English-Turkish translations for play:

oynamak, oynayan · oyun · çalmak · oynama · yapmak · etmek · çalma · şaka · eğlence · gösteri · rol yapmak · tiyatro · canlandırmak · kumar · tutmak · ilgi · hareket · kumar oynamak · tiyatro oyunu · eğlenmek · davranış · sahne oyunu · piyes · oynaş · dinletmek · other translations

play oynamak, oynayan

In fact, I think this is a friendly message, kind of like, "hey, want to play?" And, yes, I want to play.

Aslında, sanırım bu çok dostça bir mesaj sanki "hey, oynamak ister misin?" der gibi. ve, evet, oynamak istiyorum.

Sorry, Sheldon, it's just not a good time for playing games.

Kusura bakma Sheldon, oyun oynamak için iyi bir zaman değil.

Come and play.

Gel de oyna.

Click to see more example sentences
play oyun

They both played the game and then they died, so obviously the video game killed them, right?

İkisi de oyunu oynadı ve sonra öldüler, yani apaçık ortada ki onları oyun öldürdü, değil mi?

Let's play another game.

Hadi başka bir oyun oynayalım.

Want to play one last game?

Son bir oyun oynayalım mı?

Click to see more example sentences
play çalmak

And the guy was playing really, really, really great music.

Ve adam gerçekten gerçekten çok iyi müzik çalıyordu

Come, play for me.

Haydi benim için çal.

That woman, Rachel? She plays piano.

O kadın, Rachel, piyano çalıyor.

Click to see more example sentences
play oynama

I'm not your daddy or your boyfriend so don't play games with me.

Ben senin baban ya da erkek arkadaşın değilim o yüzden benimle oyun oynama.

Come on, stop playing around.

Hadi ama kes oyun oynamayı.

You guys keep playing around.

Siz oynamaya devam edin.

Click to see more example sentences
play yapmak

I mean, God gave me a body, ability to play baseball, and that's what I wanted to do, give me everything.

Tanrı bana bir beden ve beyzbol oynamam için yetenek verdi ve ben bunu yapmak istiyordum. Bana her şeyi verdi.

A man who don't play sports isn't really a man now, is he?

Spor yapmayan bir adam, gerçek bir adam değildir, değil mi?

He was only playing!

O sadece oyun yapıyordu!

Click to see more example sentences
play etmek

Okay, well, in that case, you can definitely keep playing, right?

Tamam, bu durumda oynamaya kesinlikle devam edebilirsin, değil mi?

Keep playing that song.

Şu şarkıyı çalmaya devam et.

Play, Father, keep playing that song!

Baba, o şarkıyı çalmaya devam et!

Click to see more example sentences
play çalma

But then, a few weeks ago, Somebody started playing my song.

Ama birkaç hafta önce biri benim şarkımı çalmaya başladı.

All right, just keep playing.

Tamam, çalmaya devam et.

Wait, keep playing, please.

Dur, çalmaya devam et lütfen.

Click to see more example sentences
play şaka

No, even Michael wouldn't play a joke like that.

Hayır, Michael bile böyle bir şaka yapmazdı.

Hey, no, he's I'm just playing.

Hey, hayır, o Ben sadece şaka yapıyorum.

Who would play a prank like that?

Kim böyle bir eşek şakası yapar ki?

Click to see more example sentences
play eğlence

Yeah, play something happy.

Evet, eğlenceli bir şeyler çal.

Cody and I were playing a fun game, and then I looked down.

Cody ve ben eğlenceli bir oyun oynuyorduk ardından aşağıya baktım.

Is playing baseball with me fun?

Benimle beyzbol oynamak eğlenceli mi?

Click to see more example sentences
play gösteri

Play seven nights a week, two shows a night, and then call me in six months.

Haftada yedi gece çalın, bir gece iki gösteri ve altı ay sonra beni arayın.

This is a very silly play.

Bu çok saçma bir gösteri.

Some kind of power play?

Bir çeşit güç gösterisi mi?

Click to see more example sentences
play rol yapmak

We're still just playing, right?

