim için bir şeyin var mı?

It's not a bad place.

Kötü bir yer değil.

This isn't a place for you.

Burası sana göre bir yer değil.

Click to see more example sentences
place yerleştirmek, yersiz

It's a really special place, and that morning I wanted to see it for myself.

Çok özel bir yerdi ve o sabah bunu kendi gözlerimle görmek istedim.

Yes, it will take your place.

Evet, o senin yerini alacak.

I have a secret place.

Gizli bir yerimiz var.

Click to see more example sentences
place ev

And you were there and you were there, and there's no place like home.

Ve sen oradaydın ve sen de oradaydın, ve ev gibisi yok.

There's a party at my place tonight.

Bu gece evimde bir parti var.

Anyway, this place is great.

Her neyse işte, ev harika.

Click to see more example sentences
place etmek

Not for revenge. not because they deserve it. not because it'll make the world a better place.

İntikam için değil, hak ettikleri için de değil. Dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için de değil.

I need a place to test it, though.

Ama bunu test etmek için bir yer lazım.

Noah has given us a chance to continue this place

Noah bu yerde devam etmek için bize bir şans verdi.

Click to see more example sentences
place mekanı, mekân

What's a pretty girl like you doing in a place like this?

Senin gibi güzel bir kız böyle bir mekanda ne yapıyor?

There's a nice place

Çok güzel bir mekan

This your place, huh?

Burası senin mekanın Ha?

Click to see more example sentences
place orası

It's a good place for good people.

Orası iyi insanlar için iyi bir yer.

But that's a terrible place, everyone says so.

Ama orası korkunç bir yer. Herkes öyle söylüyor.

I'm sorry, but that's my happy place.

Üzgünüm ama benim mutlu mekânım orası.

Click to see more example sentences
place yapmak

Now, what's a nice girl like you doing in a place like this?

Şimdi senin gibi hoş bir kız, böyle bir yerde ne yapıyor?

And when you're queen, you'll have the power to make the world a better place.

Ve kraliçe olduğunuzda, dünyanın daha iyi bir yer yapmak için güç olacak.

You're making a mistake. Am I? Your place is here.

Bir hata yapıyorsun. Öyle mi? Senin yerin burası.

Click to see more example sentences
place

So what's a nice guy like you doing in a place like this?

Senin gibi hoş bir adamın böyle bir yerde ne işi var?

Now, what's a big shot like you doing in a place like this?

Senin gibi büyük bir adamın böyle bir yerde ne işi var?

This is a place of business, right?

Burası bir yeri, değil mi?

Click to see more example sentences
place vermek

You gave me a place to live, something to live for.

Bana yaşamak için bir yer ve bir neden verdin.

A new place will give us a better chance.

Yeni bir yer, bize daha çok şans verecektir.

I met a woman who gave me a place

Bana bir yer veren bir kadınla tanıştım.

Click to see more example sentences
place şehir

It's a great town and you're a wonderful actress and it's a terrific place to study.

Orası harika bir şehir ve sen de harika bir oyuncusun. Okumak için muhteşem bir yer.

You know, Cotton this is a nice little town, a good place to set a while.

Biliyor musun Cotton bu küçük şehir çok güzel. Yaşamak için güzel bir yer.

New York is a dangerous place.

New York tehlikeli bir şehir.

Click to see more example sentences
place sıra

It's no secret that space is a dangerous place.

Uzayın tehlikeli bir yer olduğu bir sır değil.

This is no ordinary place.

Burası sıradan bir yer değil.

In second place, Marge Simpson.

İkinci sırada: Marge Simpson.

Click to see more example sentences
place koymak

I'm sorry, but put yourself in my place.

Özür dilerim. Ama kendini benim yerime koy.

Put yourself in their place.

Kendini onların yerine koy.

Put this in a safe place.

Bunu emin bir yere koy.

Click to see more example sentences
place yan

It's a special place for him, and he always brings something special to wear.

Burası onun için özel bir yer ve yanında daima giyecek özel bir şey getirir.

This place burned, didn't it?

Burası yanmış, değil mi?

Please move all flammable materials to a safe place.

Lütfen tüm yanıcı maddeleri güvenli bir yere götürün.

Click to see more example sentences
place çıkarmak

Now get out, this is no place for you.

Şimdi çık dışarı, burası senin için değil.

Shut up and leave this place.

Kapa çeneni ve çık buradan.

It's a public place, with six exits and six ways out.

Burası halka açık bir yer. Altı çıkış ve girişi var.

Click to see more example sentences
place tanımak

He knew me so well, he knew this place would be perfect.

Beni çok iyi tanıyordu ve bu yerin mükemmel olacağını biliyordu.

Look, you know this place.

Bak, sen burayı tanıyorsun.

This this place is familiar.

Bu bu yer çok tanıdık.

Click to see more example sentences
place alan

All this this whole place, everything it's gone.

Bütün bunlar bütün bu alan, her şey yok oldu.

Because the crime scene, crash site, two entirely different places, hmm?

Çünkü cinayet mahalli ve enkaz alanı tamamen farklı iki yer, hmm?

Construction site would be a convenient place to bury a body.

İnşaat alanı. Cesedi gömmek için çok uygun bir yer.

Click to see more example sentences
place bırakmak

He came by my place and left a present for you.

