English-Turkish translations for pressure:

baskı · basınçlı, basınç · baskı yapmak · tansiyon · basınç uygulamak · zorlamak, zor · stresli · sıkışma · zorlama · bastırma · other translations

pressure baskı

Because it's a lot of pressure, but it's very important to her.

Çünkü çok fazla baskı olacak. Ama onun için çok önemli.

It's a lot of pressure, isn't it?

Çok büyük bir baskı, değil mi?

No, there's too much pressure!

Bu olmayacak. Çok fazla baskı var.

Click to see more example sentences
pressure basınçlı, basınç

Yes, it's a pressure point key.

Evet, bu bir basınç noktası anahtarı.

Warning, pressure rising to critical levels.

Uyarı. Basınç kritik seviyelere yükseliyor.

Keep it under pressure.

Basınç altında tutun.

Click to see more example sentences
pressure baskı yapmak

Now, maybe we put too much pressure on him.

Belki de ona çok fazla baskı yaptık.

Why, Charlie, darling, would I try to pressure you?

Charlie, hayatım, sana neden baskı yapayım ki?

I won't pressure you anymore.

Artık sana baskı yapmayacağım.

Click to see more example sentences
pressure tansiyon

That's when the high blood pressure started, right?

Yüksek tansiyon da o zaman başlamıştı, değil mi?

A little blue pill for high blood pressure

Yüksek tansiyon için ufak mavi bir hap.

Still no pressure.

Hala tansiyon yok.

Click to see more example sentences
pressure basınç uygulamak

Put more pressure down here.

Buraya daha fazla basınç uygula.

Find the wound and apply pressure.

Yara bulun ve basınç uygulayın.

Here, apply pressure.

Buraya basınç uygula.

Click to see more example sentences
pressure zorlamak, zor

I've had a really difficult few days. Been under a lot of pressure.

Ben gerçekten yaşadım zor birkaç gün. çok baskı altında oldum.

Yes, Philip, giving up Scott and Stonebridge was a pressure decision.

Evet Philip, Scott ve Stonebridge'ten vazgeçmek zor bir karardı.

Campaign pressures get to him sometimes, that's all.

Kampanyanın baskısı onu bazen zorluyor, hepsi bu.

Click to see more example sentences
pressure stresli

It's a pretty high-pressure job, isn't it, Mr. Maxwell?

Bu oldukça stresli bir değil mi Bay Maxwell?

One librarian, two teachers, two high-pressure jobs, probably the City.

Bir kütüphane görevlisi, iki öğretmen, iki yüksek stresli iş, muhtemelen şehirdir.

What happened? High-pressure job.

Ne oldu? Yüksek stresli iş.

pressure sıkışma

And now the sound-pressure level.

Evet, şimdi, ses sıkışma seviyesi.

pressure zorlama

No commitment, no pressure

Bağlanma yok, zorlama yok.

pressure bastırma

You'd have tremors, increased and erratic pressure, pen lift, and hesitation.

Titreme olur. Artan ve düzensiz bastırma, kalem kaldırma ve duraksama.