Hala rol yapıyoruz, değil mi?

Let's not play innocent, Mrs. Florrick.

Masum rolü yapmayın Bayan Florrick.

Ooh, role-playing sounds good.

Rol yapmak kulağa güzel geliyor.

Click to see more example sentences
play tiyatro

It's just like a play, isn't it?

Tam bir tiyatro gibi, değil mi?

This is not a school play.

Bu bir okul tiyatrosu değil.

There's a theatre in old city that plays old love films

Eski şehirde bir tiyatro var o eski aşk filmleri oynar

Click to see more example sentences
play canlandırmak

Yeah, in that movie, Matt Damon played a genius janitor.

Evet, o filmde Matt Damon dahi bir temizlikçiyi canlandırıyordu.

Scoob and I have been dying to play it.

Scoob ve ben oynamak için can atıyoruz.

This guy is itching to play the game.

Hayır, bu adam oyun oynamaya can atıyor.

Click to see more example sentences
play kumar

You playing cards tonight, son?

Bu gece kumar oynuyorsun, evlat?

Let's play some cards.

Hadi biraz kumar oynayalım.

I played cards that night.

O gece kumar oynadım.

Click to see more example sentences
play tutmak

To keep them safe and make them play better.

Onları güvende tutmak için ve onları daha iyi oynamak.

He keeps the play alive.

O oyunu canlı tutuyor.

Yeah, chicks love a father figure. Keep playing that card, dude.

Evet, civciv bir baba figürü seviyorum., Ahbap bu kartı oynuyor tutun.

Click to see more example sentences
play ilgi

This is not about playing games.

Bu oyun oynamakla ilgili değil.

Robin, I have an emergency, serious play business.

Robin, acil bir durum var, oyunla ilgili.

Josie, it's not even about playing.

Bu maçla ilgili değil Josie.

Click to see more example sentences
play hareket

To play without moving much.

Fazla hareket etmeden oynamak için.

now you're screwed.. now play ping pong in jail. now you act like king kong..

şimdi mahvolduk. . şimdi hapiste masa tenisi oynamak. şimdi king kong gibi hareket. .

And Tank's playing games, blocking Maverick's every move.

Tank oyun oynuyor, Maverick'in her hareketini kesiyor.

Click to see more example sentences
play kumar oynamak

You playing cards tonight, son?

Bu gece kumar oynuyorsun, evlat?

A good few years ago, your dad and Harry played brag together.

Bir kaç iyi yıl önce, baban ve Harry birlikte kumar oynadılar.

And he never, ever, plays during an illinois game.

Ve O asla, ama asla bir Illinois maçı sırasında kumar oynamaz.

Click to see more example sentences
play tiyatro oyunu

It was an interesting film. Almost like a theatrical play.

ilginç bir filmdi. neredeyse bir tiyatro oyunu gibi.

Plays. Like, theater plays?

Tiyatro oyunları gibi mi?

Chief, Vermillion is a play. Oh!

Şef, "Vermillion" bir tiyatro oyunu.

play eğlenmek

U can either play for fun or play to win.

Ya eğlenmek için ya da kazanmak için oynarsın.

Everybody plays, everybody has fun.

Herkes oynar, herkes eğlenir.

It's a game.U can either play for fun or play to win.

Bu bir oyun. Ya eğlenmek için ya da kazanmak için oynarsın.

play davranış

In the meantime, play it cool, act like everything's normal.

Bu arada bir şey çaktırma, her şey normalmiş gibi davran.

Just pretend you're playing the video game.

Sadece video oyunu oynuyormuş gibi davran

play sahne oyunu

Like a scene from a play.

Sanki bir oyun sahnesi gibi.

Yeah. Whole scene played out like the perfect interrogation.

Evet, tüm sahne mükemmel bir sorgulama oyunu gibiydi.

play piyes

A school play!

Bir okul piyesi!

play oynaş

Go play with a female crocodile.

Git dişi bir timsahla oynaş.

play dinletmek

Hey, house, I want to play something.

Hey ev, bir şey dinletmek istiyorum.