English-Turkish translations for point:

nokta · puan · konu · mesele · bakış · amaç · işaret etmek · sayı · göstermek · yer · durum · özellik · an · · neden · burun · derece · aşama · sivri uç · noktalamak · hedef · yarar · anlam · sayılık · virgül · yöneltmek · etki · puanlık · çevirmek · isabetli · vurgu · other translations

point nokta

No, that's not the point the important thing is what you think about it.

Hayır, bu noktada değil Önemli olan şey senin bu konuda ne düşündüğün.

But good work on getting us to this point!

Ama bizi bu noktaya getirmek iyi bir işti.

And that's the point, man.

Asıl nokta bu adamım.

Click to see more example sentences
point puan

No, there's no point system.

Hayır, puan sistemi yok.

Get at least one point.

En az bir puan alın.

Six, seven points.

Altı, yedi puan.

Click to see more example sentences
point konu

No, that's not the point the important thing is what you think about it.

Hayır, bu noktada değil Önemli olan şey senin bu konuda ne düşündüğün.

But wait, that's not the point.

Ama bekle, konu bu değil.

Honey, that's not the point

Tatlım konu bu değil.

Click to see more example sentences
point mesele

True, but that's not really the point, now, is it?

Doğru, ama asıl mesele bu değil, değil mi?

Isn't that the whole point?

Bütün mesele bu değil mi?

That's the whole point.

Bu bütün mesele bu.

Click to see more example sentences
point bakış

And there's nothing wrong with that, but maybe you see my point.

Ve yanlış bir şey ki orada var, Ama belki benim açımdan bakın.

No, see, that's the whole point.

Hayır, bak, zaten bütün mesele bu.

A very interesting point of view.

Çok ilginç bir bakış açısı.

Click to see more example sentences
point amaç

The point is you have a chance to change something, okay?

Amacı bir şeyi değiştirmek için, bir şansın var, tamam mı?

Yeah, that's the point.

Evet, amaç da bu işte.

Mr. Black, if there's a point to this

Bay Black, eğer bunun bir amacı varsa

Click to see more example sentences
point işaret etmek

A lot of things point to her, sir.

Bir sürü nokta onu işaret ediyor efendim.

Don't point at me, buddy.

Beni işaret etme dostum.

It still points, doesn't it?

Hala işaret ediyor, değil mi?

Click to see more example sentences
point sayı

Your Honor, that's not the point.

Sayın Yargıç, konu bu değil.

There is a point, Your Honor.

Bir konu var, Sayın Yargıç.

One final point, your honor.

Son bir nokta Sayın Yargıç.

Click to see more example sentences
point göstermek

But that's the point, he didn't respect them, sir.

Ama konu da bu, saygı göstermedi efendim.

Blood samples point to Kyle and Jill.

Kan örnekleri Kyle ve Jill'i gösteriyor.

This all points to me.

Her şey beni gösteriyor.

Click to see more example sentences
point yer

My point is, David Robert Jones is still out there somewhere.

Demek istediğim David Robert Jones hâlâ dışarıda bir yerde.

That's the whole point of this place.

Bu yerin bütün olayı da bu zaten.

And we still have no point of origin, which means we are nowhere.

Ve biz hala kökenli bir nokta var, ki biz hiçbir yerde anlamına gelir.

Click to see more example sentences
point durum

But the point is, in this case, this time, it really happened.

Ama şu durumda, mesele o ki, bu sefer gerçekten öyle olmuştu.

The point is this is a pretty serious situation, okay?

Olay, bu cidden çok güzel bir durum tamam mı?

The point is, the king is better.

Mesele şu ki, kral iyi durumda.

Click to see more example sentences
point özellik

Yes, but the point is, I'm especially sad today because Aunt Ginny died, and it's a sad day.

Evet, ama önemli olan, özellikle bugün üzgünüm çünkü Ginny teyze öldü, ve bugün üzücü bir gün.

This is Patient Zero, an airline steward from New York and the starting point of this particular group.

Bu Hasta: Sıfır, New York'tan bir havayolu görevlisi ve bu özel grubun başlangıç noktası.

You got a point, private.

Özel bir noktaya değindin.

Click to see more example sentences
point an

The point is, I can't do anything about that now.

Olay şu ki; şu an bu konuda hiçbir şey yapamam.

The whole truth is not the point.

Tüm gerçek şu an önemli değil.

The point is right now.

Önemli olan bu an.

Click to see more example sentences
point

A metal star with sharp points and a crystal inside of it.

Keskin sivri uçlu metal bir yıldız ve içinde kristal varmış.

He had two great, glaring eyes short tail and pointed wings.

İki parlak gözü, kısa kuyruğu ve sivri uçlu kanatları vardı.

Collect points and fly!

Puanları topla ve !

Click to see more example sentences
point neden

Yeah, that's a good point, but why aren't you mad about this?

Evet, iyi bir nokta, ama şu şey için neden sinirlenmedin?

