English-Turkish translations for promise:

söz · söz vermek · vaat · umut · umut vermek · yemin · vaat etmek · sözünden dönme · ümit · ümit vermek · vaad · umutlu olmak · göstermek · cennet · vaat edilmiş toprak · other translations

promise söz

I know it sounds strange, but that's not what's important right now, so promise me.

Kulağa tuhaf geliyor biliyorum ama şimdi bu önemli değil. Bana söz ver.

Forgive me, I promise the next time we go out we'll be alone.

Affet beni, ben sana söz veriyorum, bir dahaki sefere yalnız olacağız.

Just five minutes, I promise.

Sadece beş dakika, söz veriyorum.

Click to see more example sentences
promise söz vermek

I love you so much. And I want you to promise me something.

Seni çok seviyorum ve senden bir şey için söz vermeni istiyorum.

Yeah, but you promised me it.

Evet ama bana söz verdin.

Please, promise. Promise me!

Lütfen, söz verin bana!

Click to see more example sentences
promise vaat

This is a message of hope for a better tomorrow, and it begins here, in Promise City.

Bu bir umut mesajı daha iyi bir yarın için, ve tam burada başlıyor, Vaat Şehri'nde.

I promised her a happy life.

Ona mutlu bir hayat vaat ettim.

What did Gary promise you?

Gary sana ne vaat etti?

Click to see more example sentences
promise umut

This is a message of hope for a better tomorrow, and it begins here, in Promise City.

Bu bir umut mesajı daha iyi bir yarın için, ve tam burada başlıyor, Vaat Şehri'nde.

A real disappointment after such a promising start.

Umut vadeden bir başlangıçtan sonra tam bir hayal kırıklığı.

This looks promising

Bu umut verici görünüyor

Click to see more example sentences
promise umut vermek

This is not a very promising beginning.

Bu pek de umut verici bir başlangıç değil.

It's a very promising idea.

Çok umut verici bir fikir.

It's a promising start.

Bu umut verici bir başlangıç

Click to see more example sentences
promise yemin

But I promise I didn't kill anybody.

Ama yemin ederim, ben kimseyi öldürmedim.

I don't need nothing else I promise, girl, I swear

İhtiyacım yok başka bir şeye Söz veriyorum, kız, yemin ederim

She's really, really good, I promise.

Gerçekten ama gerçekten iyi, yemin ederim.

Click to see more example sentences
promise vaat etmek

You promised me a wonderful life in a new world.

Bana mükemmel bir hayat ve yeni bir dünya vaat ettin.

You promised me an army, Doctor Song.

Bana bir ordu vaat etmiştiniz Doktor Song.

My father promises endless wealth and honor for the Royal Family.

Babam, Kraliyet Ailesi için sonsuz zenginlik ve onur vaat ediyor.

Click to see more example sentences
promise sözünden dönme

I promise we'll go back to find her, all right?

Söz veriyorum, onu bulmak için döneceğiz, tamam mı?

We'll come back for them, promise.

Onlar için geri döneceğiz. Söz veriyorum.

I promise we'll come back.

Söz veriyorum, geri döneceğiz.

Click to see more example sentences
promise ümit

This looks a little more promising.

Burası biraz daha ümit verici görünüyor.

Once he was a very promising scholar but then he had this tricycle accident.

Bir zamanlar ümit vaat eden bir öğrenciydi ama sonra bir üç tekerlekli bisiklet kazası geçirdi.

This route looks promising.

Bu yol ümit verici görünüyor.

Click to see more example sentences
promise ümit vermek

This looks a little more promising.

Burası biraz daha ümit verici görünüyor.

Ah, this looks promising.

Bu ümit verici görünüyor.

That's not a promising beginning.

Pek ümit verici bir başlangıç değil.

Click to see more example sentences
promise vaad

You promised me a son and you gave me a son.

Bana bir oğul vaad ettin ve bana bir oğul verdin.

Promised him one thing, gave him another.

Bir şey vaad etti başka bir şey verdi.

The promise of new life and new beginnings.

Yeni bir yaşam ve yeni başlangıçlar için bir vaad.

Click to see more example sentences
promise umutlu olmak

A minute ago, footprints were boring, now they're very promising?

Bir dakika önce ayak izleri sıkıcıydı, şimdi umut verici mi oldular?

Yes, it looks quite promising for me.

Evet, benim için oldukça umut verici.

Anyway, it all looks very promising.

Neyse, oldukça umut verici görünüyor.

Click to see more example sentences
promise göstermek

You did promise to show me.

Göstermek için bana söz verdin.

Child you promise give me understanding.

Çocuk! Söz ver! Bana anlayış göster.

That deciding member thought you showed promise.

Bu karar üye size söz gösterdi düşündüm.

Click to see more example sentences
promise cennet

You promised me paradise.

Bana cennet sözü vermiştin.

Well he promised a Paradise.

Eh bir cennet sözü vermişti

Who promises you Paradise

Sana cennet sözünü kim verdi?

promise vaat edilmiş toprak

He promised us this land.

O bize bu toprakları vaat etti.