O benim yerime geldi ve sizin için bir hediye bıraktı.

What kind of a guy leaves a woman in a place like this?

Ne biçim bir erkek bir kadını böyle bir yerde bırakır, gider?

Please pull over and find a place to let me out.

Lütfen kenara çek ve beni bırakacak bir yer bul.

Click to see more example sentences
place bölge

It's like this place.

Aynı bu bölge gibi.

Oh, different places, different jobs, you know?

Oh, farklı bölgeler, farklı işler biliyor musun?

Other places, there were teeth marks.

Diğer bölgelerde diş izleri vardı.

Click to see more example sentences
place bina

So, uh, you got a place for me in this building, huh?

Yani, uh, benim için bu bina da yeriniz var değil mi, huh?

So, this place was attacked?

Yani bu bina saldırıya uğradı?.

As a place, a building bricks, wood, stone.

Bir yer, bir bina tuğlalar, kereste ve taş değil.

Click to see more example sentences
place bir yere koymak

So put them in a safe place. I will.

O yüzden, bunları güvenli bir yere koy.

Put this in a safe place.

Bunu emin bir yere koy.

Put 'em in a safer place.

Daha güvenli bir yere koy.

Click to see more example sentences
place birinci

little car takes first and third place!

Küçük araba birinci ve üçüncü oldu!

Zoey Bloch in first place, Nikki Fletcher in second, followed by Chantal DeGroat and Casey Carlyle.

Zoey Bloch birinci, Nikki Fletcher ikinci Chantal DeGroat üçüncü ve Casey Carlyle dördüncü.

For me, America is a first-rate place.

Benim için, Amerika birinci-sınıf bir yer.

Click to see more example sentences
place kasaba

This town, it's a nice place to live.

Bu kasaba yaşamak için güzel bir yer.

I think there's a place just outside of town!

Sanırım kasabanın hemen dışında bir yer var.

Was it such a bad place, that town?

O kasaba o kadar kötü bir yer miydi?

Click to see more example sentences
place oturtmak

It's not a good place to sit alone.

Yalnız oturmak için iyi bir yer değil.

Or, you know, a place to sit down and eat?

Ya da yemek yemek ve oturmak için yer yok mu?

Find an empty place and sit down

Boş bir yer bulun ve oturun.

Click to see more example sentences
place meydan

Doing research is a challenge in these places.

Bu yerlerde araştırma yapmak bir meydan okumadır.

But then, perhaps, a random collision takes place.

Fakat sonra belki de rastgele bir çarpışma meydana gelir.

No more Louvre, no more Place de la Concorde.

Artık ne Louvre ne de Concorde Meydanı olacak.

Click to see more example sentences
place kullanmak

Obviously, this place has been used before.

Belli ki, burası daha önce kullanılmış.

Everyone's using my place.

Herkes benim yeri kullanıyor.

You know, graduating from this place used to mean something.

Bu mezun, biliyorum bir şey demek için kullanılır yerleştirin.

Click to see more example sentences
place saymak

Not a very private place for a murder.

Cinayet için pek de özel bir yer sayılmaz.

It's not a happy place.

Mutlu bir yer sayılmaz.

And it's not exactly your kind of place.

Ve burası senin tarzın bir yer sayılmaz.

Click to see more example sentences
place görev

But my next mission is in a much better place.

Ama bir sonraki görevim daha iyi bir yerde.

It's not your place, Paul.

Bu senin görevin değil Paul.

Everyone has a place and a purpose.

Herkesin bir yeri ve bir görevi vardı.

Click to see more example sentences
place dükkan

I need the number of a gift store place, "Gift" something?

Bir hediye dükkanı numarası lazım, adında "hediye" olan bir dükkan?

Son, I love wildlife, but is a store the best place for it?

Evlat, vahşi yaşamı severim ama bu dükkan bu için en iyi yer mi?

That place is a little shop of inadequacy complexes.

Orası yetersizlik kompleksleri olan küçük bir dükkan.

place biryer

A beautiful lush place called Marklar!

Marklar adında güzel bereketli biryer.! Yeah!

Outback's a dangerous place.

Taşra çok tehlikeli biryer.

place konum

Position, dignity, a place in life.

Konum, itibar, hayatta bir yer.

Location, place, human environmental interactions, movement, and regions.

Konum, mekan, insan ve çevre etkileşimleri, hareketlilik ve bölgeler.

place koltuk

Strange place for a chair.

Bir koltuk için garip bir yer.

In third place, Larry Schwartzman, poker's bad boy.

Üçüncü koltukta, Larry Schwartzman, poker'in kötü çocuğu

place oturacak yer

But if you're really just looking for a place to sit, then, fine.

Ama, eğer sadece oturacak bir yer arıyorsan, o zaman, tamam.

There's no place to sit down.

Oturacak hiç bir yer yok.

place sorumluluk

Strange place, new responsibilities.

Farklı bir yer, yeni sorumluluklar.

place kent

Jonathan Kent, you have no place in this conversation.

Jonathan Kent, bu konuşmada yerin yok senin.

place makam

G.D.D., highly placed.

GDD, yüksek makamlar.

place meydana gelmek

A massive explosion has taken place in Incirlik, Turkey.

Türkiye İncirlik'te büyük bir patlama meydana geldi.