That's the whole point, Daniel. Wednesday is a special day

Bütün neden şu ki Daniel, çarşamba özel bir gün

Question is, why point it at me?

Asıl soru şu: neden bana doğru?

Click to see more example sentences
point burun

Danny, what does devon point mean to you?

Danny, Devon Burnu senin için ne ifade ediyor?

Your nose is still pointed.

Burnun hâlâ sivri uçlu.

They have pointed snouts and wet noses.

Onların sivri ve ıslak burunları vardır.

Click to see more example sentences
point derece

Three or four points

Üç veya dört derece

Starboard one point, sir.

Bir derece sancağa, efendim.

Three points northwest, full speed.

Üç derece kuzeybatıya, tam hızla.

Click to see more example sentences
point aşama

At this point, this is not a military operation.

Şu aşamada, bu askeri bir operasyon değil.

Which is important research, but at this point, it's research, Meredith.

Bu önemli bir araştırma, ama şu aşamada, sadece bir araştırma, Meredith.

At this point almost anything.

Bu aşamada, neredeyse her şeyi.

Click to see more example sentences
point sivri uç

A metal star with sharp points and a crystal inside of it.

Keskin sivri uçlu metal bir yıldız ve içinde kristal varmış.

He had two great, glaring eyes short tail and pointed wings.

İki parlak gözü, kısa kuyruğu ve sivri uçlu kanatları vardı.

It's like poker, but with pointed tips.

Poker gibidir ama sivri uçları var.

Click to see more example sentences
point noktalamak

I had weak points a few years ago.

Bir kaç yıl önce zayıf noktalarım vardı.

Chicago, Omaha, and all points west.

Chicago, Omaha ve batıdaki tüm noktalar.

Vulnerable spots, access points?

Zayıf noktalar, giriş yerleri.

Click to see more example sentences
point hedef

The target has now stopped at the next point.

Hedef şu anda bir sonraki noktada durdu.

Target now stopped at next point.

Hedef bir sonraki noktada durdu.

Targeting the most vulnerable points.

En savunmasız noktaları hedef almak.

Click to see more example sentences
point yarar

At this point, there's nothing I can do to help him.

Şu anda ona yardım etmek için yapabileceğim bir şey yok.

Yeah. The point is, you helped other people today.

Demek istediğim, sen bugün diğer insanlara yardım ettin.

My point is, there's a lot you want to accomplish, Lillian, and I want to help you.

Demek istediğim, başarabileceğin çok fazla şey var Lillian ve ben de yardım etmek istiyorum.

point anlam

And we still have no point of origin, which means we are nowhere.

Ve biz hala kökenli bir nokta var, ki biz hiçbir yerde anlamına gelir.

It wasn't exactly a three point landing, Frank.

Tam anlamıyla bir üç nokta iniş sayılmazdı Frank.

The point is, biologically and emotionally speaking,

Önemli olan nokta, biyolojik ve duygusal anlamda,

point sayılık

We got a three-point ballgame.

Üç sayılık bir oyuna ihtiyaç var.

That's a three-point "math-ket.

Bu bir üç sayılık "Math-ket"ti.

Three-point game to the death.

Ölümüne, üç sayılık oyun.

point virgül

One, seven, four point five zero.

Bir, yedi, dört virgül beş sıfır.

Question mark, exclamation point, and semi-colon.

Soru işareti, ünlem işareti ve noktalı virgül.

point yöneltmek

And I have a phase-pistol pointed at my head.

Ve benim de kafama yöneltilmiş bir faz-silahı var.

The mist condenses on the skyward-pointing waxy leaves.

Sis göğe yönelmiş mumsu yapraklar üzerinde yoğunlaşıyor.

point etki

You know, I was only trying to make a point that Becky's all they got and to win, we've gotta neutralize her.

Biliyor musun, ben sadece yapmaya çalışıyordu Becky onlar var hepsi bu bir nokta Ve kazanmak için, onu etkisiz hale lazım.

My tests of the Aharonov-Bohm quantum interference effect have reached an interesting point.

Aharonov-Bohm kuantum parazit etkisi" testim oldukça ilginç bir noktaya geldi.

point puanlık

And that five point disparity, that is a chasm.

Ve bu beş puanlık fark, büyük bir uçurum.

How come the Bucs are only a ten-point favorite?

Nasıl oluyor da Bucs sadece on puanlık favori oluyor?

point çevirmek

Hey, maybe that's why you're such a good point guard, peripheral vision.

Belki de bu yüzden o kadar iyi bir point guard'sın. Çevresel görüş var.

Just spin the globe and pick a point.

Sadece küreyi çevir ve bir nokta seç.

point isabetli

Things really hit a low point around Christmas.

Şeyler gerçekten Noel düşük bir noktaya isabet.

Accuracy equals focusing on a point.

İsabet oranı bir noktaya odaklanmaya eşittir.

point vurgu

But, of course, that question mark could be an exclamation point or an interrobang.

Ancak, tabii ki, Bunda soru işareti olabilir ünlem işareti ya da bir vurgu